Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

06.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Özel Aygın - Girne ve geleceğimiz!

Özel Aygın, 1950'li yıllarda bu ülkenin en iyi futbolcularından biriydi... Doğan Türk Birliği'nde yıllarca futbol oynadı...

1960'ta beden eğitimi öğretmeni oldu... Ankara'daki üniversite tahsili sonrası ülkesine döndü...

Öğretmenlik, komutanlık yaptı...

60'lı yıllarda İngiltere'de eğitime gitti... Fizyoterapist oldu...

Larnaka ve Limasol'dan sonra, 1974'te haliyle göç yaşadı ve Girne'ye geldi...

Spora olan tutkusu, futbola olan bağlılığı nedeniyle, dev gibi lüks evlerden almak yerine, gitti, Rumlardan kalan şu andaki 20 Temmuz Mete Adanır Stadı'nın yanındaki küçük, prefabrik eve yerleşti...

Girne'de ülkemizin ilk sauna ve fizyoterapi merkezlerinden birini açtı...

Yıllarca çalıştı... İki çocuğunu çok iyi yetiştirdi...

Dün bir süre sohbet ettik...

Oğlu Can Ankara'dan, askerlikten ve Girne'den arkadaşım... Yıllardır görmedim...

Özel Bey şimdi emekli... Yakında 80 yaşında olacak... Evlatları, torunları her şeyi... Dilinden düşürmüyor...

Özel Aygın Girne'ye geldiği zaman, şu anda çevresi birbirinden iğrenç apartmanlarla çevrili olan stadyum yeniydi...

Zemini muhteşemdi. Şu anda da fena değil...

Etrafı bomboştu...

Ağaçlar, tarlalarla çevriliydi stadyum...

Ve o yıllarda Girne ile bu kentteki Dome Hotel; Dünya turizminin en değerli marka isimleri arasındaydı.

Girne'nin İngilizce ismi "Kyrenia", sadeliğin, huzurun, tarihin, yeşilliğin zeytinlerin, harnup ağaçlarının, paha biçilmez değerdeki tarihi limanın, kalenin güzelliğinin markasıydı...

Bütün Dünya "Kyrenia"yı, Kıbrıs, Kypros veya Cyprus isimlerinden daha çok biliyordu...

Kitaplara konu olan bir huzur kasabasıydı Girne...

Ve Türklerle Rumların nüfusu, 3 bini bir kaç yüz geçiyordu sadece...

Haliyle, Limasol'a, Larnaka'ya olduğu gibi, Girne'ye de sahip çıkan, bu kasabayı seven Özel Aygın ve O'nun gibi kişiler, şu andaki duruma kelimenin tam anlamıyla kahroluyor...

Stadyumun çevresi çirkin apartmanlarla doldu...

Özel Aygın, "bu ülkede makam ve para için her yolu mubah sayan bir anlayış gelişti" diyor...

Ve şunları anlatıyor:

"... Stadyumun protokol giriş kapısı var... O'nun tam karşısında bir otomobil park yerini, sevgili kulübüme verdiler. Doğan Türk Birliği'ne... Ben kulüplerde yaşamımı geçirdim. Devlet, tabii ki kulüplerimize sahip çıkmalı, destek olmalı... Ama bunun bir planı yapılmalı... Kulüp, altı yıldır, öncesinde araç park yeri olarak kullanılan yeri telle çevirmiş durumda... İçerisinde köpek barınağı gibi bir şey var. Atılı arabalar var. Tam bir kirlilik... Ama hepsinden önemlisi, insanlar maça geldiğinde araçlarını park edecek yerleri yok... Oy uğruna, makam uğruna yapılmış bir hata..."

"Bundan daha kötüsü, stadyumun giriş kapısının hemen yanında, bizim evin bitişiğinde, devlete ait bir arsa vardı... Burası da park yeri olarak kullanılıyordu. Bu arsayı da bir milletvekilinin ailesine verdiler... O milletvekilinin sattığını ve satın alan müteahhidin elinde de on katlı apartman izni olduğunu öğrendik..."

-*-*-

Evet...

Oy uğruna, para uğruna, makam uğruna bu ülke ciddi anlamda bozuldu...

Düşünün, ışıklandırdık, ismini değiştik, zeminini güzelleştirdik falan ama park yerlerini yok ettik...

Maça gelenler, park edecek yer bulamıyor...

E haliyle, trenle ya da metroyla veya otobüsle gelinecek bir durum da söz konusu değil.

Dileyen, maç günü dilediği evin, dilediği apartmanın önüne; dilediği kaldırımın üzerine park ediyor.

Plansızlık, düzensizlik ve Girne'nin mahvedilişi...

Sadece stadın çevresi değil.

Dünya'nın en yeşil, en huzurlu, en mavi, en temiz, en güzel kasabası; şimdi marka değerini yitirmiş; iğrenç apartmanlarla betonlaştırılmış; sırf para ve rant uğruna katledilmiş bir kent oldu.

Nüfusunun 33 bin olduğu yazılı bir tabelada...

Ama gerçek rakamı kimse bilmiyor.

Trafik tam bir keşmekeş...

Girne'nin Girne'liğinden eser kalmadı...

Bir tek kelimeyi değiştirip aslında artık buraya "Girme" desek çok daha doğru olacak...

-*-*-

Özel Aygın çok güzel anlatıyor:

"Girne, buna layık değildi... O güzelim kasaba, şimdiki halini hiç hak etmiyor... Para kazanmak, makam sürdürmek için her yolun mubah sayıldığı bu ülkenin sonu hiç de iyi değil... Çok sevdiğimiz bu kentten, çok sevdiğimiz bu ülkeden bizi soğuttular... Genç olsaydım, kaçıp gitmeyi düşünecektim... Kaçıp gitmeyi düşünenleri hiç yadırgamıyorum..."

-*-*-

Haksız mı Sayın Aygın?

Stadyumun çevresinde park yeri kalmadı...

Düşünün; Dünya'nın hiç bir ülkesinde, oto park alanı ayırmazsanız size stadyum yaptırmazlar...

Kimse yapamaz.

Devlet yönetenler deli mi ki araç park yeri olmayan, toplu taşımacılığı sıfır bir ülkede, en iyi stadyumun araç park yeri olmayacak?

Bizde deli mi yönetenler?

Hayır, deli değil!

Tam aksine, çok akıllı!

Çünkü park yeri olan araziler kaldı bir tek ellerinde...

Dağıtacak bir tek onlar kaldı.

Oy uğruna, rant uğruna, belki para için, ama kesinlikle makam için dağıtıldı park yerleri bile...

Yazıklar olsun!

-*-*-

Oy uğruna, para uğruna, makam uğruna gitti Girne...

Milattan Önce 10'uncu yılda Akalar kurmuş bu yerleşim yerini.

2000'lere geldiğimizde Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs'ta yaşayan Türkler bitirmiş...

Öyle yazacak tarih...

-*-*-

Geleceğimizin de aynasıdır Girne...

Huzurlu, sakin, yeşil, bol zeytinli, bol harnuplu bir yaşamdan; eğreti ve sahte bir beton yığınına varan Girne gibi; insanımız da, düzensiz, geleceği belirsiz haldedir...

Kıbrıslı Türklerin huzursuzdur bugünü...

Ve geleceği hiç belli değildir...

Ve ne acıdır,  geleceğine karar verme hakkı da kalmamıştır Kıbrıslı Türklerin...

Ellerinden alınmıştır o hakları ama ne ilginçtir; para, rant ve mama uğruna, alkışı ihmal etmemektedir bazı eller...

Vatandaşlık meselesi!

Serdar Denktaş diyor ki, "7 bin değil, 27 bin de olsa hakkı olan vatandaş yapılacaktır..."

Bravo...

Gerçekten bravo ve helal olsun...

Çünkü kimse parmağının arkasına saklanmasın, UBP ve DP, vatandaşlık konusunda "taraftardır"...

Efendim, hakkı olana, yasalar ve kurallar çerçevesinde vatandaşlık verilmesi, ülkelerin, devletlerin, hükümetlerin politikasıyla alakalıdır.

Ammaaaaa; "hakkı olmayanlar" dır benim derdim...

Bir kaç ay önce ülkeye gelip, alelade bir işte çalışan kişi ya da kişilerin hakkı var mı?

"Yapmadık böyle birini" demeyin...

89 sabıkası olan kriminal adamları vatandaş yapmadınız mı?

"Yapmadık" demeyin...

Yaptınız ama Allah'tan polisten döndü!

Evet, siyasetiniz vatandaş yapmaktan yanaysa, uygulayın...

Saygı duyarım.

Evet, onaylamayabilirim ve onaylamayanlar bunun hesabını sandıkta sorabilir. Demokrasinin de kuralı budur.

Ama hakkı olmayanları da vatandaş yapıyorsunuz...

Gözle görülüyor...

İstikrarsız, güvenilmez ve tehlikeli!

Para biriminin istikrarlı olması, sanırım en sağlıklı durumdur...

Bir para birimi, ötekiler karşısında bir inip bir çıkarsa, sağlıklı durumdan söz edemeyiz...

Bizim Kıbrıs meselesi de tıpkı istikrarsız para birimi gibi...

Bir umutlanıyoruz, bir karamsarlığa bürünüyoruz...

Bazen o kadar umutlanıyoruz ki, yarın sabah önümüze anlaşmayı koyacaklara geliyoruz adeta...

Bazen ise tam tersi düşünceye kapılıyoruz ve "bu iş bitti" diyoruz...

Mesela geçtiğimiz pazar akşamki liderler yemeğinde Mustafa Akıncı'nın ve Nikos Anastasiadis'in ellerine ikişer Pepsi Max verseydik, üç dakikada derin dondurucu soğuğuna ulaştırabilirlerdi. O kadar "şok verici" soğuk görüntü vardı ki suratlarında, "bu iş olmaz" dedik...

BM'nin yaptığı kısa açıklama da, "çöktü canım bu Kıbrıs meselesi" şeklinde özetlenebilirdi...

Akabinde iki liderin sözcüleri, "Hasan Erçakıca'nın çözüm olmasın kışkırtıcılığı kokan" açıklamalarına "dur oraşda" dedirtecek derecede kışkırtıcıydı...

Yani dibe vurmuştu umutlar ki; dün sabah uyandım, gazetelere baktım, hafif da bir önceki akşamdan kalmaydım, "Müzakereler 11 Nisan'da yeniden başlıyor" muş!

Hadeeee, bizim umut tam dibe vurmuşken, yine yükselişe geçti...

Ama çok değil...

Yarın bir bakarsınız Güneydeki Temsilciler Meclisi, yine bizi dibe çökertir...

Bu nedenle hiç ilgilenmemeyi tercih eder hale geliyorum.

Borsa gibi, bir iniyor bir çıkıyor.

İstikrarsız!

Ve istikrarsız para birimi gibi yine inip çıkabiliyor!

Güvenilmez!

Ama en kötüsü, şeker hastalığı gibi, bir çıkıyor bir iniyor!

Tehlikeli!

Öldürücü tehlike var üstelik!

Istırap çekmek!

Soru: Istırap çekmeyi en iyi nasıl açıklarsınız?

Cevap: Erkeksiniz, bir kolunuz yok, uçurumdan aşağıya düşmek üzereyken tek kolunuzla bir dala tutundunuz ve aynı anda malum yeriniz ciddi şekilde kaşınmaya başladı!..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.