Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

28.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kibariye ve YÖDAK

Kibariye ile YÖDAK arasında nasıl bir alaka olabilir?

Olamayabilir. Olmaz. Yoktur!

Peki size, hayatta meyhane masasında dinlenebilecek en muhteşem "Sil baştan başlamak gerek bazen..." desem ne düşünürsünüz?

Elbette sizin de vardır bu türden şarkılarınız...

İşte bu şarkıyı en iyi yorumlayan şarkıcıların başında bence Kibariye gelir...

Ve bu şarkı, YÖDAK' ı şu anda en iyi tarif eden bir şarkıdır.

Efendim, YÖDAK' ın beş tane profesör üyesi var... Bir tanesi Mehmet Hasgüler... Hasgüler hocayı çok eski yıllardan tanırım ve çok severim. Öteki üyeleri ismen ve cismen bilirim ama "tanıyorum" dersem, KKTC'de siyasetçilik yapıyor olurum!

YÖDAK'ta çok ciddi sıkıntılar var mı?

Aslında olaya nereden baktığınıza bağlı...

Belki de "gayet normal ve olması gereken sıkıntılar var" diyebilirsiniz...

Hatta "belki" biraz fazla, normal sıkıntılar var demek bile yanlış olmaz.

Ancak, bir başka açıdan bakarsanız, YÖDAK tıkanmıştır, tükenmiştir ve kesinlikle "sil baştan başlamak" gerekmektedir!

YÖDAK'taki çöküşe sebep olan kavganın temelinde görünen bir kaç konu var...

Birincisi, YDÜ' nün ilkokul veya ana sınıf öğretmeni yetiştirebilmesi meselesi.

Bir diğeri, Girne Üniversitesi'nin "isim" kavgası...

Bir ötekisi, aynı üniversitenin tıp ve hukuk dahil bazı bölümlerinin akreditasyonu meselesi ve ötekisi de "pilotluk" eğitimi.

Bu kavgaların birincisinde KTÖS de taraf... Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası... Sendika yani KTÖS, ilkokul öğretmenliğinin tek adresinin "Atatürk Öğretmen Akademisi" olmasında ısrar ediyor...

Konu mahkemeleşiyor... YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş, taraf tutmakla, YDÜ'yü kayırmakla falan suçlanıyor.

İkincisi, GAÜ ile YDÜ arasındaki bir kavga...

Üçüncüsü ve dördüncüsünde de YDÜ - GAÜ çekişmesi söz konusu...

Peki, bu kavga ya da kavgalar çok önemli bir şey mi?

Bilmiyorum doğrusu... Çünkü kavgaya sebep olan bölümlerin çoğu, Ankara'dan yani YÖK'ten onaylı... Kısacası YÖDAK zaten aşılmış durumda falan.

Ama bu kavga, çok çirkin.

Çok gereksiz.

Çok anlamsız.

Çok değersiz.

Ve bu kavganın taraflarını dinlediğiniz zaman, hepsi haklı çıkabiliyor.

Ben dün Prof. Gökçekuş'u dinledim... Yani o kadar haklı, o kadar güzel savunması var ki birçok noktada; gidip öteki üyeleri vurasım geldi!

Ama örneğin Hasgüler hocayı dinlediğim veya okuduğum zaman, Gökçekuş'u vahşi köpeklere yedirmek de geçebilir içimden!

Şaka bir yana; mesele gerçekten "ayıp" ve "utanç" noktasındadır.

KTÖS' ün hukuki pek geçerliliği kalmadığını düşündüğüm itirazı dışında, YÖDAK' taki kavganın temelinde, YDÜ ve GAÜ üst yönetimleri; hatta en zirve noktaları arasındaki gereksiz rekabet yatır.

Bu gereksiz ve zarar verici olduğuna inandığım rekabet sonlandırılmalıdır. Rekabet, daha çok akademik üretim, daha çok araştırma, daha çok bilimde olmalıdır.

Çünkü sonuçta, kavganın zararı, sadece KKTC yüksek öğreniminedir.

Hükümetin de bu konuda devreye girmesi kaçınılmazdır.

Efendim, üyeler görev süreleri dolmadan YÖDAK' tan uzaklaştırılamaz mı?

Hayır, uzaklaştırılır.

Bu konuda yasal engel varsa, Meclis ilk gün oturur o engeli de cız bız eder...

YÖDAK' taki kavga, bilimle alakalı değildir.

Çok gereksizdir, zarar vericidir ve bu kurumda kesinlikle "sil baştan başlamak gerekmektedir"...

Son kalemiz futbol

E yok, bu ülkede güzel şeyler de olmuyor mu?

Oluyor.

Yiğidi öldüreceksiniz, hakkını vereceksiniz.

Başbakan Hüseyin Özgürgün'ün "özel yakınlığı" elbette vardır ve olmalıdır; futbolumuzda güzellikler yaşıyoruz...

Süper Lig başladı... Çok güzel maçlar izledik...

Artık gece maçlarını daha çok yapacağız...

Lefkoşa Atatürk Stadı'ndan sonra, Girne 20 Temmuz Stadı da ışıklandırıldı...

Bu stadın adına, çok doğru ve çok güzel bir kararla, Mete Adanır adı da eklendi...

Mete Adanır Stadı'nda, Pazartesi gecesi Leymosun Derbisi oynandı.

Doğan - Ocak ve futbol sevdalıları, ışıklandırılan stadı doldurdu. Hem de tıklım tıklım... Ne oturacak, ne ayakta duracak yer vardı.

Kale arkasında, Sevgili Mesut kardeşimin (Girgen) yeri bile doluydu...

Hayatımda ilk defa bu topraklar üzerinde "yer yok" diye devre arasında sahadan ayrıldım.

Hayır kızmadım.

Yer bulamadığım için sevindim bile...

Ve tabii ki "uzağı da göremediğim" daha bariz şekilde ortaya çıktı bu arada...

Bu ülkede güzel şeyler de oluyor ve olmalı...

Mete Adanır Stadı şahane oldu...

Zemini, ışıkları, skor bordu...

Ve o kalabalık... O sevgi... O Leymosunlular...

Maçı kim mi kazandı?

Dün spor sayfalarımızda skor vardı... Doğan Türk Birliği kazandı... Ama Türk Ocağı da ev sahibiydi... Umarım bilet geliri, yüzleri güldürmüş ve Ocak, "asıl kazanan" olmuştur.

Tribünlerin dolduğu, coşkulu kalabalığın izlediği maçlar çok eğlendirici oluyor.

Bu yıl, bu sevgiyi bir kez daha verelim futbolumuza...

Pazartesi akşamı gibi değil elbette... Çünkü o kalabalık görkemliydi, o kalabalık çok şahaneydi...

Kadını, çocuğu maçtaydı.

Kabine neredeyse oradaydı...

Spor camiası eksiksizdi...

Muhteşemdi kardeşim, muhteşemdi...

Ve unutmayalım; son kalemizdir futbolumuz...

Sahip çıkalım... Hafta sonlarımızı maç saatlerine göre ayarlayalım.

Alalım çocuklarımızı, ailelerimizi "maça gidelim"...

Daha önce de yazmıştık!

Unutmayalım!

Futbolumuz son kalemizdir ve düştüğü gün, teslimiz...

Biz de aynısından yapmalıyız!

"Depate"... Ne demekmiş "debate"?

"Dibeyt" olarak telaffuz edebileceğimiz bu kelimenin anlamlarından biri "tartışma"...

Yani "Tv Debate" dersek, "Televizyon Tartışması" tanımlamasına gelebiliriz.

Bunu biz de yapmalıyız...

Amerikalılar yapıyor... Ve milyonlar heyecanla bekliyor. Bu heyecan, özellikle kararsız veya tarafsızların oylarını da etkiliyor.

Tartışmak; demokrasinin temelidir.

Seçime giren adayları aynı TV programına alacaksınız, tek bir sunucu olacak ve iki "yarışmacıya" da aynı soruları soracak.

Her türlü kir, pas dökülür.

Ama aynı zamanda, adayların kapasitesi de ortaya çıkar.

Amerika'da yaklaşık altı hafta sonra, yeni başkan belli olacak.

Defalarca yazdık, bu seçimin sonucunda Amerika'nın bizi de ilgilendirebilecek uluslararası siyasetinde bir değişiklik olmaz ama "delilik" olabilir... Çünkü adaylardan biri resmen "deli"...

Hem "manyak", hem "ırkçı", hem de "resmen deli"...

Donald Trump.

Ne söylediğini doğru dürüst bilmiyor.

Dünyayı doğru dürüst tanımıyor.

Çok aşırısına müsaade etmeyebilirler ama çılgınca tavırlara girişebilir...

Kazanma şansı var mı?

Trump ve Hillary Clinton, geçtiğimiz Pazartesi akşamı ilk kez TV tartışmasına çıktı.

Sadece Amerikan gazeteleri değil, Dünya medyası bu tartışmaya büyük ilgi gösterdi.

Genelde, Clinton'un daha başarılı olduğunu söyleyenler çoğunlukta...

Bazı yorumculara göre, temel siyasette pek bir farkları yok... Ama "cehalet" ve "saldırganlık", Trump'a puan kaybettirdi.

Yine aynı yorumculara göre, Trump'ın, "dalga geçmeye çalışan, rakibinin konuşmasını sürekli kesen tavrı" da puan kaybetmesine neden oldu.

IŞİD gündeme geldi mesela... IŞİD, çok yeni bir örgüt sayılıyor... Üç - beş yıllık... Trump, Clinton'a, "sen yetişkin ömrünü IŞİD ile savaşa ayırdın" demeye kalktı... Çok sayıda siyasi yorumcu, Trump'ın, Amerika'nın en birinci düşmanı kabul edilen IŞİD'le ilgili zerre bilgisi olmadığını kaydetti...

Büyük bölümünü izledim.

Keyif aldım.

Bizde de mutlaka olmalı diye düşünüyorum.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.