Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

01.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kıbrıslı Türkler, uzlaşı, çözüm ve taviz

"Taviz vermek"...

Nedir sizce taviz vermek?

Taviz vermek, "ödün vermek" olarak da adlandırılır...

Anlamı da şudur:

"... Uzlaşma sağlayabilmek için haklarının, isteklerinin ya da savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına olarak, vazgeçmek, karşılıklı birtakım özveride bulunmak..."

Uzlaşma sağlayabilmek?

Demek ki, bir uzlaşma ihtiyacı söz konusuysa, taviz vermek lazım...

Uzlaşmaya ihtiyacımız var mı?

Eğer varsa, haklarımızdan, isteklerimizden veya savlarımızdan "karşı taraf yararına" vazgeçeceğiz...

Kıbrıs sorunu da böyle bir şeydir...

Şimdi, mevcut durumdan, yani statükodan nemalanan bir sürü kardeşimiz var... Onların uzlaşmaya ihtiyacı var mı?

Hayır yoktur...

Adam veya kadın, hayatında hiç bir iş yapmamış...

Bu toplum için tek kuruşluk emeği yok.

Kısa sürede terfi almış... Orada burada, "olmayan bir devletin", "büyükelçisi" olmuş...

Ekmek elden su golimbadiden, evlatları okutmuş...

Onları da devlet memuru yapmış...

Rum toprağını eşdeğer adıyla almış... Güneyde bıraktığı toprağı da satmış...

Şimdi 10 bin TL emekli maaşı... Bankada 500 bin sterlin ikramiyeden çevirme döviz hesabı...

"Akıncı taviz verdi" diyor!

Benzer çok örnek verebilirim.

Efendim, "Türkiye bize yeter" diyenler de var.

Nasıl yetiyor bize Türkiye?

Sürekli harçlık vererek ve "çok harcadın evladım" diye de sürekli aşağılayarak mı?

Ben bir babayım ve evlatlarıma evet harçlık veriyorum hatta masraflarını karşılamak için didiniyorum ama en çok da "lütfen çalışın, lütfen çalışın" diyorum...

Çalışmaları daha iyi değil mi?

Türkiye'ye her hangi bir ürünümüzü satabiliyor muyuz?

"Türkiye'nin 80 milyonluk nüfusu neyimize yetmez?" diyor "çözüm karşıtı gruptan birçok kişi"...

Peki, bu 80 milyonluk pazara yılda sadece 50 milyon dolarlık ihracatımız ama neredeyse 2 milyar dolarlık ithalatımız olması nasıl açıklanır?

Yani fazla uzatmaya gerek yok.

Mesele Türkiye'yi kötülemek meselesi de değildir.

Çünkü, Türkiye'nin bir suçu olduğuna inanmıyorum.

Mesele bizdedir...

Geriye gidiyorum ve "Kıbrıs sorununda uzlaşıya ihtiyacımız var mı?" sorusunu bir daha soruyorum...

Evet, kesinlikle vardır!

"... KKTC kendi yoluna devam eder" demeyin... Çünkü edemiyor, etmedi ve etmeyecek...

"... Kendi içimizi temizleyelim, Kıbrıs sorunu çözülmese de biz hazır olmalıyız" da demeyin... Çünkü 1974'ten bu yana yaşadığımız tecrübe bize gösteriyor ki, kendi içimizi temizlemek için de hukuki bir zemine ihtiyacımız var...

Yani, Kıbrıs sorunu çözülmelidir.

Kıbrıs sorununu çözmek için de güvenlik ve garantiler ya da toprak dediğimiz başlıklarda "taviz" vereceğiz...

Çünkü çözüm bizim için elzemdir...

Efendim, "çözüm bizim için elzemdir dediğimiz zaman masada elimiz zayıflıyor" iddiasını hiç dile getirmeyin...

Kıbrıs sorununun çözümü bir tek bizim için, yani Kıbrıslı Türkler için "acil"dir...

Kıbrıslı Türkler dışında kalan tüm çevrelerin hali vakti yerindedir. Gidecek yolları da vardır. Tükenme gibi bir korkuları da bulunmamaktadır.

Ancak Akıncı öyle dedi diye, Kıbrıslı Türklerin "KKTC" diye bir güzergahı olamaz...

-*-*-

Peki çözüm olmazsa ne olur yani?

Herkes çok iyi bilmek zorundadır ki; büyük balık küçük balıkları yutar...

"An gelir, paldır küldür yıkılır bulutlar" diyor ya Ahmet Kaya; o an gelir, paldır küldür bulutlar yıkılır mı yıkılmaz mı bilemem ama Maronit'lerden beter oluruz... 69 köyü vardı Maronit'lerin...

1571'de 69 köyde Maronit vatandaşlar yaşardı. 1878'de köy sayısı 4'e düştü...

307 senede 65 Maronit köyü yerle yeksan olmamış olabilir ama "ben Maronitim" diyen kalmadı...

O köylerde çoğunlukla Kıbrıslı Rumlar ve az da Kıbrıslı Türkler yaşamaya devam etti.

Kıbrıs'ta, tükenen Kıbrıslı Türklerin yerlerinde de yaşam devam edecektir elbette...

Ancak, kültürüyle, geleneğiyle, göreneğiyle, hatta dili ve diniyle, yemeğiyle, içkisiyle, mangalıyla, molehiyası ve gologasıyla, bullezi ve kellesiyle tek bir Kıbrıslı Türk kalmayacak.

Çözüm mü dediniz?

Uzlaşı mı dediniz?

İyi düşünün!

Bu adam Dünya'nın başına ciddi belalar açacak!

Amerika pek alışık değil...

Onlar da alışıyor...

Donald Trump manyağının kararlarına uymayacak olan 100 kadar Dışişleri Bakanlığı çalışanına, "istifa edin" çağrısı yapılmış...

Oysa Dünya "tasfiye" denen olaya Hitler'den beri alışık...

Bütün "faşist" yönetimlerin çok önemli bir tavrı ve siyasetidir "tasfiye".

"Purge" da denir...

Hitler Almanyası’nda yani Nazi ideolojisinde ilk sistemli tasfiye "Uzun Bıçaklılar Gecesi"dir...

Hitler, muhaliflerini bir kaç gecede "tasfiye" etmiştir...

15 Temmuz 2016'da, Türkiye'deki FETÖ Kalkışması sonrası yaşananların büyük çoğunluğu da "tasfiye"yi içermektedir...

Ve demokrasinin beşiği Amerika da şimdi Trump ile tasfiye dönemini yaşamaktadır.

Bu adam, hem kendi ülkesine, hem de Dünya'ya ciddi bela açacak...

Bu kesin!

Fransa'da "solcu" aday!

Fransa'da Sosyalist Parti'nin cumhurbaşkanı adayı eski eğitim bakanı Benoit Hammon oldu. İki turlu ön seçimde eski Başbakan Manuel Valls'ı geride bırakan Hamon, temelde iki kanada bölünmüş olan partinin sol kanadında yer alan bir isim.

Benoit Hamon, neo-liberalizm karşıtı bir çizgiyi savunuyor ve politikalarıyla, İngiltere İşçi Partisi'nin lideri Jeremy Corbyn ve 2016'da ABD'de Demokratların Başkan aday adayı Bernie Sanders'ın savunduğu politikalar arasında paralellikler kuruluyor.

Bir yanda gerek Amerika ve İngiltere'de; gerekse birçok Avrupa ülkesinde yükselen "ırkçı - faşist" partiler; öte yanda öne çıkan "devrimci" sayılabilecek solcu isimler...

"İki kutuplu Dünya"ya doğru bir gidiş söz konusu sanırım... Ama bu iki kutuplu Dünya'da, "solun", geçmişteki liderliği yerinde değil... Sıkıntı da orada...

Dünya solu, yeni bir toparlanma ve liderlik ihtiyacı hissediyor...

Bu arada belirtmekte fayda var; kapitalizm ve aşırı milliyetçilik var olduğu sürece; sosyalizm mutlaka var olmuştur, var olacaktır. "Sosyalizm öldü" iddiası; sosyalizmin liderliğinin sarsıntı geçirmesinden öteye bir şey değildi...

Kıbrıs'ın Kuzey'inde, özellikle CTP'nin, siyaset belirlemekle bağlantılı olarak, bu konuda çok ciddi çalışmalar yapmaya ihtiyacı olduğu inancındayım...

Bu arada belirtmekte fayda var...

Sakın, "solcu bir isim Fransa'da öne çıktı" deyişimizi, bu kişinin Fransa'da başkanlık seçimini kazanacağı tahmininde bulunduğumuz anlamına çekmeyin...

BBC'nin haberine göre, Fransa'da yapılan kamuoyu araştırmaları Sosyalist Parti'nin, ilk turu 23 Nisan'da, ikinci turu ise 7 Mayıs'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde önemli bir başarı elde edemeyeceğini ortaya koyuyor.

Marine Le Pen, François Fillon ve Emmanuel Macron'un heykelleri.

Araştırmalar, muhafazakâr aday François Fillon, aşırı sağcı Marine Le Pen ve eski ekonomi bakanı Emmanuel Macron'un yarışta daha önde olduğunu gösteriyor.

Benoit Hamon, adaylık yarışı ardından, Sosyalist Parti, bağımsız sol aday Jean-Luc Melechon ve Yeşillere birlikte hareket etme çağrısı yaptı.

Hamon'un, François Hollande hükümeti döneminde güç kaybeden Sosyalist Parti'ye desteği artırıp artırmayacağı ve solun birliğini sağlayıp sağlayamayacağını zaman gösterecek.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.