KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

04.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

“Konuşulmayan Projesi”ni alkışlıyorum

Eşcinselliği hala “sapıklık” ya da “sapma” gören bir adada yaşıyoruz...

Ne acı?

Kuzeyde de Güneyde de!

Kıbrıs’ta, birbirinden olduğu gibi, eşcinsellerden, siyahlardan, tüm yabancılardan nefret eden ciddi sayıda “Kıbrıslı Türk ve Rum” var...

Dün bir siyasi partimizin yayın organında, eşcinselliği “sapma” olarak tanımlayan yazı okudum... Rumlarla evlenenleri aşağılamaya hatta hedef göstermeye çalışan bir başka yazı daha okudum...

Ne acı!

“Sizden olmayanların tümü”, “ya sapık ya düşman!”...

Ne tür bir inanç tarzıdır bu!

Ve hala, bu tür inançlara çakılı kalmak, nasıl bir felsefenin ürünüdür?

Medeniyet, çoktan aştı bu saçmalıkları...

Siyah, beyaz, sarı, yeşil fark etmiyor...

İnsan, insan değil mi?

Bir kişinin cinsel tercihi sizi neden bu kadar çok ilgilendiriyor?

Sizin yatak odanızla kimse ilgilenmiyor, siz de başkalarının yatak odası ile ilgilenmeyin!

Bırakın, dileyen, dilediğini sevsin!

Özgürlüğe saygılı olun.

Geçenlerde bir yerde bu konuyu tartışıyorduk...

Bir kişi, çok sert ve aşağılayıcı bir tavırla, “Oğlun ya da kızın gelip de sana baba ben gayim ya da ben lezbiyenim dese ne yaparsın?” diye sordu.

“O’nu kucaklarım, yanaklarından öperim ve nasıl mutluysan babacığım” derim.

Çocuklarımın veya bir yakınımın, sırf cinsel tercihi yüzünden öldürülmesi mi gerekiyor yani?

Ne demeye getiriyorsunuz?

Eşcinsellik, bir tercih ya da sapkınlık veya “yanlış” değildir...

Eşcinsellik, yaşamın kendisidir.

Bu konuda, bu toplumun çok çok daha kabullenici olması, kendisine yakışandır.

-*-*-

Evet, muhafazakar düşünce yapısında, ırkçı ve dışlayıcı ideolojilerde eşcinsellik “bir suç” ya da “bir günah” gibi değerlendirilir...

Dünyanın bütün ülkelerindeki, bütün uluslarındaki “aşırı milliyetçi” grup yada kişiler, kendilerinden olmayan herkesi “dışlar”... Yabancı düşmanlığının, ırkçılığın temelinde, “muhafazakar düşünce yapısı” yatır. Ve bu düşünce yapısı artık saygı duyulan bir düşünce yapısı değildir. Tüm ülkelerde Nazi kafaların ilk hedefi, yabancılarla birlikte eşcinsel grup ve kişilerdir...

Ülkemizde de, ELAM gibi faşist grupların, Ortodoks Kilisesi gibi orta çağ mentalitesindeki yapıların seviyesine düşmemek adına, her vatandaşın çok dikkatli olması en büyük dileğimdir.

Kimse, dili, dini, ırkı, cinsel tercihi açısından ayrımcılığa tabi tutulmamalıdır.

Bu ayrımcılık suçtur...

“Konuşulmayan Projesi”ni alkışlıyorum...

Herkes, mutlu olduğu ve sevdiği herkesle yaşamını paylaşabilmelidir.

Size ne?

-*-*-

“Serhat, sen de her gün bu sayfaya sadece kadın resimleri koyarak, cinsel ayrımcılık yapmıyor musun?”...

Haklı bir soru...

Doğru bir eleştiri...

Ama ben, kadınlara saldırmak veya aşağılamak maksadıyla yapmıyorum... Kadınlar ya da erkekler benim için “ayrı” değildir...

Burada, bana göre, “kadın daha estetiktir, daha güzeldir, daha çekicidir, daha çok seyredilendir, daha çok kıskanılandır, daha çok özenilendir” başlıkları önemli...

Aşağılamak veya “farklılaştırmak” gibi “saldırı” içeren bir amacım yok... Tam tersine, “sevgi ve saygı” olduğu inancındayım...

Dimdik ayakta olmak başka şeydir, ayağa düşmek başka şey!

İngilizlerin "Road Rage" dediği bir "kavga" cinsi var...

Road Rage, kelime anlamı olarak "Yol Öfkesi" şeklinde çevrilebilir.

Ama Türkçe'de tam karşılığı, "trafik kavgası" olabilir.

Var mı başka bir adı bilmiyorum...

Dar bir sokakta karşılaşıp da yer vermemek, oto yolda yarışa girmek, önünü kesmek hatta çarpıp kenara atmak... Ölüme sebep olmakla dahi sonuçlanabilecek, yol kavgaları...

Mesela bir tek park yeri var. O park yeri için kavga etmek...

Dün Lefkoşa'da böyle bir olay yaşadım.

Durdum, işaretimi verdim, ben yolun solundayım, sağ tarafta tek bir araç park yeri var, tam gireceğim, karşıdan bir araba geldi ve girdi. Benim işaret verdiğimi gördüğü halde bunu yaptı...

Elbette "fırsatlar dünyası" diyebilirsiniz hatta "tutanın elinde kalır" şeklinde de yorumlayabilirsiniz.

Bu araç bir ticari taksiydi...

Şoförü de taksici...

Şikayet etmek için söylemiyorum.

Ama bir taksicinin bunu yapmaması gerekirdi diye düşünüyorum!

Nerede yapmaması gerekirdi ve ne zaman yapmaması gerekirdi?

O günler ve o yerler milattan öncede kaldı!

Ali Baturay geçtiğimiz gün yazmıştı... İnsanlar, İngiliz Sömürge Yönetimi günlerini özlüyor diye.

Efendim, "sen erken dönseydin ve o park yerini alsaydın" diyebilirsiniz ve kesinlikle haklısınız... Çünkü bu ülkede ne yazık ki düzen böyle...

Taksicilik, ülkede sıfırlanan kirli siyasetin en iğrenç sektörlerinden biri oldu.

Kurunun yanında yaşları da yakma ihtimaline rağmen şunu belirtmekte fayda görüyorum, bu meslek, tıpkı siyaset gibi çok rezalet hale dönüştü.

Taksiler çoğaldı. Kaçak taksiler de çoğaldı. Kaçak taksiciler de!

Bir arkadaş anlattı... Geçenlerde bindiği taksideki şoför, ülkeye bir kaç hafta önce geldiğini söylemiş...

"İmkânsız" dedim...

Adres verdi!

Taksiciler, birçok ülkede, çok ciddi sınavlardan geçirilerek bu mesleğe alınır.

Çünkü tıpkı polisler, ilk yardım görevlileri ve itfaiyeciler gibi, taksiciler, otobüs şoförleri, toplu taşımacılıkta çalışanlar da "hayatımızla birinci dereceden" ilgilidir.

Taksiciye canınızı teslim etmiyor musunuz?

O taksicinin çok iyi bir şoför olması yetmez. Çok iyi karakter sahibi de olması lazım...

15 gün önce Ada'ya gelen birine o koltuğu vermek, ne yazık ki toplum olarak iflasımızın ve siyasetin çöktüğünün kesinlikle kanıtıdır.

İngiliz Dönemi mi?

Sadece İngiliz Dönemi değil... Bundan on yıl öncesine kadar, taksicilik dimdik ayaktaydı...

Şimdi ayağa düştü!

Üzgünüm!

"Denktaş artık Cumhurbaşkanı değil"

Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanlığı'na seçildiği günler... Hani gözyaşlarımı tutamadığımı yazarım hep. Bir haftada Kıbrıs sorununu çözecek sanırdım.

Neyse, yine de "Rauf Denktaş'ın orada olmaması" Kıbrıslı ilericiler adına sevindiriciydi...

Fıkra bu ya!

O günlerde, ciddi bir Denktaş karşıtı, Talat seçildikten sonra, cumhurbaşkanlığına yani Silihtar'a gitmiş.

Kapıdaki polislere, "Denktaş Bey’i görmeye geldim" demiş.

Polisler birbirine bakmış ve içlerinden bir tanesi, "Denktaş artık cumhurbaşkanı değil" demiş.

Aynı adam, ertesi gün yine gitmiş, bir kez daha Denktaş Bey’i görmek istediğini söylemiş, polisler de "Denktaş Bey artık cumhurbaşkanı değil" ifadesini tekrarlamış.

Ertesi sabah aynı adam, bir daha gitmiş. "Denktaş'ı görecektim" demiş, polisler biraz da kızgın ifadeyle, "Denktaş artık cumhurbaşkanı değil" deyip, üç günde üçüncü defa geldiğini anlatıp, neden böyle yaptığını sormuşlar:

Adam yanıtlamış: Bunu duymak çok hoşuma gidiyor!

-*-*-

Evet, o günlerde ilerici Kıbrıslılar, solcular için gerçekten "Denktaş artık cumhurbaşkanı değil" lafını işitmek kulağa çok hoş geliyordu ama ne değiştiğini de sormak lazım!

Bence, pek fazla değişiklik yok!

Ufak tefek söylem farkları başka şeydir, çözüm başka şey diye düşünüyorum ve Talat'ın, haliyle Eroğlu'nun ve Akıncı'nın "çözümü kazandıracak" noktada olmadıklarını eklemek istiyorum...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.