Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

01.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kıbrıs meselesinde son durum! (Başka bir başlık bulamadım)

Ülkemizde hükümeti temsil eden iki partinin Kıbrıs sorunu

ile ilgili duruşunun ELAM’dan pek farklı olduğunu düşünmüyorum...

Çünkü tümünün soruna bakışlarının temelinde ırkçılık vardır.

Diskriminasyon vardır...

Tek fark, ELAM’ın saldırgan ve ne yazık ki “dürüst” olmasıdır... Evet, ELAM popülist davranmıyor, açıkça ırkçılık yapıyor ve ne istediğini net söylüyor...

Onlar içlerindeki kini dışa vurabiliyor... Sonuçta onların temel prensibi, “Türk'lerle yaşayamayız” dır... Bizimkilerin temel felsefesi farklı mı peki? Hayır değildir, bizimkiler de “Rumlarla bir arada olamayız” noktasındadır... Yaklaşım, ırkçılık temelindedir ve zerre fark yoktur... Her iki grup da geçmişteki kötü anılar üzerine siyaset yapmakta ve geleceğin mutluluğunu paylaşmayı reddetmektedir. Ancak tekrar ediyorum, ELAM bilinendir; bizimkiler gizleyendir!

Hükümetin müzakere heyetinde temsilci talebi, yeni bir talep değildir...

CTP henüz Türkiye tarafından ıslah edilmeden önce aynı talep hep gündemdeydi.

Mehmet Ali Talat defalarca bunu Rauf Denktaş'tan talep etmiştir.

Şunu da söylemek lazım; demokrasi anlamında hükümetin talebi doğrudur. Ama hükümetin şu andaki mevcut çabası, demokrasi amaçlı değil, doğrudan müzakere sürecini berhava amaçlıdır.

Ve bu noktada çok önemli bir konuyu cidden analiz etmemiz lazım...

Hükümet, Türkiye’den tamamen uzakta mı bu tavrı takınmaktadır yoksa Türkiye bu saldırıların arkasında mıdır?

Komplo teorisi yazacak olursak, UBP ve DP’nin tavrı ile Akıncı’nın tavrı aslında Tahsin Ertuğruloğlu’nun geçtiğimiz günkü basın toplantısında itiraf ettiği gibi bir taktik icabı mıdır?

Eğer böyleyse ne ala! Yani, Akıncı masaya oturduğunda, tıpkı Rum tarafının yaptığı gibi “bakın arkamda beni parçalamak isteyenler var” demek için mi UBP ve DP sürekli kavga çıkarıyor? Ve Türkiye bundan haberdar mıdır?

İkinci komplo teorisini dün Afrika Gazetesi yazdı... Türkiye hükümeti Akıncı’ya karşı kışkırtıyor ve aslında Türkiye çözüm istemiyor... Yani Türkiye, tavşana kaç tazıya tut diyor... Akıncı'ya destek veriyor ama DP ve UBP' ye de gaz verip, geriden bombardımanı yönetiyor... Düğmeye Ankara'dan basılıyor, balistik füzeleri UBP ve DP'nin kadroları fırlatıyor... Olabilir mi? Elbette olabilir!

Üçüncü komplo teorisi ise şöyle: UBP ve DP, geçen referandumda olduğu gibi yani 2004’teki gibi Türkiye ile çatışır noktadadır... Yani Türkiye aslında yine çözümü destekleyecek veya daha doğru ifadeyle referandumda "evet" diyecek; UBP ve DP'yi de sallamayacak!

Eğer üçüncü teori doğruysa, bizim taraf “kesin evet der” diyebilirim...

İkinci doğruysa, çözümü unutun...

Birinci doğruysa, yine bizim taraf “evet”çidir...

Kısacası, tam olarak ne konuşulduğunu, ne pişirildiğini bilmiyoruz...

Müzakerelerden de, iki tarafta çevrilen filmlerden de tam haberdar değiliz...

Türkiye'nin ne istediğini bilmiyoruz.

Ve havadayız! Sallanıyoruz! Kesin düşeceğiz... Bu düşüş "hafif iniş" olursa ne ala; ancak güm diye çakılırsak, parçamızı bulmayacaklar; emin olun!

Trump ve Meksikalılar

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Trump, sık sık nefret söylemlerine konu ettiği Meksika’nın Devlet Başkanı Nieto ile görüşeceğini açıkladı.

Trump, Meksika Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto’nun “Onun söylediği bazı şeyleri kabul edemem ancak kesinlikle saygı duyarım ve gelecek ABD başkanı kim olursa olsun onunla çalışmaya bakacağım” sözleriyle ilgili olarak “Onunla görüşmek isterdim. Kesinlikle onunla görüşmek isterdim” demişti.

Trump, aday adaylığını açıkladığı dönemde ilk olarak Meksikalı göçmenlerle ilgili ırkçı çıkışlar yaptı... "Tecavüzcüler" ifadesi dahil olmak üzere her türlü söylemi kullandı.

Çok sık bir şekilde, başkan seçilmesi halinde 11 milyon yasa dışı göçmeni sınır dışı edeceğini açıkladı ki bunların çoğunun Meksikalı olduğu biliniyor...

Trump, Meksika sınırına duvar öreceğini de dile getirdi... Üstelik bunun masrafını da Meksika'nın ödeyeceğini öne sürdü...

Nieto ise hiçbir koşulda sınıra duvar örülmesi için Meksika'nın herhangi bir ödeme yapmayacağını ifade etmişti.

Nieto ayrıca, ABD Başkanı Barack Obama ve Kanada Başbakanı Justin Trudeau’yla birlikte Kuzey Amerika Liderler Zirvesi’nde düzenlediği basın toplantısında suçlayıcı ifadeler kullanmıştı... Meksikalı başkan, Trump’ı Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler ve İtalyan faşist lideri Benito Mussolini’ye benzetmişti.

Trump, Meksika'ya gitmek ve başkanıyla görüşmekle sizce ne yapıyor?

Her faşistin yaptığını yapıyor... Makyavelist bir tarzla, hedefe ulaşmak adına her yolu mubah sayıyor... Çünkü oyları - desteği düşüyor... Aptalca ve ırkçı bir şekilde açıklamaları nedeniyle ilk başta topladığı oylar yavaş yavaş eriyor... Kendi partisinden bile "oy vermeyeceğiz" diyenler ortaya çıkıyor... Haliyle, "oylarını istemem" dediği Meksika göçmenlerine bir miktar yalakalık etmek zorunda kalıyor...

Tipik "sağcı" siyaset tavrı!

Oy uğruna, her şeyi yapabilme duruşu!

İki konu!

Zafer Bayramı'nı törenlerle kutladık... Ne töreni Allah aşkına? Ne töreni?

Zafer Bayramı, Türkiye'nin en önemli bayramlarından biridir. 30 Ağustos, çok önemli bir tarihtir ve kesinlikle kutlanmalıdır.

Ancak geçtiğimiz gün Lefkoşa'da izlediğimiz tören, kimse kusura bakmasın ama bu tip bir törenin kesinlikle artık yapılmamasını haykıran bir törendir.

Evet bir tebrik kabulü; evet bir resepsiyon; evet bir balo; evet bir kokteyl...

Hatta o günün anısına çocukların katılabileceği bir karnaval tip eğlence; onlara Atatürk'ü bir şekilde daha iyi anlatan, sıkmayan filim gösterimleri falan... Hepsine yes!

Ama 30 Ağustos Salı günü Lefkoşa'da gördüğüm tören, resmen felaket!

Herkesin suratı asık... Resmi kıyafetli, kravatlı, topluklu ayakkabılı adamlar - kadınlar...

İstiklal Marşı... Bando... Araç üzerinde, sağlık ve güvenlik kurallarına aykırı ve çok tehlikeli bir şekilde, Cumhurbaşkanı ile Büyükelçi ve Komutan'ın "Bayramınız Kutlu Olsun" geçişi... Askerlerin geçit resmi... Bir konuşma... Kapanış... Katılan vatandaş sayısı iki elin parmakları kadar... Hiç gerek yok...

 

-*-*-

 

TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın Che Guevara ile ilgili sözlerinin doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgilenmiyorum... Elbette herkes Che Guevara'yı sevmek mecburiyetinde değil... Che Guevara'yı her hangi bir "sağcı" siyasetçinin övmesini beklemek de doğru değil...

Ammaaa, mesele bu değil!

Mesele, bazı ulusların, halkların, bazı dinlere mensup kişilerin "kutsal" saydığı, "kahraman" kabul ettiği kişilere hakaret edilmemesi gerektiğidir.

Mesela Sayın Kahraman'ın en kutsal saydığı kişi eminim ki İslam Dini Peygamberi Hz. Muhammed'tir... Ve eminim ki, kutsal sayılan bir kişiye hakaret edilmesini kendisi de kabul etmemektedir.

Efendim Guevara ile Muhammed "eşit" mi?

Bu soruyu sakın devrimcilere sormayın?

Bilmem anlatabildim mi?

Saygı!

Eğer siz kutsal değerlileriniz için saygı bekliyorsanız, başkalarının da aynı şekilde değerlilerine değer vermek zorundasınız... Haaaa hiç sevmeyin! No problem! Ama saygı duyun...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.