HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

04.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Lozan'dan ötesi de var

Bu sayfada dün kaleme aldığım Lozan Barış Anlaşması ile ilgili yazıya ufak tefek tepkiler aldım... Bazıları "olumlu" bazıları ise "küfürlü" ydü...

Küfürlü olanlardaki ana fikir şu: Serhat İncirli bir Türkiye düşmanıdır ve bu nedenle bu yazıyı yazmıştır.

Hemen yanıt: Serhat İncirli'nin dünyada düşman olduğu ülke yoktur. Neden Türkiye'ye düşman olayım ki?

Haaaa, mesele Osmanlı'nın veya Türkiye'nin "çıkarı" meselesidir dedim diye, Türkiye düşmanı olacaksam, komik bile değilsiniz.

Bakın, Osmanlı'nın çıkarı öyle emrettiği için, 1878'de Kıbrıs İngilizlere kiralandı.

İçindekilerle birlikte.

Osmanlı, 1914'te çaresizdi. İngiltere Ada'yı işgal ettiğini açıkladı.

Ama 1923'te, "Kıbrıs" ağza bile alınmadı...

Kimse bu konuda katakulli okumasın.

İçindekilerle birlikte, Kıbrıs gözden çıkarıldı.

Neden?

TBMM yönetimi çaresiz miydi?

Olabilir!

Ama içindekilerle, teslim edildi Kıbrıs...

Haaa, henüz Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmemişti... Doğrudur... Çok zor günlerdi o günler... Doğrudur... Ama, sonuçta, işin aslı nedir?

İşin aslı, Kıbrıs'ın, resmen ve hukuken, devredilmesidir.

İçindekilerle birlikte...

1878'deki gibi ve 4 Mart 1964'teki gibi!

Efendim Türkiye şerh koyduydu!

Efendim Türkiye öyleydi, böyleydi!

Biliyor musunuz, bizim, yani Kıbrıslı Türklerin başına ne geldiyse, en çok da 23 Haziran 1923 Lozan anlaşması ve 4 Mart 1964'te BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı karardır. Türkiye bu kararı kabul etmiştir...

Bu yüzden, "çıkarlara dikkat edin" dedim dün.

Bir kardeşim, "çıkarlarımız yanıdır, ayrımız gayrımız yok" dedi.

Hayır, aynı değildir çıkarlarımız...

Farklıdır.

Ama farklı çıkarların savunulması en doğal haktır.

Önemli olan, gerçeklerin inkar edilmemesi ve en azından bundan sonra, çıkarlara kurban edilmemizdir.

Türkiye'nin çıkarları çözümden yana olmayabilir.

Ama bizim çözümden başka şansımız ve geleceğimiz yoktur.

Evet, sakın kızmayın, sakın bozulmayın ama TBMM Hükümeti (henüz TC kurulmamıştı), 23 Haziran 1923'te Kıbrıs'ı "sattı"... Bir bir daha ikidir...

Kıbrıslı Türkler, Lozan'dan sonra Evkaf'ı ve Müftülük yönetimini "İngilizlere" teslim ettiği anda, tükenmeye, azalmaya, yenilmeye, yok olmaya başladı.

Ama bana sorarsanız, Kıbrıslı Türklerin en büyük hatası, Lozan'dan daha da ötesi; 4 Mart 1964'te Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanınması ve bizlerin de bu cumhuriyetten kaçmaya zorlanmamızdır...

"Efendim bizi Rumlar kovdu!" demeyin sakın...

Hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti tanındı ama fiilen bize "taksim" dayatıldı. Biz de yedik yuttuk ve hep rezil - sefil - devletsiz kaldık.

Ne uğruna?

Çıkarlar uğruna!

Yeter artık!

Bizi kandırmayın, bizim tek çıkarımız, çözümdür...

Eşit devletim benim!

Dipkarpaz'da sözde çevreye zarar verdiği için kapatılan - mühürlenen yerleri gördüm geçenlerde...

Mühürlendikten sonra ilk kez gittim oralara...

Ve bu devletten, bu yönetimden, bu sahtekarlıktan bir kez daha iğrendim.

Çevreyi katletmiş bu "kaçak" yapılar.

Devletin kendisi bizzat kaçak, kimsenin umurunda değil ama "kolay lokma - gariban köylü, vurun gitsin - mühürleyin"...

Bu sahtekarlıktaki işgüzar küçük insanlar; üzgünüm ama böyle; büyük ve zengin iş insanlarının her türlü kaçak işine göz yumuyor. Mesele bir ufak bungalow ya da bir ufak iş yeri olduğunda, "Tanrı" kesiliyor.

İsmi veya kim olduğu lazım değil bir tanıdığım, bir iş kurmaya çalışıyor.

Voyvodalık seviyesinde baskıya maruz kalıyor.

Sebep?

Efendim, kuralları yerine getir! Getirmezsen kapatırız! Açtırmayız! Eseriz! Yağarız!

Bir yığın devlet memurunun, benzer işi var... Evet, devlet memuru, hatta devlet üst düzey memurunun benzer işi olduğu için, başkalarının ekmeğini kesmeye çalışıyorlar...

Devlet memuru olmaktan dolayı nüfuzlarını kullanıp, bu küçük iş yerini kapatmaya çalışıyorlar!

Soruyorum; denize insan dışkısı basan hangi büyük otelle ilgili yasal işlem yapabilirsiniz?

Soruyorum; hangi kumarhaneye, hangi kerhaneye ceza yazabilirsiniz?

Sonra da devleti yönetenler hiç utanmadan, hiç çekinmeden, "Rumlarla eşit iki devlet sahibiyiz" diyebiliyor!

Siz önce bu ülkenin insanına sahip çıkın...

Ufak tefek, sırf ekmek parası için uğraşan insanlarla değil; sıkıysa, bronzonuz varsa, kodamanlara dokunun!

Buyurun!

Lütfen, ekmekle uğraşan zavallı garibanların peşini bırakın!

En azından insan olun!

Bir referandum yenilgisi daha çekemem!

Hayatımda beni en çok hasta eden referandum, 2004'teki Annan Planı referandumuydu.

Yarı hayatımın o sonuçla gittiğine inanıyordum.

Şekerim yükselmişti. Çok ciddiyim... Hayattan bezmiştim.

Zor toparladım.

Tekrar çözüm yolunda yürümeye başladım.

Tekrar inandım...

Ama kompleks gelişti içimde...

Referandumlarda taraf olmamayı hayal ettim.

Karşıma Brexit çıktı. İngiliz vatandaşıyım. Vatandaşı olduğum ülkenin referandum sonucunu merakla bekledim.

Ve Brexit referandumu sonucuna çok üzüldüm...

İngiltere'nin ya da Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasının "ayrıca" Kıbrıs meselesine de olumsuz etki edebileceği düşüncesi vardı kafamda...

Yani Brexit sonucu beni iki yıktı, gerdi...

Ardından Pazar günü Kolombiya'da referandum yapıldı...

Ne yalan söyleyeyim, FARC, benim için efsane bir devrimci örgüttür. Başkalarına göre katil bir terör örgütüdür. Çok gereksiz cinayetler falan işlemiştir.

Bakışla alakalı bir şey.

Neyse, Kolombiya'daki referandumda da barış anlaşması reddedildi...

Şimdi gündemde büyük olasılıkla bizim yeni plan olacak.

Hatta şöyle söyleyeyim, dünkü "Kıbrısometre" ye göre, çözüm olasılığı yüksekti. Bir plan bekliyorum. Bir referandum yenilgisi daha kaldırır mıyım?

Bilemem!

Ne mi demek istiyorum?

Yani sizi kandırmaya, etkilemeye çalışmıyorum ama ben artık referandum yenilgisi yaşamak istemiyorum. Bu defa herkes "evet" desin!

Hatırıma!

Vallahi şunu da söyleyeyim; eğer olası bir çözüm planına evet dersek, herkese "T" izni da vereceklermiş!

Çoluk çocuğu da devlet memuru yapacaklarmış!

Herkese kredi dağıtacaklar; ayrıca borcu olanların borçlarını da affedeceklermiş!

Ne yani, bugüne kadar yalan vaatlerde bulunanların gözü mü çıktı?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.