HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

01.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Mehmet Ali Talat'tan mektup benden ufak bir not var!

Sayın Ali Baturay,

KIBRIS Gazetesi yazarlarından Sayın Serhat İncirli’nin bugünkü (29 Eylül 2016) yazısıyla ilgili bilginize getirmek istediğim birkaç husus vardır.

Takdir edeceğiniz gibi gazetenizde yazılan ve özellikle de yanlış ve yalan olan bilgi ve haberler, sadece yazarını değil, kamu hizmeti yapan gazetenizi de bağlar… Hele bu gazete en fazla satan gazete olursa, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilerin yayımlanması daha da sıkıntılı hale gelir.

Serhat İncirli, şöyle yazıyor:

“Bir de ne üzüyor beni biliyor musunuz?

Girne'nin apartmanlarının arsalarının, Emirname davaları açanlara ait olması.

CTP'ye genel başkanlık veya ilçe başkanlığı yapmış kardeşlerimiz, başbakanlık hatta daha üzeri işlerle uğraşmış ağabeylerimiz bu arsaları sattı; üzerlerine apartmanlar kalktı!”

Önce, CTP’ye genel başkanlık yapan tek Girneli benim. Başbakanlık hatta daha üzeri işlerle uğraşmış ağabey de ben olmalıyım… Başbakanlığın üzeri işler yapan tek CTP’li ve Girneli de yine benim herhalde… Demek ki arsaları ben sattım… Hatta üzerine apartmanlar dikilen arsaların hepsini, hiç olmazsa çoğunu…

Tümüyle YALAN! Serhat İncirli ve KIBRIS Gazetesi açıkça yalan yazıyor… Hiç kimseye arsa falan satmadım…

Hatırlayacaksınız, Girne’nin ipi, Sayın Derviş Eroğlu’nun 2009’da hükümeti kurmasıyla birlikte 4 olan kat sınırını tümden kaldırması, mücadele sonrası İrsen Küçük hükümetinin 10 kat sınırı getirmesi ile çekilmişti… Girne Beyaz Bölge Emirnamesi Girne’yi beton yığını haline getirirken sesi çıkmayanların, hiç olmazsa kurtarabildiğimiz kadarını kurtaralım diye düşünerek, 10 katı 7’ye, ara yollarda da 5’e düşüren bir partinin mensuplarına yalanlarla saldırırken biraz da hicap duyması gerekmez mi?

Kaldı ki hakkında Anayasa Mahkemesine başvurduğumuz emirnamenin Beyaz Bölgeyle hiçbir ilgisi de yok… Bu emirname, Sayın Eroğlu’nun ve hükümetinin mahvettiği Beyaz Bölge dışında kalan, Girne’nin Kahverengi ve Mavi bölgelerini de beton yığınına çevirecek yeni emirnamedir… Girne’yi bütünüyle tanınmaz hale getirecek olan bir cinayet teşebbüsüdür…

Sayın İncirli’nin yazısında birazcık doğrunun izinin olabileceği husus ise, Ömer Kalyoncu’nun 1/3 hissesinin olduğu ve bölüşebilmek için tek yolun satış olduğu bir arazinin satılmasıdır… Kastedilen Kalyoncu ise, ailesinden kalan 1/3 hissesini satan birisine böylesine bir linç teşebbüsü gazetecilik etiğiyle nasıl bağdaşır, takdirini size bırakıyorum…

Yalan, kirlenme ve karalamalar nedeniyle siyasete güven kalmadığını iddia ederken; böylesine yalanlarla basına güvenin nerelere yöneldiğini de siz sorgulamalısınız…

Ne diyeyim!

CTP’yi karalamak için, ilgili ilgisiz her konuyu kullanmayı alışkanlık haline getiren yazarınız ve yöneticiniz Sayın Serhat İncirli’ye ve elbette size yayın ilkelerinizi hatırlatmakta yarar görüyorum.

İşte sizin “Yayın İlkeleri” nizin 3. ve 4. maddeleri:

3- Kişi ve kurumları, eleştiri sınırlarının ötesinde aşağılayan ve gerçekleri yansıtmayan ifadelerle karalama yapamaz.

4- Bir haberin gerçekliği kanıtlanmadan yayın yapılamaz.

Basın etiği çerçevesinde yürüttüğünüz çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Mehmet Ali Talat"

Not: Yalan yazmadığım konusunda iddialıyım... Ama yalan yazdığım konusunda çok emin olan Sayın Talat'tan özür dilerim. Sayın Kalyoncu ile ilgili iddiamda "birazcık doğru" olduğu için ise özür dilemem (S.İ.)... Sayın Talat'tan, Sayın Kalyoncu'ya "CTP'den 1/3 oranında istifa et" çağrısı yapmasını da beklerim... Hissesi kadar istifası olsun. Bir de, yanına 10 katlı dev bina yapılan, Sayın Talat'a ait olan bir arsadan sökülen bazı asırlık zeytin ağaçlarının akıbetini merak ediyorum... Neden söküldüklerini de... (Zeytinlerin söküldüğü de yalansa, özür dileyeceğim)... Ayrıca, Girne'de 10 katlı ya da 7 katlı bina yapan, yaptıran, arsasını satan CTP'lileri de UBP'ye geçmeye davet ediyorum...

Başkanlık sistemine evet

Memlekette bir yığın usulsüzlük; bir yığın kanunsuzluk varken; torpili, arkası olmayan gariban vatandaş; "usul" ve "kanun" karşısında resmen eziliyor.

Tıpkı, "mafya babaları, uyuşturucu baronları dururken", "gariban üç beş içiciyi bir iki miligramla yakalamak gibi"...

Kanunsuzluk diz boyu.

Vatandaş, kanunsuzluğa adeta teşvik ediliyor.

Çünkü bakıyor - görüyor ki torpili olan, arkası olan her türlü usulsüzlüğü yapıyor; "ben neden usule uyayım ki?" diyor ve mesela o da seyrüsefer ödemiyor. Nasıl olsa af çıkacak!

KIBRIS'ın dün başyazısında "başkanlık sistemi" işlendi...

Buna katılmamak elde değil.

Başkan seçilecek. Yürütmeyi başkan belirleyecek.

Meclis yasaları yapacak. Daha çabuk.

Yargı daha rahat hareket edebilecek...

Bakanların, bir sonraki seçimde seçilme endişeleri olmayacak.

Bu doğrultuda çalışmayacak. Oy uğruna, ruhunu satma gereği duymayacak.

Konusunda uzman olabilecek.

Konusunda uzman olan her bürokratla daha rahat çalışacak.

"T" izinlerini rüşvet diye dağıtmayacak.

Kiralık araba izinlerini, partililere vermeyecek.

Benzin istasyonu izni kurallara dayanacak.

Başkan sorumlu olacak, sorumlu tutacak...

Dünkü başyazıda da vurgulandığı gibi; illa ki başkanlık sistemi parlamenter sistemden daha iyidir demenin bir anlamı yok.

Sadece bu ülkede mevcut parlamenter sistem tıkanmıştır.

Bu sisteme vatandaşın güveni sarsılmıştır.

Yenilik, yeni bir heyecan gibidir. Evdeki mobilyaların yenilenmesi gibi düşünün; daha rahat ve daha mutlu oturursunuz yeni koltuklara.

Ben diyorum ki, sadece heyecan ve yenilenme açısından, başkanlık sistemi uygundur... Gündeme gelirse, bir oyu olan vatandaş olarak kişisel tavrım netleşsin istedim...

"Babama hem artık rahibe olmadığımı, hem de Isabel'le evlendiğimi söylemek zorundayım"

İtalya'da, eşcinsel evlilikleri "medeni birliktelik" adı altında tanıyan yasa, geçtiğimiz Mayıs ayında kabul edildi.

Akabinde en ilginç gelişme geçtiğimiz gün yaşandı.

İki eski rahibe evlendi.

İnsanların cinsel tercihlerine karışılamaz... Aşkın cinsiyet ayrımı yapmasına karşıyım.

Ama hala Dünya'nın birçok kültüründe, eşcinsel evlilikler, birliktelikler veya eşcinselliğin kendisi çok tartışılıyor... Ve bu konu hâlâ tabu. Gelenekselci düşünce yapısına çok ters görülüyor...

İtalya'da yasa geçti geçmesine ama mesela evlilik yapan iki eski rahibenin isimleri gizli tutuluyor.

Rahibe olmaları da buna gerekçe gösterilebilir ama çıkıp, "biz evlendik" diyebilmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Kimse, kimsenin özel yaşamına karışmamalı.

İtalya'da soyadları gizli tutulan 44 yaşındaki İtalyan Federica ile aynı yaştaki Güney Amerikalı sevgilisi Isabel, İtalya'nın kuzeybatısındaki Pinerolo kasabasında yapılan törenle dünya evine girdi.

İtalyan gazeteleri, manastırdan ayrılıp Vatikan'la bağlarını koparmaya karar veren çiftin hikayesini yazdı.

BBC Türkçede de yer alan hikayeye göre, Fransisken tarikatına bağlı rahibeler 3 yıl önce fakirlere ve uyuşturucu bağımlılarına yardım amaçlı bir misyonda çalışırken tanıştı. Çift, uzun ve zorlu bir düşünüp taşınma sürecinin ardından ilişkilerini açıkça yaşama kararı aldı.

Federica ve Isabel, hayatlarını birleştirmek istediklerine karar vermelerinin ardından da Katolik Kilisesi'ndeki dini yetkilerini bırakıp, Vatikan'la bağlarını koparmak için gerekli prosedürü uygulamaya başladılar.

Sürecin tamamlanmasının ardından da Pinerolo'da Belediye Başkanı Luca Salvai'nin yönettiği törenle evlendiler.

Katolik Kilisesi'ndeki görevinden ayrılsa da inancından bir şey eksilmediğini vurgulayan Isabel, "Tanrı, insanların aşklarını açıkça yaşayarak mutlu olmasını ister" dedi.

İtalya'nın güneyinde tutucu bir köyde dünyaya gelen Federica ise bütün bu sürecin ardından esas zor görevin hâlâ kendisini beklediğini belirterek, "Babama hem artık rahibe olmadığımı, hem de Isabel'le evlendiğimi söylemek zorundayım" diye konuştu.

Çiftin birlikteliğini 'kutsayan' eski din adamı Franco Barbero, Federica ve Isabel'in evliliklerini kutsadığı ilk rahibeler olmadığını açıkladı.

Eşcinsel evliliklerini savunması ve Katolik Kilisesi'nin bu konudaki yaklaşımını eleştirmesi yüzünden 2003'te Kilise'den uzaklaştırılan Franco Barbero, Federica ve Isabel'i bu "cesur" kararları için tebrik etti.

Barbero, "Korunup kollandıkları manastırdan çıkıyorlar ve artık her şeyi tek başlarına yapmak zorundalar. İş aramak, ihtiyaçlarını karşılamak, gündelik sorunlarla uğraşmak zorundalar" diyerek çifte yardımcı olmak için çalışacaklarını da ekledi.

Eşcinsellere yönelik genel olarak "ılımlı" mesajlar veren Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, İtalya'da geçen Mayıs ayında kabul edilen medeni birliktelik yasasıyla ilgili görüş bildirmemişti.

Ancak Papa geçen Pazar günü yaptığı konuşmada, Meksika'da hükümetin eşcinsel evliliklerini yasallaştırma planına karşı yapılan protesto gösterilerine destek vermiş ve 'ailenin ve yaşamın savunulması adına mücadele eden' Meksikalı din adamlarının yanında olduğunu söylemişti.

Bu tartışma sürer gider...

Ama özgürlüklere, tercihlere, insan haklarına saygıyı herkesin öğrenmesi gerekir.

Kimse, kimseyi dili, dini, ırkı, cinsel tercihi veya cinsiyeti nedeniyle aşağılama - dışlama hakkına sahip değildir.

Isabel'in, "Babama hem artık rahibe olmadığımı, hem de Isabel'le evlendiğimi söylemek zorundayım" sözleri, aslında bütün hikayeyi çok net bir şekilde özetliyor ve anlatıyor... 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.