Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

19.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Londra'da önemli bir fırsat, kıskançlık ve iyi huylu kıskançlık!

İsrail, Ermenistan ve Güney Kıbrıs; hemen tüm Dünya'da lobiciliğin şampiyonlardır...

Özellikle İsrail, bu konuda müthiştir... Korkunç örgütlüdür.

Her yıl Tel Aviv'in belirlediği ulusal konular, birden çok kez toplanan dış İsrailliler kongrelerinde masaya yatırılır, örgütlenmeler yapılır ve savunmaya geçilir...

Bunun illa ki siyasi olmasına bir gerek yoktur.

Turizm, kültür, sanat, spor da olabilir...

KKTC bu konuda 42 yıllık fiyaskoların adresidir.

Yurt dışındaki Kıbrıslı Türklerden faydalanılamamıştır.

Bunun başlıca sebebi, "çekememezlik" huyunun, "kıskançlık" karakterinin içimize işlemiş olmasıdır.

-*-*-

Müzakereler sözde devam ediyor...

Rum tarafı güç paylaşımını "azınlık" gördüğü veya kabul ettiği Kıbrıslı Türklerle paylaşmakta zorlanıyor...

Dönüşümlü başkanlık çözülür mü?

Mülkiyette, toprakta, tazminatın kim ya da kimler tarafından ödeneceği konusunda sıkıntılar aşılamadı...

İlk söz hakkı şu anda o mülkü kullananda mı yoksa "eski ya da yasal" sahibinde mi olacak?

Güvenlik ve garantiler konusu nasıl aşılacak?

Türkiye, kendi vatandaşlarına, tıpkı Yunan vatandaşları gibi serbest dolaşım hakkı istiyor...

Faşist Neo-nazi Rum partisi ELAM'ın, "1950 ENOSİS Pelbisiti okullarda anılsın" kararı Meclis'te kabul edildi.

Ve ipler koptu.

Akıncı, "o mesele aşıldı" diyor ama kiliselerde ayin yasağını, 23 Nisan çocuklarına zorluk çıkarma izledi...

Müzakereler yeniden başladı ama "tamamlanma" ya da "sonuçlanma" şansı belirsiz!

-*-*-

Hep söylüyoruz: Güney Kıbrıs, "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla sıkıntı yaşamaz.

Hayatı daha kolay sürdürür.

Ama Kuzey daha dikkatli, daha çalışkan olmalı.

Hayata ve çalışmaya daha sıkı sarılmaktan başka şansımız yok!

Bunu da sürekli birilerini kötüleyerek, kıskanarak, çekiştirerek yapamayız!

Biraz Musevileşelim diyorum!

Birbirimize sahip çıkalım.

Birbirimizin arkasında duralım...

Ve çok çalışalım...

-*-*-

Turizm!

Evet, turizm bizim için gelecektir, geleceğin ta kendisidir.

Bu yüzden, kısa süreli aptallık olarak adlandırabileceğim betonlaşmaya çok dikkat etmeli ve Girne'ye yaptığımız tecavüzü, ülke geneline yaymaktan kaçınmalıyız.

Doğa ve turistik bölgeleri korumalıyız...

-*-*-

Hep tekrar ediyorum, etmeye de devam edeceğim...

Birbirimizi kıskanmaktan, arkadan vurmaya çalışmaktan da kaçınmalıyız.

Çok güzel projelerle, çok iyi tanıtımla, bir yere gelmemek için sebep yok.

Ama illa ki bir yere gelmeye de gerek yok!

Yeter ki, adımları ileri atalım, ileri gidelim, hedef belirlemeksizin, sürekli yürüyelim...

Önümüzde güzel bir fırsat var...

Yabancı turistlere, çeşitli turizm fuarlarında ulaşmaya çalışıyoruz ve şu andaki bakan ile bakanlık bu konuda ciddi heveslidir.

-*-*-

Londra'daki Kıbrıslı Türkler benim için "cevher"dir...

Vatandaşlık, turizm, siyaset...

Hangi açıdan bakarsanız bakın, ilk başvurumuz bu insanlar olmalıdır.

Londra'da bir ilk yaşanıyor...

"Festival of North Cyprus" yani "Kuzey Kıbrıs Festivali" düzenleniyor...

En üst düzeyde, yoğun bir katılımla burada olmalıyız.

Bu ve benzer fuarlar, olmazsa olmazımız, fırsatımız, şansımız ve geleceğimizdir.

Hedef sadece yabancılar değil; birbirinden değerli Kıbrıslı Türkler'dir...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra’da ilk kez bir festival düzenliyor.

Bu festivale sahip çıkmak en birincil görevimizdir.

-*-*-

Müzakereler mi?

Evet, Allah'tan en büyük dileklerim arasında, müzakerelere de bir "hissa" vermesidir...

Ama işimize de bakmak zorundayız.

"Gelin içimizi temizleyelim"den farklı bir şeydir anlatmak istediğim aslında... Buna da vurgu yapmak lazım.

Birincisi, turizm, yatırım meselesidir.

Ama Londra'da düzenlenecek fuar, Kıbrıslı Türkleri geri kazanma projelerinin bir ilki de olabilir.

-*-*-

"Festival of North Cyprus", 5-6 Mayıs 2017 tarihleri arasında Kuzey Londra'nın Islington bölgesindeki “The Business Design Center”de düzenlenecek... Bu festivale özellikle turizm alanındaki şirketlerin büyük ilgi gösterdiğini biliyoruz...

Ancak bu prestijli organizasyonda, neyimiz varsa ortaya koymak zorundayız...

Burada turizmi, inşaatlarımızı, kültürel ürünlerimizi, üniversitelerimizi pazarlama şansımız vardır.

Bu fuar, Kuzey Kıbrıs ekonomisine büyük yarar sağlamalıdır. Bunun için de hepimiz elimizi taşın altına koymak zorundayız.

Özellikle Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkleri kazanmak açısından da öne çıkması gereken bir etkinlikten söz ediyoruz.

Kösteklemek değil, büyütmek hedeflenmeli...

Ekonomik mesaj doğru verilmeli.

Siyasi mesaj doğru verilmeli.

Ama hepsinden öteye, biz, kendimiz burada birbirimizle kucaklaşmayı ve "varız" demeyi başarmalıyız.

5 - 6 Mayıs 2017 fırsatı iyi değerlendirilmeli...

-*-*-

En baştaki meseleye dönelim...

Lobicilik...

Çekememezlik ve kıskançlık...

Bu organizasyonda çok eski bir arkadaşım en önde rol alıyor...

Elbette organizasyonu planlamak - düzenlemek ve bundan gelir elde etmek gibi bir hedefi vardır...

Ancak bu projeye yaklaşırken, kişiler üzerinden, kıskançlık ve çekememezlikle davranmak huyundan, bir kez olsun vazgeçelim...

Ayıptır, günahtır...

İş yapan insanları takdir edelim... Kazançları olacaksa da, "helal olsun" demeyi öğrenelim.

Çok başarılı olması için el verelim.

Eğer gerçekten başarılı olursa, "iyi huylu kıskançlık" adına, biz daha iyisini yapmaya çalışalım...

Unutmamak için not alın!

Karı - koca seksenli yaşları aşmış... Ve unutkanlıktan şikayetçiymişler...

Komşuları, "doktora gidin yahu" demiş...

Bizimkiler dinlemiş.

Doktor, "size bu konuda ilaç vermeye gerek yok, unutmamak için, küçük notcuklar alın, bir yere yazın" demiş...

Karı - koca eve dönmüş...

Adam karısına, "canım dondurma çekti" demiş...

Kadın, "buzdolabında var getireyim" demiş...

Adam, "yaz bir yere da mutfağa gidince unutmayasın" demiş. Kadın, "yok da unutacağım! Bir dondurmayı mı?" demiş...

Adam, "ama üzerine biraz da çikolatalı sos isterim ha" demiş... Kadın, "tamam" diye yanıtlamış. Adam, "yaz da unutmayasın" diye uyarmış...

Kadın kızmış, "unutmaaaam!"

Derken adam, "ama en üste bir iki tane de taze çilek koy" demiş...

Kadına, "yaz da unutacaksın, eminim" demiş.

Kadın yazmamış.

Mutfağa girmiş, bir dondurma, üzerine çikolatalı krem ve iki çilek hazırlayacak sürenin çok üzerinde mutfakta kalmış.

En az 30 dakika sonra elinde tepsi, tepside kızarmış yumurta, kızarmış hellim ve taze sıkılmış portakal suyu ile geri dönmüş!"

Kocası gülümseyerek bakmış ve "he he ben sana unutacaksın yaz demedim mi? Hani tostlar?" demiş!

Kamu vicdanı gerçekten rahatsız mı?

Ombudsman Emine Dizdarlı, işini gerçekten çok ciddi yapan, hayranı olduğum ve bu ülkede nesli tükenmiş değerlerimizin en başında gelenidir.

Yayınladığı son raporda, Başbakan Hüseyin Özgürgün'ün İstanbul'da kızının mezuniyetine gidişi ile ilgili harcamaların kamu vicdanını rahatsız ettiğini yorumladı...

Bu raporu görünceye kadar, Başbakan'ın masraflarının beni rahatsız ettiği hiç aklıma gelmemişti...

Ama raporu okuyunca, Dizdarlı'nın haklı olduğu ortaya çıkıyor...

Neden?

Şöyle anlatmaya çalışayım...

Başbakan, özel bir meselede, devletin yani vergi mükelleflerinin parasını harcamıştır!

İşte bu nokta çok önemlidir...

Vergi mükelleflerinin parası!

"Vergi mükellefi" zihniyeti bizde gelişmiş olmadığı için, aslında bu ve benzeri durumlarda kamu vicdanı pek de rahatsız olmamaktadır!

Sayın Dizdarlı'nın raporunun sonucundaki mantığa katılmakla birlikte; ülkede kimsenin bu ve benzeri durumlar umurunda değildir inancındayım...

Neden mi?

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı, en kritik müzakerelerin yapılacağı Cenevre'ye eşi ile gitti... Eleştirdim... "Ne gereği var, müzakereleri olumsuz etkileyebilir, gezi değil ki bu, üstelik vergi mükellefinin parası...".

Ya da Tahsin Ertuğruloğlu'nun son Londra ziyareti...

Veya yine aynı bakanın Cidde gezisi...

Bakanların tamamına yakınının Ankara - İstanbul gezileri...

Sorgulanmalı mı?

Evet!

Sorgulanmalı...

Vergi mükellefinin tek kuruşunun harcamaları denetlenmeli...

Vergi mükellefi zihniyeti gelişmeli. O zaman gerçekten kamu vicdanı ciddi rahatsızlık hisseder.

Ama vergi adaleti gelişmemiş bir ülkede, vergi mükellefi zihniyetinin gelişmesi çok zordur...

Ülkenin en zengin olduğu iddia edilen kişileri ile Serhat İncirli'nin bir kaç bin liralık maaşla ödediği vergi hemen hemen aynıysa; kimsenin vicdanı bu gibi harcama pozisyonlarında sızlamaz...

Sızlasa da, ufak bir "çimdik" ya da "cimcik" atması kadar bir sızıdır.

Ağrı kesiciye bile gerek yok.

Kendiliğinden geçer, gider...

Haaa ileride bu anlayışlar değişir mi?

İşte bu yüzden yukarıda isimleri sayılanların Kıbrıs sorununa çözüm konusunda ısrarla negatif davrandığı inancındayım.

Mevcut düzen devam etsin diyedir kavgaları...

Olay budur?

Değişir mi?

Bilemem...

Siz bilirsiniz!

Bence kamu vicdanı rahatsız değildir; alışkındır!

Düzen, 1958'den beri böyledir.

Amaaaaannnn...

Usandım...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Cetin Feruh
    19.04.2017

    Artik bu isin sakasi yok.Ya sayin Ozgurgun cok bilgisiz,kendi devletinin yasalarini bilmiyor,ya da ben ne istedigimi yaparim kimse karisamaz modunda.Sayin Basbakan cok komik durumdasiniz S. Emine Dizdarlı Yetkileri içinde hareket etti. KKTC Anayasası madde 114 diyor ki " Yönetimin hizmet veya eyleminin geçerli mevzuata ve mahkeme kararlarına uygunluğunu veya yönetsel veya yürütsel görevlilerin hizmet veya eylemlerini denetlemek, soruşturmak ve rapor düzenlemek ve yasalarca kendisine verilen görevleri yapmak için Cumhurbaşkanınca Meclisin onayı ile atanır. Yetki alanı dışında olan hizmetler ise Yargı organları, dış politika ve ülke savunmasını ilgilendiren konulardır. Şimdi son günlerin konusu olan rapor yargı, dış politika veya ülke savunması ile mi ilgilidir? Sayin Ozgurgun allah askina.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.