KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

22.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Oldu olacak kimlikle girişi de kaldırın!

Türkiye'nin 80 milyonluk nüfusunun sadece 10 milyonunun pasaportu var.

Ve bu 10 milyonun dışında kalan 70 milyon, nüfus cüzdanı ile yaşamını idame ettiriyor.

Tek gidebildiği "yurt dışı" da haliyle KKTC oluyor.

Türkiyeli turistler, KKTC için elbette çok önemli ve değerlidir.

Kimlikle giriş rahatlığı, bu açıdan bakıldığında önemlidir.

Ama bir de işin öteki kısmı bulunmaktadır...

Herkes, dilediği anda KKTC'ye gelebiliyor...

Kontrol sistemi "sıfır"a iniyor ve günübirlik suçlar işlenip, geri dönülebiliyor.

Efendim "kimlikle giriş kaldırılmalı mı"?

Hayır...

Ama, giriş kontrollerinin güvenilirliği ve kalitesi kesinlikle artırılmalı.

Bu mesele, Türkiyeli yetkililerle konuşulmalı...

Yok eğer cesaretiniz yoksa; ayrı mesele...

Haaa, hükümet, arkasında toplumsal gücü hissedebilmeli... Ki sanıyorum bu konuda toplumsal konsensüs söz konusudur. Türkiye'den suç ve suçlu ithali konusunda bir şeyler yapılması konusunda tüm KKTC hemfikirdir.

-*-*-

Diyorsanız ki, "hayır, kimlikle giriş ya da başka türlü tedbire hiç gerek yok, el kol sallamadan herkes girebilmeli"; o zaman şunları öneriyorum:

Kumar oynayacağım diyenler, seks alemine geldim diyenler, uyuşturucu satıp döneceğim diyenler, abi sadece bir cinayet işleyip geri geleceğim diyenler ve soygun için gidiyorum diyenler, kimlik de göstermesin!

Buyursun gelsin!

Kolej sınavları kaldırılmalıdır

Her insanın yaşamında etkisinde kaldığı çeşitli konularla ilgili farklı uygulamalar vardır...

Mesela "eğitim sistemi"...

Ya yaşayarak ya okuyarak bazı ülkelerdeki eğitim sistemlerine bakıp, kendimize en uygun olanı seçmek gibi bir megalomanik dangalaklığım olmayacak...

KKTC Eğitim Bakanlığı'na da bakanına da güvenim tamdır...

Ama, kendimce bazı hatalar veya olmaması gerekenler görürsem, yazmak veya söylemek de görevlerim arasındadır.

-*-*-

KKTC'de ilk ve orta eğitim çok ciddi sıkıntılıdır.

Bu sıkıntının sebebi, bakan veya bakanlık değildir.

Hepimiz, sıkıntının sebebiyiz...

Çocuklarımıza çok iyi bir eğitim vermek gibi bir alışkanlığımız var...

Bu eğitimi, illa ki "akademik" anlamda vermeyi, çok doğru bir şey sayıyoruz...

Bazı meslekleri yüceltiyoruz, bazı meslekleri aşağıya koyuyoruz ve o aşağıya koyduğumuz meslekleri, çocuklarımızın yapmasını kabullenemiyoruz!

Benim kızım doktor olacak, benim oğlum mühendis olacak!

Peki, neden senin oğlun çok iyi bir hayvan üreticisi, muhteşem bir marangoz, süper bir makinist olmasın?

Elbette akademik eğitim çok önemlidir... Ve değerlidir...

-*-*-

Ancak çocuklarımıza sırf akademik eğitim vereceğiz diye sağlıksız, kendine güvenmeyen, dünya gerçeklerine karşı zayıf tipçikler yetiştiriyoruz?n

Okulda ders; ödev...

Ardından özel ders...

Ve mutlaka dersane...

Ezin çocukları...

Olmaz... Olmamalı... Bırakın sokakta toz toprak olsunlar... Çamurlara batsınlar...

-*-*-

Bu konuda çok farklı düşüncelerim var...

Bence temelde, çocukların ruh ve bedenen sağlıklı ve mutlu büyümeleri hedef alınmalı...

İlla ki 11 yaşında ilkokul, 18 yaşında lise, 22'de de üniversiteyi bitirmeleri mi gerekiyor?

Çocuklara hayvan sevgisi, doğa sevgisi aşılanmalı...

Ekmeyi, biçmeyi, üretmeyi, elektrik kablosunu bir üçlü prize takmayı, otomobil lastiği değişmeyi, elektrikli - elektriksiz testere kullanmayı, su tasarrufunu, yön bulmayı, kuş beslemeyi, tavuk beslemeyi, koyun sağmayı da öğretmek lazım...

-*-*-

Cinsel ayrımcılık yapmamayı, paylaşmayı, şükretmeyi öğretmek lazım.

Sağlıklı olmaları için, düzenli beslenmeyi, spor yapmayı bilmeleri lazım...

Engellilere, farklı dil, din ve ırklara saygılı olmayı görmeleri lazım...

Biz ne yapıyoruz?

Biz, etrafı izliyoruz, etrafın yaptığının aynısını yapmaya çalışıyoruz!

Hep on!

Hep peki iyi!

Neden?

Haaaa çocuğunuz hep on alsın tabii ki ve bununla da övünün ama çok iyi de yüzme bilsin...

-*-*-

1930'lardan kalan Nazi mantalitesiyle milliyetçilik, cinsel ayrımcılık öğreterek çocuk yetiştiriyoruz...

Çocuklarımıza kendimizce terbiye vermeye çalışıyoruz...

Ama bu terbiyeyi verirken, Dünya'nın ve kendi toplumumuzun değiştiğini hesaba katmıyoruz...

Teknolojinin ne kadar içimize girdiğini düşünmüyoruz...

-*-*-

Kolej sınavları kaldırılmalıdır...

Finlandiya'yı incelediniz mi hiç?

Temel eğitim yedi yaşında başlıyor, 16'da bitiyor...

Öğrenciler seçilerek okullara alınmıyor...

Okullara girişte sınav uygulanmıyor...

Her öğrenciye öğle yemeği veriliyor...

Oyun veya deney ağırlığı söz konusu...

Ama hepsinden öteye, herkese eşit...

KKTC'de ise parası olanlar özel okula gidiyor...

Veya daha çok özel ders aldıranlar kolejleri kazanıyor... (İstisnalar elbette vardır da kaideyi bozamıyorlar)...

KKTC'de, (Artun Çağa arkadaşımızın hep söylediği gibi), "zenginsen zekisin" sistemi söz konusu...

-*-*-

Evet, çocuklar, 23 Nisan nedeniyle bakanları ziyaret ederken, "kolej sınavı olmasın" diyorsa, mutlaka ortada bir acı var demektir.

Çocuklar bu sınavlar yüzünden acı çekiyor.

Travma yaşıyor.

Bırakın çocuklar oyun oynasın...

Üretmeyi özümsesin.

Paylaşsın.

Herkesi, hiç ayırmadan sevsin.

Kimseyi düşman bilmesin.

Spor yapsın.

Sağlıklı beslensin.

Hatta varsın, orta okul sonrası okula gitmesin ama çok sağlam bir zanaatkâr, muhteşem bir sanatçı, sanatsever, usta olsun...

Pilli balık ve Mısır'ın tüneli

Bazen, dünyanın en esprili insanları, hiç tahmin etmediğiniz anda karşınıza çıkabilir...

Bir birinden aptalca sorulara, çok akıllı ve tabii ki güldüren yanıtlar verenlere bayılıyorum mesela...

Geçenlerde bir arkadaş, "Balıkçıdan balık almaya gittim" dedi...

"Balıkçıdan elma da alabiliyor musun?" diye espri yapmak istedim; arkadaş anlattı.

Kadının biri balıkçıya gitmiş...

Su dolu kovada canlı balıklar yüzüyor... Hareket ediyor ya da...

Kadın balıkçıya sormuş: Bu balıklar canlı mı?

"Yok ablacığım, pil takıp oynatıyoruz" demiş balıkçı...

-*-*-

Ve son günlerde en çok güldüğüm fıkra...

Mısır hükümeti Kızıldeniz'in altına tüp geçit yapmak için ihale açar. İhaleye İngiltere'den, Amerika'dan, Japonya'dan üç firma katılır... Türkiye'den de Temel'in firması ihaleye girer. Firmaları teker teker mülakata çağırırlar ve teknik bilgi isterler. İngiliz firması: 

- Biz iki taraftan da eşzamanlı olarak tüneli kazmaya başlarız ve denizin altında tam ortada buluşuruz. Tüneller arasında maksimum 1 metre fark olur. 30 metrel enindeki tünelde de 1 metreyi rahatlıkla düzeltiriz derler. 

Amerikan firması: 

- Biz de iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz maksimum 50 cm fark olur, der. 

Japon firması ise: 

- Biz iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz. Maksimum fark 20 cm olacak, diye belirtir. 

Sıra bizim Temel'e gelir. Temel: 

- Valla biz de iki taraftan kazmaya başlarız. Ortada buluştuk buluştuk, buluşamadık iki tüneliniz olur der.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.