Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

21.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Müzakere masası ve dört özgürlük meselesi

Efendim, Dünya ekseni ile yörünge düzlemi arasındaki 66°33' (66 derece 33 dakika)'lık açı nedeniyle gece ve gündüz süreleri sürekli değişir.

Ancak yılda 2 kez bu süreler eşit olur.

Güneş ışınlarının Ekvator çizgisine dik geldiği bu tarihler 21 Mart ve 23 Eylül'dür.

Bugün 21 Mart...

Diyeceksiniz ki, "Bize ne!"...

Çok haklısınız, sadece hatırlatmak istedim...

"Eşitlik" önemli canım... Canlarım.

Çok önemli...

Gündüz ve gece yılda sadece iki kez eşit oluyor.

İşte bugün o iki günden biri...

Yani, her şeyi kutluyoruz da, bu günü neden kutlamayalım?

Eşitlik kadar önemli bir şey olabilir mi?

Ve senede yani 365 günde sadece iki gün, gece ve gündüz eşitse, bence kutlamak lazım!

Haydi bana hediye alın mesela!

Şaka yaptım canlarım benim!

Hediyenin sözü mü olur?

"Eşit gündüz ve gece gününüz kutlu olsun" diyorum...

Ve esas konuya geçiyorum...

-*-*-

ELAM bir maskaralık önerdi.

Güney Kıbrıs'ta bu maskaralığa Kuzey Kıbrıs'ın gösterdiği tepki, "Abartı" olarak kabul ediliyor.

Espen Barth Eide de aynı görüşte...

"Abartmışız!"...

Aslında abartmadık ama uzattık...

İşimize geliyor muydu bu uzatma?

Evet geliyordu; çünkü iki açıdan çıkmazdaydık!

Yani, Kıbrıs Türk tarafı; yani Mustafa Akıncı olarak çıkmazdaydık!

Çünkü, bir taraftan Rum kesiminin "Güvenlik ve garantiler" ile "Toprak ve mülkiyet" yanında "Dönüşümlü başkanlık" gibi konularda sıkıştırması söz konusuydu; öte taraftan ise Türkiye "Dört özgürlük" istiyordu...

Akıncı, iki taraftan gelen "aşırı" isteklere karşı tayfalmıştı.

ELAM o kararı aldırttı!

Anastasiadis sigaraya kalktı!

Haydi fırsat bu fırsat, pılıyı pırtıyı topladı ve rahatladı!

Şimdi, Geçitkale'de mangal yaparmış pozu vermelerde!

Neyse!

Kıbrıs Türk tarafı, şu anda müzakerelerin her hangi bir yerinde yok gibi kalmış durumda...

Nasıl mı?

Bizim bir talebimiz yok da ondan...

Rum tarafı, "İki lider arasındaki müzakereler nedensiz kesildi, abartı var, sorumlusu Akıncı'dır" diyor; Eide de ne yazık ki bunu bir şekilde onaylıyor...

Rum tarafı bunu her fırsatta, herkese anlatıyor...

Bizim anlatma şansımız yok!

Çünkü anlatacağımız ya da anlatmak için kullanacağımız tek kapı olan TC Dışişleri, Hollanda ve Almanya ile kapışmalarda...

Türkiye'nin kendi derdi var.

Haliyle, Anastasiadis Amerika'da, BM'de... Kasulidis AB'de İngiltere'de ve her yerde bu konuyu dile getiriyor...

"... Türkler abarttı" diyor...

Biz, "Hayır abartmadık" diyecek pek yüksek sese veya yüksekte temsiliyete muktedir değiliz!

Bizim Dışişleri Bakanı, bizim televizyonlarımızda, bize anlatıyor derdini. Bir de UBP örgüt kabullerinde...

Kasulidis geçenlerde İngiliz Bakan Yardımcısı ve AB'den Sorumlu Devlet Bakanı diye niteleyebileceğimiz Alan Duncan adlı karakterle konuştu...

O'na da dedi ki, "... Türk tarafı müzakere masasından kaçma sebebini abarttı..."

Duncan dinledi... Not aldı...

Kasulidis, Duncan'a, "... Güvenlik konusunda kabul edebileceğimiz bir çözüm bizim için çok önemlidir" mesajını da verdi.

Biz verebiliyor muyuz?

Hayır!

UBP örgütlerine, Sönmezliler Ocağı üyelerine, TMT mensuplarına derdimizi anlatıyoruz, onlar da ayakta alkışlıyor ama olmuyor!

Ve Kasulidis, Duncan ile birlikte, tüm AB'ye, "... Türkiye'nin dört özgürlük talebini neden kabul etmediklerini" de aktardı...

Gayet rahat...

Ve Kasulidis, Duncan'a şunu da söyledi:

"... Bu dört özgürlük meselesi ansızın nereden çıktı anlamıyoruz... Biz, Kıbrıs'ta, Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, tüm Kıbrıslıların yararına, bize ait bir devlette halkımızın yararına olacak bir çözüm için çalışıyoruz. Üçüncü ülkeleri tatmin etmek için bir mecburiyet duymuyoruz"...

-*-*-

Şimdi soruyorum:

"... Siz hâlâ müzakerelerin kopmadığına ve liderlerin masaya dönseler bile, çözüm bulacaklarına mı inanıyorsunuz?"

Mümkün değil!

Türk vatandaşlarına dört özgürlük hakkını biz sıcak bulabiliriz.

Ancak mevcut durumda, Türkiye'nin AB'de kavga etmediği tek ülke kalmamışken, Rum Yönetimi, "heşşşa ne güzel bir öneri kabul ettik" dese de, AB bunu kabul eder mi sizce?

Yani, kabul edilmeyeceğini bile bile, çok haklı bir öneri de olsa, masaya getirmek, mantıklı mı sizce?

Size soruyorum!

Bana pek mantıklıymış gibi gelmemişti; hâlâ gelmiyor!

Ama takdir KKTC vatandaşlarının!

-*-*-

Haaa tekrar edeyim...

Ben TC vatandaşlarının dört özgürlük ya da Türkiye'nin AB üyeliğine asla karşı değilim.

Tam aksine, en doğal hak olduğu inancındayım.

Ama bunun Kıbrıs müzakerelerine karıştırılmasına karşıyım!

Efendim Türk - Yunan dengesi mi?

Şimdi mi aklınıza geldi bu denge?

Beni çok sevindiren bir yorum okudum!

Efendim, Rumlarla birbirimize benziyor oluşumuz sizi sevindirir mi?

Beni iki açıdan çok sevindirir...

Birincisi, "biz biriz" diye düşünür mutlu olurum... Kıbrıslı olmak adına...

İkincisi, "bizden farklı değiller, rüşvet, torpil onlarda da çok fazla" derim ve rahatlarım...

Bir yorum okudum İngilizce gazetelerinde ve çok rahatladım bu iki açıdan...

Onu anlatayım...

Efendim, Güneyde de "Genel Denetçi" veya "Sayıştay"ın başındaki kişi ile İçişleri Bakanı arasında "kişisel sorun" ya da "husumet" varmış.

Sayıştay, her canı çektiğinde bakanı vuruyormuş...

Bu arada bakanın, bazı binaları - daireleri varmış; onları Sivil Havacılık Dairesi'ne kiralıyormuş... Haksız kazanç elde ediyormuş...

Ayrıca, bakanın, Kathimerini gazetesi sahibi ile de sorunları varmış...

Ancak, bu gazetenin sahibi, Başkan Anastasiadis'e yakınmış.

Hatta Anastasiadis, geçtiğimiz Cuma günü, bu gazetenin sahibinin yengesini yeni Ombudsman olarak atamış...

Kathimerini gazetesinin sahibi aynı zamanda Yeşiller Partisi Başkanı ile çok ahbapmış... İçişleri Bakanı aleyhine, bu partinin başkanını kullanıyormuş, raporları falan o sızdırıyormuş...

Ve bu Yeşiller'in faşo eğilimli başkanı, devletten şoför parası aldığı halde, yeni yeni şoför kullanmaya başlamış! Yani para bir şekilde geliyor ama şoföre falan verilmiyor. Ne oluyormuş?

Patiye gidiyormuş!

Ayrıca belirtelim, İçişleri Bakanı da Alithia gazetesinin sahiplerinden biri...

Bu arada Kathimerini gazetesinin sahibinin bir de TV kanalı varmış. Müzik yayını yapan. 50 bin Euro da devlete lisans borcu bulunuyormuş. Ama ödemiyormuş. Anastasiadis meseleyi idare ediyormuş.

Ve sonuçta da ilgili TV kanalcığı ve Kathimerini, ilk seçimde kimi destekleyecekmiş?

E herhalde beni değil!

Amma benziyoruz yahu!

Sevindim gerçekten!

İnternetsiz olamıyoruz!

Okyanusta seyreden bir yolcu gemisi, hani transatlantik ya da cruise falan diyorlar ya ondan... Sizi korkutmak gibi olmasın, fıkra tabii ki yazdığım, ama gemi batmış...

Bir adam, şuna buna asılarak kurtulmuş ve bir adacığa çıkmayı başarmış.

Adada bol bol muz ağacı ve tatlı su kaynağı varmış...

Manzara, atmosfer de mükemmel...

Adam aylarca muzla, suyla ve manzarayla idare etmiş...

Derken bir gün, harika bir kadın belirivermiş...

Meğer kadın da aynı gemiden kurtulmuş...

Ve kadın, adanın öteki tarafında, terk edilmiş, şahane bir villa keşfetmiş, uzun zamandır orada idare etmiş. Almış adamı da villaya götürmüş... Şahane bir villa...

Etrafı doğal meyvelerle dolu... Muzlar, çilekler, üzümler, Hindistan cevizleri... Her şey var...

Derken kadın, "Daha rahat bir şeyler giyeyim" demiş ve içeriye girip, üzerini değişmiş...

İnanılmaz seksi iç çamaşırları giymiş ve adama bakarak, "... Bir bavul dolusu iç çamaşırı buldum. Giymek kısmet olmadı... Bugüneymiş!" demiş.

Sonra adama bakıp, "... Bunca zamandır, yalınızdım. Artık değilim..." diye eklemiş!

Adamın tepkisi şöyle olmuş:

"... Yalınız değilim derken, umarım evde internet olduğunu keşfettiniz"...

-*-*-

Bu yazının ana fikri mi?

İnternetsiz olmuyor!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.