HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

24.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Karmakarışık bir yazı!

Thomas Robert Malthus...

Vikipedi Malthus'un "nüfus teorisi" ile ilgili şunları yazar:

"... 1789 yılında, nüfusbilimi için çok önemli kurallara imza atan çalışması, "Nüfus Artışı Hakkında Araştırma"yı yayımladı. Daha sonra 1803 yılında bu eserini gözden geçirip tekrar yayımladı. Çalışması büyük yankılar uyandırmış ve birçok yeni tartışmaya neden olmuştur. Çalışmasına göre uygun şartlarda herhangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece zamanla kişi başına düşen besin miktarı azalır. Bu fikrinin temeli şudur: Uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın vb.) yoksa popülasyon geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, ...), oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6, ...). Doğada aradaki bu fark, popülasyonda bazı bireylerin ölümlerine neden olur ve bir denge sağlanır.

Bu düşünceleri nedeniyle Malthus geç evlenmek, az sayıda çocuk sahibi olmak vb. hareketlerin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Yine Malthus'a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı ve bu yüzden bu tür bir nüfus planlaması üst sınıflardan ziyade alt sınıflara uygulanmalıydı. Fakir halk kesimlerine yapılan (özellikle kamusal) yardım programlarına karşı çıkmıştır. Her türlü toplumsal müdahaleye ve yardıma muhalif olmuştur.

Malthus'un düşünceleri daha kendisi hayattayken büyük tartışmalara neden olmuştur. Bugün hâlâ Malthus'u savunanlar bulunurken, onu eleştirenlerin de sayısı hayli fazladır. Her ne kadar Malthus'un ve Neo-Malthusçuların 20. Yüzyıl için öngördükleri sefalet ve kriz (aşırı nüfus artışı karşısında yetersiz gıda üretimi) yaşanmamış olsa da, bu tür bir krizin yaşanmamasında gelişen teknolojinin payı büyüktür derler..."

-*-*-

Malthus'un nüfus teorisine göre, dünyadaki besinler, insanlara yeterli değil... Bu da nasıl dengelenir? "Ölümlerle"... "Doğurmamakla"... "Doğum kontrolüyle"...

Dünya'da açlık yani besin bulamama gibi bir sorun mu var?

"Şanslıyız"...

Çok şanslıyız!

Şeyh Nazım hep söylerdi: "Şükretmemiz lazım"...

Elbette Dünya'da gıda bulamayan, yemek bulamayan, su bulamayan "milyonlarca insan" var...

Yetmiyor gıdalar...

Ve her gün binlerce çocuk, açlıktan ölüyor.

-*-*-

Peki ölmezlerse ne olacak?

İnsanlar ölmezse, insan ömrü uzarsa, bir gün gelecek, savaşlar çoğalacak...

Nükleer bombalar kullanılacak ve "milyar"larla ifade edilen ölümler olacak!

Bu kehanette bulunanlar da var!

Veya hastalıklar?

Evet, bir takım insanlar, Tanrı'nın "doğal dengeyi" kurduğuna falan inanır... "Ne kadar çocuğun olursa Allah rızkını verir" diye inanan çok farklı "din" vardır...

Ama gerçek ne yazık ki hiç de öyle değildir.

-*-*-

Birçok hastalığın, sırf ilaç firmaları çok para kazansın diye "geliştirildiğine" inananlar da bulunmaktadır.

Hatta, bazı hastalıkların çaresinin bulunduğu halde, bu çarelerin, yine ilaç firmaları tarafından engellendiği iddia edilir.

-*-*-

Evet, bazı hastalıklarda çok ciddi gelişmeler söz konusudur...

Mesela kanserde...

1950'lerde çok basit bir kanser, insanları çok rahat öldürebiliyordu.

Şimdilerde ise erken teşhis ve tedavi, öldürmeyebiliyor.

Ancak yine de kanser, çok sevdiğimiz insanları, çok erken zamanda aramızdan almaya devam eden bir canavar olmayı sürdürüyor...

-*-*-

Malthus'a dönelim...

Besinler aritmetik dizi şeklinde artar... 1, 2, 3, 4, 5 ve gider...

Ama nüfus, geometrik dizi şeklinde çoğalır... 2, 4, 8, 16 ve gider...

Yetmeyecek mi?

Bir sıkıntı olacağı kesin...

Yiyecekler belki küçücük haplara falan dönüşecek, bilim kurgu filmlerindeki gibi...

Tatları kalmayacak falan...

Ama nüfus bu şekilde ve bu hızla devam ettiği sürece, ileride çok sıkıntılar olacak.

Kıyamet de denebilir bunun adına!

Ama o kıyamet günü, bazı din kitaplarındaki hurafelerin anlattığı şekilde değil, insanın kendi eliyle gelecek...

Şu örnek çok ilgimi çekmiştir: Çinliler eğer Amerikalılar gibi yaşamaya başlarsa, Dünya'da bir kaç ay içerisinde tek bir tane sığır kalmaz!

-*-*-

Yeni nereden nereye geçeceğimi şaşırmış durumdayım ama sevgili Ercan İbrahimoğlu dün 12 yaşındaki oğlunu kaybetti... Allah'tan rahmet dilerim... Başsağlığı da... Acıyı paylaşıyorum... Ama ne rahmet, ne başsağlığı ne de bizim acıyı paylaşmamız, o güzel çocuğu geri getirir...

Ölümlü Dünya!

Öyle dememek lazım...

Kansere çare?

Acaba gerçekten ilaç firmaları mı suçlu?

Tartışmanın, kavga etmenin bir çözüm olacağını sanmıyorum...

Ama, insanların, daha doğal, daha az tüketerek, daha çok paylaşarak yaşaması gerektiği inancındayım...

Kaptan Fantastik diye bir film izledim. Kafam darmadağın oldu... Öyle bir hayat anlatılıyor o filmde ama kapitalizme bir miktar yenik düşüyor adam... İzleyin, yine tartışırız...

-*-*-

100 yıl öncesine, 50 yıl öncesine göre birçok hastalığa çare üretildi...

Ama hâlâ çaresiz olanlar var.

Malthus diyor ki, salgın hastalıklar ve savaşlar, nüfusu dengede tutmaya yarıyor!

Yani "işe yarıyor" gibi bir şey!

Artık salgın hastalıktan ölümler eskisi gibi değil ama yok da değil.

Kısacası, sonuç mu?

Bu yazının ana fikri mi?

Bence bu yazının ana fikri, Dünya'daki gidişatın pek iyi olmadığı yönündedir.

Ölümlere doğru gidiş...

Çünkü gıda değil sadece, enerji de yetmeyecek...

Nükleer enerji mi?

Nereye kadar?

-*-*-

Ve Kıbrıs sorunu mu?

Çözülse ne olur, çözülmese ne olur?

Ölümlü Dünya!

Hasbası çıksın, sinirlerimizi bozdu!

Milliyetçilik asla tatmin olmaz!

İsrail Mahkemesi, yerde yatan yaralı bir Filistinli göstericiyi vurarak öldüren bir İsrailli askeri 18 ay hapse mahkum etti...

Filistinliler bu kararı "şaka" olarak değerlendirdi.

İsrailli milliyetçiler, askerin ceza almasına kızdı.

Milliyetçilik asla tatmin olmaz!

Oysa İsrail Mahkemesi'nin kararı, "cezası az olsa da", tarihi bir karar...

Bardağın dolu kısmını göremez milliyetçilik.

Ve ısrarla, inatla hep haklıdır milliyetçilik.

Bu yüzden beladır tüm dünyaya milliyetçilik!

En çok etkilendiğim olaylardan biri!

Geçenlerde bir yerde rastladım bu olaya... Çok etkilendim...

2001 yılında sanırım Avustralya'da bir köpek balığı, bir çocuğa saldırdı ve ısırıp kolunu kopardı... O sırada çocuğun yanında amcası vardı. Amca, sadece çocuğu kurtarmakla kalmadı...

Eline geçirdiği bir zıpkınla veya su altı tüfeğiyle balığın peşinden gitti... Daldı, balığı öldürdü... Çocuğun kolunu karnından çıkardı... Ve hastanede o kolu çocuğa yeniden "taktılar"... Ya da diktiler... Ve o kol sağlıklı bir şekilde çalışıyor...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.