Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

03.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kayalık deyip geçmeyin!

Kardak Kayalıkları...

Nedir bu kayalıklar?

Efendim, bu kayalıklar, Muğla'ya 7 kilometre uzaklıkta, 40 dönümlük bir "kara parçası"...

40 dönüm?

Dört futbol sahası büyüklükte bir yer... Ne ağacı var ne otu... Yani faunasız, florasız bir yer...

Efendim, bu kayalıkların önemi nerede?

Bu kayalıklar, Birinci Dünya Savaşı ve akabinde Kurtuluş Savaşı'nı takip eden yıllarda, önce İtalyanlara, sonra Yunanlılara kalmış... Ama çizgi üzerinde hatta Türk tarafında olduğunu iddia eden de yok değil...

Karasuları kavgası!

Yunanistan ve Türkiye arasında, eğer sorun çıkarmak isteyen varsa, "Kardak" deyip, cepheye saldırıyor!

Ada'nın halk arasında "İkizce" ve Yunanca "Imia" diye bazı isimleri daha var...

Türkiye başta olmak üzere, ne zaman ülke içinde bir seçim ya da bir benzeri olay yaşanacaksa, bu Kardak meselesi, mutlaka manşetlerden gündeme gelir...

Türk komutan gider burada fotoğraf çektirir... Yunan hücumbotu taciz eder, sonra bir Türk hücumbotu tacize başlar...

Haber manşetlerde...

Ardından, Yunan Başbakan Yardımcısı helikopterden Ada'ya çelenk atar ve gerginlik de artar falan...

Ve gazeteler yazar...

Televizyonlar yayınlar...

"Kayalık deyip geçmeyin", mesele iki ülkenin tarihi heyecanlarına malzeme oluverir ve bu arada iç sahnede seçim havasına ayrı bir renk verilir.

Kıbrıs'ta da, mesela seçim dönemleri, müzakerelerin kesilmesine neden olur...

Neden?

Çünkü Türk - Rum ya da Türk - Yunan hiç fark etmez; milli meseleler kullanılarak, siyasiler oy kazanır!

Ne ayıp, ne yazık, ne cahilce, ne geri kalmış bir tavır!

Yasalara uymak!

Yargıtay sıfatı ile oturum yapan üç yargıçlı mahkememiz, kamuda görevli doktorların özelde çalışmasının "yasadışı" olduğuna karar verdi.

Şimdi, kamuda doktorların maaş ve özlük hakları konusu ayrı bir meseledir...

O konuya hiç girmiyorum...

Defalarca söyledim, doktorlarımız bizim baş tacımızdır...

Allah doktorlarımıza ve tüm sağlık çalışanlarına zeval vermesin.

Ama mesele o değildir.

Mesele, bu ülkede yıllardır onlarca doktorun yasadışı iş yapıyor olmasıdır.

Ve bu konuyu herkesin seyirci olarak izlemesi konusudur.

Serbest Çalışan Hekimler Birliği dava açmamış olsaydı, bu suç işleme devam edecekti.

Meseleyi lütfen doktorların maaşlarına çekmeyin!

Özlük haklarını karıştırmayın!

Kimsenin umurunda değildi!

Ve doktorların büyük çoğunluğu suç işliyordu!

Şimdi, mahkeme, "6 ay süre" verdi...

Bu altı ay içerisinde yasal düzenleme olmazsa, kliniği olan ya da özelde ameliyat yapan doktorlar ve Sağlık Bakanı hapse mi gidecek?

Ve bunca yıldır işledikleri suçlar da dikkate alınıp, hapis cezası çok yüksek mi olacak?

Sanmıyorum...

Ama bu ülkede çok ciddi şeylerin yapılması gerektiğinden de eminim...

6 ay sonrasını da doğrusu merak ediyorum!

Bu arada belirtmek istiyorum...

Eğer yanlış bilmiyorsam, Kıbrıs'ta, İngiliz döneminden kalan bir yasa gereği, "dansözlük" de yasak!

Memleket dansöz dolu!

Sanatçılar lütfen üzerlerine almasın; onlar dansöz değildir. Dans sanatçısı başka şeydir, "dansöz" başka şey!

Bilen bilir!

1974 sonrasının göstergesi narenciye!

Yeni nesil bilmez ama bir zamanlar Lapta ve Mağusa'da, en az Güzelyurt kadar kaliteli narenciye bahçeleri vardı!

Lapta'nın limonu, Lefke'nin portakalı kadar kaliteliydi.

1974 sonrası bu ülkeyi kesinlikle yönetemedik.

Narenciye'de geldiğimiz nokta, bunun en acı göstergesidir.

Mağusa'da değil narenciye bahçesi, tek portakal ağacı bile kalmadı sanırım.

Lapta'da limonlar, betona dönüştü.

KKTC'nin ilelebet devamının "çözüme" alternatif olduğunu söyleyenlere sesleniyorum; KKTC, narenciyemizin de patatesimizin de iflasının tek sebebidir...

1974'te sadece Güzelyurt bölgesinde 75 bin dönüm narenciye vardı... 30 binin altındayız...

Lapta ve Mağusa'da, en az 30 bin dönüm narenciyeden bahsediliyor...  Şu anda sıfır dönüm!

Sonsuza dek yaşatın; bir diyeceğim yok ama 40 yıl sonra, gölgesinde oturacağımız tek ağaç da kalmaz bu gidişle!

Olsun canım, kumarhanelerimiz artar inşallah... Ve kerhanelerimiz de! Ne olacak ki!

ELAM meselesi!

ELAM, sadece Güney Kıbrıs'ta değil, Dünya'nın bir çok ülkesinde, inkara kalkmayın bizde de var olan "Irkçı" bir örgütlenmedir...

"Bizden" tek farkı, bu örgütün, nefret listesinin en başında "bizim" olmamızdır...

Hem dini açıdan hem de etnik açıdan, ELAM'ın "nefret" listesinin en başında olmamız, bizde de benzer düşüncede olanların olmadığı anlamı çıkmaz!

Benzer düşünce derken; "dışlamacılık"tan bahsediyorum.

Bizde de "gavur" diyerek, düşman yaratmıyor muyuz?

"Gavur" olduğu için, insanları döverek öldürmedik mi?

Gay ve lezbiyenlerden nefret etmiyor muyuz?

Lütfen yani, aklanmayın, paklanmayın!

Kısacası demek istediğim, ELAM ya da Ortodoks Kilisesi hatta Rum nüfusun yarısından fazlası bizi "nefret listesinin" başına koyuyor diye, Kıbrıs sorununun çözümünden kaçmanın mantığı olamaz...

Güvende değiliz, çünkü arabalarımızı çiziyorlar!

Dolayısıyla güvende olmalıyız ki, Güney’e geçtiğimizde ELAM'cı geri zekalı faşistler bize taş atmasın!

Öyle mi?

Peki, siz dünkü gazetelerimizi okudunuz mu?

Denizimize pislik bırakılması mı daha tehlikelidir yoksa arabamıza taş atılması mı?

ELAM mı daha tehlikelidir yoksa, cebinde 500 uyuşturucu hapla Girne Limanı'ndan elini kolunu sallayarak giren uyuşturucu satıcısı mı?

Yani, senin toplumunun karşı karşıya olduğu tehlikeleri, etnik temele dayandırıp ayırmayacaksın!

Güvenlik sorunun varsa, tedbirini alacaksın!

Olası bir çözümde, polisim, benim polisim olacak!

Burada istihdam edilecekler...

Topluma hangi etnik kökenli suçluların daha ciddi tehlike vereceği endişesine kapılmaya hiç gerek yok!

Haaaaa, siz hâlâ, "bunlar toplanıp Akritas Planı'nı hayata geçirecek ve bir gecede bizi kesecek" iddiasındaysanız, ya uyanın derim ya da aldığınız rüşvetleri, komisyonları sorgularım!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.