Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

11.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Londra'da neden Rumlar lobicilikte Türklere beş basıyor?

Kıbrıslı Rumlar arasındaki siyasi bölünmüşlük, Kıbrıslı Türkler arasındaki siyasi bölünmüşlükten az değildir...

Rumların, Kıbrıslı Türklerden en büyük farkı, mesele "Kıbrıs" ise çok daha etkin ve etkili toparlanıyor olmalarıdır.

Mesele "Kıbrıs" olduğunda, Rumların arasında var olan her türlü ayrımcılık ve ayrı gayrıcılık ortadan kalkar, hepsi aynı meydanda toplanır.

Ama bizde kişisel hırslar, kıskançlık, çekememezlik ve dedikodu; her zaman için "toplumsal birlikteliğin" de "toplumsal çıkarın" da önündedir.

Rumlar, örneğin Londra'da belki de en güçlü siyasi lobicilik grubunu teşkil eder... Ve onlarla hemen aynı sayıdaki Kıbrıslı Türkler ise lobicilikte resmen "nal toplar"...

Bunun da sebebi, Kıbrıslı Türkler arasındaki çekememezlik ve kıskançlıktır...

Geçtiğimiz hafta Cuma ve Cumartesi günü Londra'da bir etkinlik düzenlendi...

Kuzey Kıbrıs Festivali adlı bu etkinliği, daha gerçekleşmeden kendi kendimize karalamaya başladık.

Kimileri, meseleyi "para yemeye" kadar taşıdı...

Oysa birileri, belki de bir ilki gerçekleştiriyordu ve önemli olan da sonuçtu...

Efendim "başarısız oldu, çok az insan katıldı"...

Eğer başarısız olduysa ve çok az insan katılmışsa, bunun ayıbı ne organize edenlerdedir, ne de devlette...

Çekememezliktedir...

Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, "başarısız oldu, katılım azdı" eleştirilerini geçtiğimiz gün Meclis'te yanıtlarken, bence hayati önemde ele almamız gereken "kıskançlık ve çekememezlik" meselesine de işaret etti...

Bu sıkıntımız, en başta lobicilik olmak üzere, ülkeye turist getirmekte, ülkeyi pazarlamakta da yaşadığımız sıkıntıların sebebidir.

Biz, başarılı insan çekemiyoruz...

Daha önce de yazdık...

Mesela biz, içimizden çok zengin birileri çıkmasını kabullenemiyoruz...

Anında son derece pesimist çıkışlar sergiliyoruz...

"Londra'daki festival başarısız oldu"...

Hade yahu!

Katılaydınız da başarısız olmasaydı!

Fikri Ataoğlu,  “Londra’da yapılan birinci etkinlikti. Sürdürülebilir olması için çalışacağız” dedi...

“Güney de rahat durmadı” açıklamasında bulundu.

Evet, etkinlik boyunca Rumlar kapı önünde eylemlerini sürdürdü...

Peki, "eleştiren ve pesimist yorumlar yapmaktan başka işe yaramayanlar" ne yaptı?

Cevap soruda var zaten; aynı yorumlarını yapmayı sürdürdüler...

Beklenen kalabalık gitmemiş olabilir... Ama gidenler ve çok memnun dönenler de var...

Turizm Bakanı, Meclis'teki konuşmasında, “İtirazlara ve protestolara rağmen yanımızda olanlara teşekkür ederim” demeyi de ihmal etmedi...

Biz, birbirimizin ayağına kurşun sıkmakla ilgileniyoruz sadece!

Nasıl mı?

Efendim, bu organizasyonu gerçekleştiren kişi ya da kişiler hedef seçiliyor; "Para alacaklar, bu işten para kazanacaklar" diye söylentiler ortaya atılıyor...

Allah Allah!

Almasınlar mı?

Yani, profesyonel hizmette "para" yok mu?

Sonuca bakın lütfen...

Sonuç, festival açısından beklenilen seviyede olmayabilir...

Ama Londra'daki toplumsal varlığımız açısından fiyaskodur.

Bakın, Ataoğlu ne diyor:

"...  Salonu kiraladık ve hizmet satın aldık. Masrafları açıklayacağız... En büyük sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin bazılarıyla Kıbrıs’ta ben görüştüm, ‘böyle bir festivalden haberimiz yok’ derlerse kurusa bakmasınlar. Biz birbirimizle uğraşmaktan, birbirimizin kuyusunu kazmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Stantları gezip ‘bu festivale katılmayın, bizim etkinliğimiz Haziran’da’ demişler. Bu olaylar hoş değil. Neden böyle davrandılar anlamıyorum, dışarıda bizi protesto edenleri örnek alamıyoruz”...

Bence Bakan Ataoğlu'nun bu sözleri, toplum olarak ne kadar zavallı, ne kadar zayıf, ne kadar kıskanç ve ne kadar da Rumların gerisinde olduğumuzun ispatıdır...

Birbirimizle uğraşıyoruz!

Birbirimizin kuyusunu kazıyoruz!

Stantları gezip, dışarıdaki Rumların yapmak istediğini, kendi ayağımıza kurşun sıkarak biz yapıyoruz, katılımı engellemeye çalışıyoruz!

Efendim şuydu, buydu, para harcandıydı, biz bunu daha ucuza mal ederdik, hatta para almazdık, filancaya şu kadar ödendi, falancaya bu kadar ödendi!

Ve bu dedikoduların üstüne de pilav gider; "biz milliyetçiyiz, bayrağımızı, vatanımızı, KKTC'mizi çok seviyoruz!"

Hadi oradan!

Rumlar Londra'da Kıbrıslı Türklere lobicilikte beş basıyor!

Hiç bir şey yapmalarına bile gerek yok!

Bizi kendi kendimize bıraksınlar, biz kendi kendimizi hallederiz!

Bakan ne diyor?

"Dışarıda bizi protesto edenleri örnek almıyoruz"...

Evet, asıl mesaj buradadır...

Biz, gerçekten çok zavallı bir toplumuz...

***

Güneyde Macron var mı?

Emmanuel Macron, Fransa'nın 39 yaşındaki yeni Cumhurbaşkanı...

Seçime bağımsız girdi.

Ana partilerin hiç birinin desteğini almadı...

Güçlü komünistlerin de kendi adayları vardı...

Macron, dört adet yüzde 20'lik favoriden biriydi; faşist Marine Le Pen ile ikinci tura kalınca, kazandı...

Macron, bakanlık sistemlerinde veya seçimlerinde, "bağımsız aday" olup kazanan ilk değil... Ancak, ana partilerin oylarını almadan kazanan bir ilk!

Benzerini 2015'teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kudret Özersay ile yaşadık.

Özersay da, ana siyasi partilerin hiç birinin desteğini almadan "en yukarıdaki dört adaydan biri" oldu... Hatta, CTP'nin adayını da geçmeyi başardı...

Gerçi bizde siyasi hesaplar, dengeler Fransa'daki kadar demokratik olmayabilir... Yani mesela Almanya'nın başbakanı veya aynı ülkenin Paris Büyükelçisi, bir Fransız adayı destekleyip, kapı kapı dolaşmaz ya neyse...

Aman sakın yanlış da anlaşılmasın!

Almanya, Fransa'nın anavatanı değil tabii ki!

-*-*-

Şey için yazdım bunları...

Acaba diyorum, Güneyde, bale gudalya faşoları, çözüm karşıtlarını, Anastasiadis'leri, Nikolas Papadopulos'ları, Lillikas'ları silecek; çizecek bir bağımsız "Macron" çıkamaz mı?

Güney Kıbrıs halkı da, Fransız halkı gibi, bunca yıldır hep aynı siyasetleri güden dinazorlar yerine, pırıl pırıl bir "Kıbrıslı"ya oy veremez mi?

Yani dibimizde bir toplum ama göründüğü kadarından bilebildiğimiz kadarıyla "sanki öyle yürek yok" gibi duruyor...

Yani çıksa bir Rum genç ve "yeter be sizden çektiğimiz" deyip, alternatif heyecanlar yaratsa; seçilemez mi?

Öylesine aklıma geldi...

***

Son günlerde en çok güldüğüm iki fıkra!

Enayi Değilim

Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona
dönmüş bir halde bulur.
Cam sileceğinin altında bir kağıt vardır. Kağıdı açtığında, şu satırlarla
karşılaşır :
"Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım.
Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de
şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu
kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o
kadar enayi değilim!

Lord

Bir İngiliz lordu karısını yatakta bir genç adamla basmış… Onları öyle görünce kadına: "Sayın leydim bu yaptığınız genel ahlaka sığmaz ben size güvenmiştim, güvenimin sonsuza kadar süreceğini tahmin ediyordum… Bana bunu yapmamalıydınız…” der. Neredeyse yarım saat nutuk çeker. Ama sonunda dayanamaz ve yataktaki gence döner “Ve siz sevgili genç, en azından ben konuşurken durmak nezaketini gösterebilirdiniz… Saygısız!" diye kızar!

***

Yahudiler neden bu kadar güçlü!

Geçtiğimiz gün TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da sordu; "İsrail neden bu kadar güçlü?"..

Aslında sanırım Sayın TC Cumhurbaşkanı, "Amerika'ya gönderme yapıyordu"...

Bu sayfadaki bir diğer yazıda da, "lobicilik" işinden bahsettim... Neden lobicilikte çok geri kaldığımızın yanıtı Bakan Ataoğlu'nun sözlerinde var...

Neyse, "Yahudiler neden bu kadar güçlü?" sorusunun en çarpıcı yanıtı, bence aşağıdaki hikayedir... Birlikte okuyoruz:

-*-*-

Abraham Libemovitz sınıfındaki tek Yahudi öğrenciydi. Ne iyi ki Amerika'da yaşadığı şehir nezih bir yerdi ve ırkçılık gibi sorunlar yoktu. Bir gün sınıfta öğretmen şöyle bir soru sordu:
"Evet çocuklar, dünyada gelmiş geçmiş en büyük insan kimdir? Bilene 20 dolar vereceğim."

Bütün çocuklar tahmin etmeye başladı. Biri “George Washington! Çünkü ulusumuzun babasıdır!” dedi. Başka biri “Abraham Lincoln ! Çünkü köleliği kaldırdı !”, bir diğeri; “Jan Dark! Fransayı kurtardı!”...

Fakat öğretmen bu cevapları kabul etmemiş. Bu sırada Abraham parmak kaldırmış.

Öğretmen sormuş; “Evet Abraham, sence dünyada gelmiş geçmiş en büyük insan kimdir?”

"Hazreti İsa" demiş...

Öğretmen, "Bravo Abraham, aferin, gel al 20 dolarını" diye yanıtlamış...
 Dersten sonra cevaptan çok memnun kalmış olan öğretmen Abraham'a neden "İsa" cevabını verdiğini sormuş...
Abraham yanıtlamış:

"... Öğretmenim, aslına bakarsanız bence dünyadan gelmiş geçmiş en büyük insan Hazreti Musa'dır ama iş, iştir..."

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.