Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

22.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Moldova'nın vizesiz tekvandocuları ve çözüm!

Bunlarla nasıl yaşayalım?

Bakın, Moldovalı sporcuların ülkemize gelmesine tahammül edemediler!

Moldova veya resmî adıyla Moldova Cumhuriyeti, Doğu Avrupa'da Ukrayna ile Romanya arasında kalan bir ülke...

Başkenti Kişinev...

Nüfusun büyük çoğunluğu Romanyalı ve konuşulan dil de Romanya dili...

1991 yılında SSCB'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan bu ülkenin yaklaşık 3,5 milyon nüfusu var.

Herhangi bir Moldova vatandaşının Kıbrıs Cumhuriyeti'ne giriş yapabilmesi için vize alması gerekir...

Ve herhangi bir Moldova vatandaşı, KKTC'deki bir spor etkinliğinde yer alacak diye, Güney Kıbrıs'tan vize alamaz! Kıbrıs Adası'na sokulmaz!

Bu nedenle, ülkeye gelen Moldovalı tekvandocularla ailelerinin, altı aylık da bir bebeğin tutulması, durdurulması, sorgulanması, en doğal haktır...

Bunu, "vay da aha bunlarla yaşanmaz. Aha sporcularımızı kıskandılar, turnuvamızı aşağıladılar, ambargolar, izolasyonlar" diye çığlık çığlığa anlatılmasına hiç gerek yoktur.

Evet, Güney Kıbrıs'taki yönetim, KKTC'deki her hangi bir etkinliği engellemek istemiştir; evet Güneydeki yaklaşım "dostane" veya "alttan alan - anlayışlı" bir yönetim değildir.

Ama, her türlü vize uygulamasını, dilediği gibi yerine getirme hakkı vardır. Bu hakkı yerine getirirken de, "düşmanlıktan yapıyor" diye yaygara kopartılmamalıdır.

-*-*-

"... Biz çözüm istemiyoruz, halimizden memnunuz, yiyip içiyoruz, dostlar da biz alışverişte görüyor, oh oh oh" deyin, çıkın meydanlara... Ama ne olur yalan söylemeyin...

Çözüm istememek, kurulu düzende yaşamayı mutluluk saymak tabii ki hakkınızdır!

Ama, doğru konuşun.

Mesela "şu köyler veriliyor" diye yalan söylemeyin... Daha ne verilme var, ne de konuşulmuş köy ismi...

Haaa, Anastasiadis "Omorfo" mu dedi?

Siz de "vermiceeem vermiceeem, benim değil mi vermiceeem, kuruturum da vermiceeem" mi dediniz?

O zaman bekleyin...

Omorfolu zaten referandumda kararını verecektir.

Ama siz, kendi şahsi hesaplarınız için, bankadaki borcunuzun 480 bin bilmem nesinin kapatılması uğruna konuşmuş olmayın!

Bilmediğimizi de sanmayın!

Falanca büyük ihalenin kontrolörlük ihalesi, 11 milyon 225 bin dolarlar falan havada uçarken, kim çözüm ister gerçeğinden hareketle, ne olur konuşmayın, hiç inandırıcı değilsiniz!

-*-*-

Memlekette şu yanlış da yapılıyor: "Herkes çözüm istemek zorundadır!"

Hayır kardeşim!

Neden herkes çözüm istesin ki?

İstememek en doğal hakkınız!

Etnik temele dayalı, ayrı ve bağımsız bir devlet talebinizi saygıyla selamlarım... Sadece ben de görüşümü söylerim; "imkansızdır"... Ve eklerim, "en ideal çözüm, federasyondur"...

Haaa, gönlümdeki çözüm modeli mi?

Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti!

1960'ın modernize edilmesi tercihimdir...

-*-*-

Bu arada belirtmekte fayda var; dünkü KIBRIS'ın spor sayfalarında manşetti...

Türkiye ile Güney Kıbrıs yine maç yapmış!

Bilmem mesajı aldınız mı?

Yani etnik temele dayalı ayrı ve bağımsız KKTC hayal ederken, "başka Türkiye gerçekleri de olabilir" gerçeğini de göz ardı etmemeniz gerekir...

-*-*-

Gelelim doğru söylenmeyen başka konulara...

Mesela sevgili UBP'li vekilimiz Zorlu Töre, müzakere heyetinde hükümetten de birileri olmasında ısrarlı.

Bu talebinde yerden göğe haklı.

Ama tercih Akıncı'nın!

Ancak, Zorlu Töre'nin, "müzakere heyetinde YKP'li ve BKP'li var demesi, en iyi tanımla, "eksik" bilgi... Ama en kötü tanımla, "yalan söylüyor"!!! Ve "kışkırtma" hedefi var!

Müzakere heyetinde UBP - DP - CTP kökenliler, BDH'lılar vardır veya Sayın Akıncı TKP'lidir ama hiç bir tek YKP ya da BKP'li yoktur.

Töre'nin bunu söylerkenki hedefi, aslında müzakere heyetini "damgalamak", "etiketlemek" ve "belirli grupların gözünde küçük düşürmek" amaçlıdır... "Bunlar komünist yahu!"... Çok eskimiş, çok soğuk savaş dönemi entrikacılığı! Doğru değil!

-*-*-

Moldova meselesine geri dönecek olursak; Rum Yönetimi'nin vize sorgulaması ve / veya gıcıklık yapması, "bunlarla yaşanmaz" yorumlarına sebep olamaz.

Çünkü bırakın "hakkı" olmasını; cidden kötü niyetle bile yapılmış olunsa ki evet kötü niyet de olabilir; yine de "bunlar" dediğiniz insanlarla gül gibi yaşanır!

Uluslararası hukuk, içte adalet, seyahat özgürlüğü, sen Güneyde hakim, ben Kuzeyde hakim... Sen Güneyin paşası, ben Kuzeyin paşası, mis gibi yaşanır! Hem de missss!

Ayrı devlet mi?

E ayrı devletse ayrı devletin de var...

Yani bir şey sorayım; "olası bir federal çözümdeki parça devletçik mi daha devlettir yoksa mevcut durumdaki KKTC mi?"

Bu soruya "KKTC" diye yanıt verenlere, dünya şakacılık Nobel'i verilir!

Kısacası, yalana kaçmayın, kurulu eşkıya düzeniniz, borç ödeme ve rüşvet alma sisteminiz yıkılmasın diye çırpınmayın...

Bırakın, bu ülkenin geleceği, bu halkın yarınları aydınlık olsun.

Usandık sizin kişisel menfaatlerinizden dolayı sahte milliyetçilik yapmanızdan!

Yeter artık!

***

Cezaevinde 13 çocuk var!

KIBRIS'ın dünkü manşeti bence "dehşet verici" bir haberi yansıtıyordu.

KKTC'nin "nasıl bir yer" olduğunun en acı göstergesiydi bence...

Cezaevinde 13 çocuk var!

Bu haberi eminim kimse umursamadı!

Es geçtik hep birlikte !

"Suç işledilerse, yatacaklar" dedi bir çoğumuz!

Hatta, "aralarında çocuk tecavüzünden sanık olan da var" diye yorum yapanınız da oldu mutlaka!

Ama öyle değil!

Kimse, "suç işlesin" diye doğmaz!

Çocuk, çocuktur.

Çocuk, çocuk olarak değerlendirilmelidir.

Suçlu, zanlı, sanık... Hiç fark etmez!

Bir çocuk, yetişkin mahkum ve tutuklularla aynı cezaevinde, aynı koğuşta tutulamaz!

Çocuk mahkum ve tutukluların cinsel istismara uğraması olasılığının çok yüksek olduğunu, bir çok araştırma net bir şekilde söylemektedir... Amerika'da, bu konuda yapılan araştırmalar, çocuk mahkumların, yetişkin mahkum ve tutuklulara oranla beş kat daha fazla cinsel saldırıya uğradığını ortaya koymuştur. Çocukların ayrı tutulmasının tek sebebi bu değildir elbette...

Bu bir insan hakları utancıdır, bu bir KKTC ayıbıdır, bu bir yanlıştır.

Gerek KKTC'de, gerekse nüfusumuzun çok önemli bir bölümünün geldiği ve hatta gelmeye devam ettiği Türkiye'de, on binlerce çocuk; istismar, ihmal, aile içi ve toplumsal şiddet ve yoksullukla büyümekte, büyütülmektedir... Ve bu çocuklar, henüz yetişkin yaşa gelmeden önce ciddi suçlar işleyebilmektedir.
Burada çağdaş devletin görevi, "ıslah"tır...
Yetişkin mahkum ve tutuklularla çocuk mahkum ve tutukluların aynı hapishanede, aynı koğuşta kalmamaları için her türlü tedbir alınmalıdır.
Bırakın devlet olmayı; bu bir insanlık görevidir... İnsanlık adına yapılmalıdır!

***

Tanrı Dünyayı bu deliden korusun!

Amerika'da Kasım ayının 8'inde yeni başkanın belirleneceği seçimler yapılıyor...

Evet, Amerika, Dünyanın en büyük süper gücü...

Hillary Clinton'un kazanmasını istiyorum.

Neden?

Cumhuriyetçi aday Donald Trump'ın "deli" hatta Dünyanın başına çok ciddi işler açabilecek bir "cahil manyak" olduğundan eminim...

Yani, sevgili Amerikalı kardeşlerim beni affetsin, özellikle Cumhuriyetçiler bağışlasın ama bu adamın başkan seçilmesi, Dünyanın en büyük felaketi olur diye düşünmekteyim...

Bu adamın eline nükleer güç mü verilecek?

E yok!

Eminim, Amerika'da bu sersemi engelleyebilecek bir gizli yapı mutlaka vardır ama yine de korkuyorum!

Adam Dünyayı bilmiyor.

Ülkesi Suriye'de, Irak'ta savaşıyor ama sorsalar haritada bu ülkelerin yerini gösteremez.

En azından Clinton daha devlet tecrübeli ve daha "uysalımsı"...

Amerika, Dünya'nın en güçlü ülkesidir. Süper gücüdür ve haliyle, aslında gerçek terörist bir ülkedir... Ve başkanının dangalak, tacizci, manyak, saldırgan, züppe biri olması, insanlık adına "korkunç" bir beladır!

E yok yani, Amerika'ya kimin başkan olacağına bu kadar da kafayı takacağımı hiç düşünmemiştim!

Son "debate" yani son tv tartışmalarını izlediniz mi?

Doktor değilim, psikiyatrist ya da psikolog da değilim ama adamın deli olduğunu anlayacak kadar tecrübem var diye düşünmekteyim!

Tanrı Dünyayı korusun efendim!

***

Merak etme polis bey!

Partiler, bakanlar, vekiller köyleri gezerler ya...
Bizim bir siyasi partimiz de iktidardayken, köy gezilerine karar vermiş.

Fıkra tabii ki bu!

Akşamüzeri bir köyümüze gidecekler...

Oturacakları, konuşacakları kahveyi önceden hazırlamaya gelenler olmuş...

Bu arada polisler de gelmiş tabii ki... Polis ve görevlilerden biri bakmış, genel başkanın makam aracının park edebileceği en uygun yerde bir bisiklet duruyor.

Polis, "bu bisikleti buradan kaldıralım! Kimin bu bisiklet?" diye sormuş.

Kahvede oturanlardan biri; "benim" demiş ve eklemiş: "Neden kaldırıyoruz?"

Polis, biraz da tehditvari bir ses tonuyla, "... Başbakan ve bakanlar gelecek, Başbakan makam aracını buraya park edecek" demiş.

Bisikletin sahibi yanıtlamış; "Kilitledim polis bey, merak etme bir şey olmaz!"...

***

Tanrı onları daha çok mu seviyor?

Bu fotoğraf, Gürcistan'ın Tiblis kentinde düzenlenen moda haftasında, Ukraynalı modacı Lara Quint defilesinde çekildi. Modelin adı yok. Ancak modelin güzelliği var... Hem de çok farklı bir güzellik...

Sevgili arkadaşım Savaş Boransel, "Tanrı, o bölgelerdeki kadınları sanki daha çok seviyor" der... Haklı mı haksız mı tartışmasına girmeyeceğim ama fotoğraftaki model kadın, çok güzel... Yani Savaş, bu kadınla ilgili "doğru" söylüyor...

Fotoğraf: REUTERS/David Mdzinarishvili

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.