HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

09.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Parlamento, ulusal egemenliğin en büyük koruyucusu mu?

İngiltere'de geçtiğimiz gün, Lordlar Kamarası, Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmaya (Brexit) yönelik yasa tasarısını ikinci kez görüştü.

Hükümet Brexit'ten yana...

Parlamento da...

Lordlar Kamarası, Parlamento'nun bir üst kanadı.

Lordlar Kamarası'nda alınan karar ne?

Lordlar Kamarası'nda 268'e karşı 366 oyla alınan karar, Brexit müzakerelerinde varılacak anlaşmanın parlamentonun onayına sunulması talebi... Yani hükümet, Brexit müzakerelerinde rahat olmayacak.

Bazı kaynaklara veya bazı ilgililere göre, "Olası Brexit anlaşması'nda Parlamento onayı aranması" Başbakan Theresa May'in pazarlık gücünü azaltacak.

İşin ilginç yanlarından biri şu; Lordlar Kamarası'nda alınan kararda May'in lideri olduğu Muhafazakar Parti'den Lordlarının çok etkili olması.

Bunlardan biri Margaret Thatcher ve John Major dönemlerinin efsane isimlerinden ve Muhafazakar Parti eski Başbakan Yardımcısı Lord Heseltine...

BBC'ye göre, Haseltine, alınan kararın "Parlamentonun ulusal egemenliğin en büyük koruyucusu" olduğunu gösterdiğini söyledi.

Parlamento ve ulusal egemenlik...

Parlamento neymiş?

"Ulusal egemenliğin en büyük koruyucusu"...

Bunun hükümetin işleyişi ile bir alakası var mı?

Hem var hem yok...

Hükümetin eli zayıflar...

Ama, aksi durumda "Parlamento" , gereksizmiş gibi kalır...

Kraliçe mi?

Veya Kraliyet mi?

O ve orası, devletin süslü temsiliyetinden başka bir şey değil...

Hükümet, Haseltine'ın tavrını beğenmedi...

Lordlar Kamarası'ndaki oylama sonrası Heseltine'ın danışmanlık gibi bir görevi vardı. Hükümetin danışmanıydı... Tecrübenin Allah'ı! Görevine son verildi.

Ama, "İki meclisli" yani Avam ve Lordlar Kamarası'ndan oluşan "Parlamenter" güç, "güçlü" kaldı...

İngiltere'de Parlamenter Monarşi var...

Yani aslında ülkeyi Avam Kamarası'nda en çok temsiliyeti olan parti liderliğindeki hükümet ya da hükümetler yönetir. Kraliçe'nin fonksiyonu, üç aşağı beş yukarı, KKTC'deki Cumhurbaşkanı'nın yetkileri kadardır. Bir kez reddeder ama Parlamento ikincide "Değiştirmedik, buyur bir daha bak" derse, onaylamak zorundadır...

Özellikle 1980'li yılların en önemli muhafazakar siyasetçilerinden oluşan Heseltine, eski başbakanlardan Margaret Thatcher'ın 1990'da istifaya zorlanmasında önemli rol oynamıştı.

Heseltine, 2001'den bu yana Lordlar Kamarası üyesi.

Lordlar Kamarası daha önce de ülkedeki AB vatandaşlarının oturum haklarının güvence altına alınmasını istemişti.

Brexit yasa tasarı ise İngiltere Parlamentosu'nun alt kanadı "Avam Kamarası'nda" büyük ihtimalle önümüzdeki hafta yeniden görüşülecek.

Avam Kamarası'nda 9 Şubat'ta görüşülen tasarı, milletvekillerinin büyük bir çoğunluğunun oyuyla kabul edilmişti.

BBC Türkçenin haberine göre, Muhafazakar Parti hükümetinin tasarısı, ilk haliyle yeniden Avam Kamarası'na sunulabilir ve aynen onaylanabilir. Ancak Lordlar Kamarası kabul ettiği değişikliklerde ısrar ederse tasarı Kraliçe'nin onayına sunulma aşamasına ulaşamadan parlamentonun iki kanadı arasında gidip gelebilir.

İngiltere Başbakanı Theresa May ise Lizbon Antlaşması'nın 50'nci maddesini bu ayın sonuna kadar devreye sokarak müzakereleri başlatmak istiyordu.

Türkiye'de referanduma giden, bizde de konuşulan "Farklı sistemler" var ya... Dünya'nın her ülkesinde, benzer tartışmalar zaman zaman yapılıyor.

Önemli olan "Halkın" refahının yükseltilmesidir.

Türkiye'de mevcut sistem bence yıllardır çalışmadı...

Değişikliği denemekte hiç bir zarar görmüyorum...

Meseleye kişiler üzerinden bakmamak, en doğru olandır... Efendim "Diktatörlük" mü olacak diyorsunuz? Bu görüşte olanlara da saygım sonsuz... Ama bence hiç olmayacak... Çok daha sağlıklı bir görüntü var diye düşünmekteyim...

Olayı, bir tek kişiye indirgemenin, "Ölümlülükle" dalga geçmek olduğu yorumunu da yapabilirim...

Tartışalım elbette...

Ve farklı düşünelim.

Ve o farklı düşüncelere saygı gösterip, sandığa gidelim.

İngilizler gibi mesela...

Vicdan, hukuk, adalet, kürtaj!

Kaçıncı yüzyıldayız?

Ben bir babayım...

19 yaşında bir oğlum ve 20 yaşında bir kızım var... Bir kaç ay sonra bu yaşlarında olacaklar...

Onlar sağlıklı büyüsünler diye çok ciddi çaba harcadım.

Asla tutucu olmadım.

Asla özel dersle onları yarış atına sokmadım. Sokulmasına izin vermedim... Kimseyle yarışmalarına da iznim olmadı.

Bir ara "Matematik" dedi kızım, araştırdık, bir hocaya ulaştık falan olmadı...

Oğlum iki ya da üç, belki bilemediniz dört kez okulla alakalı özel ders aldı.

Gittikleri özel okul bence muhteşemdi (English School of Kyrenia)... O okul, her ikisine de şu anda o çok memnun bir şekilde okudukları üniversitelerinin kapılarını açtı. Özel ders bence gereksizdi...

Neyse, okulu bitirdikleri anda üniversiteye gitmeyebilirlerdi. Biraz çalışıp, sonra da bu işi hallederlerdi ama oğlanın askerliği vardı...

Oğlum askerlik yapmalı mı? Evet yapmalı ama sonra da olur... Hatta askerlik kurumu benim zamanımda en az üniversite kadar değerliydi; almak isteyen tabii ki...

Bu konu da tartışılır elbette...

Başka bir zaman tartışırız...

Kızıma ve oğluma arkadaş seçimlerinde de asla müdahale etmedim.

"Mutlu olun, mutlu olduğunuz her şeyi yapın, ama kimseyi üzmeyin, kırmayın, kimseye zarar vermeyin" dedim.

Ve şunu düşündüm geçen gün...

Kızım bir gün gelse ve bana, "Baba ben hamileyim" dese ne yapardım?

Seçenek yine kızımın olurdu...

Babacığım, "Single mother" (Bekar anne) olma şansın da hakkın da var...

Babacığım, "Kürtaj da yapabilirsin"...

Yani; aklıma elli bin seçenek gelebilir.

Ancak, doğrusu, kızım sevişti, korunamadı ve hamile kaldı, sonra da bu çocuğu sağlıklı bir şekilde büyütemeyeceğine inandığı için kürtaj yaptı diye, dokuz ay hapse girmesini istemezdim.

Sakın, yargı kararını eleştirdiğim birinin aklına gelmesin.

Bir baba olarak, görüşlerimi yazdım sadece.

Kürtajın bu ülkede belirli vakitte hamilelikten sonra uygulanması evet suçtur...

Buna diyeceğim bir şey yok.

Sadece, ben kürtaj karşıtı değilim; bu bir...

Kürtaja karşı olan herkese de inançlarına da saygım sonsuz, bu iki...

Kürtaj meselesi, ayrıntılı olarak tartışılmalıdır; bu da üç...

Efendim yasa var!

Doğrudur!

Efendim "Bu bir cinayettir"...

Değildir...

"Kürtajın cinayet olduğu" iddiasına katılmamak, benim en doğal hakkımdır diye düşünüyorum...

Dokuz ay hapis cezası, vicdanımı rahatsız etmedi... Yok etti!

Ama evet, hukuk hukuktur.

Vicdan, bitmiştir!

Dün de kadınlar günüymüş!

İnancım da bitmiştir...

Hukuk, evet saygılıyım.

Adalet mi?

Şüpheliyim...

Çocuklar, çocuklar, çocuklar...

"Save the Children" adlı uluslararası vakfa göre, Suriye'de 6 yaşından küçük en az 3 milyon çocuk savaş dışında hiçbir şey bilmiyor

İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Save the Children (Çocukları koruyun), ülkelerindeki savaş nedeniyle milyonlarca Suriyeli çocuğun ruh sağlığının giderek bozulduğunu bildirdi.

BBC'nin haberine göre, yardım kuruluşunun "Gizli yaralar" başlıklı son raporunda, hâlâ savaşın dehşetini yaşayan Suriyeli çocukların büyük stres altında oldukları uyarısı yapıldı.

Raporda ayrıca Suriyeli çocuklara derhal yardım eli uzatılmaması halinde, Suriye'de bir neslin gördüğü zararın telafi edilemeyeceğinin altını çizdi.

Rapora göre bazı rakamlar şöyle:

- 2 milyon 300 bin Suriyeli çocuk ülkeden göç etti.

- 6 yaşından küçük en az 3 milyon Suriyeli çocuk savaş dışında bir şey bilmiyor.

- 6 yılda ölen Suriyeli sayısı 300 bin. (KKTC resmi nüfusu kadar)

- Suriyeli çocukların neredeyse tamamı ve yetişkinlerin yüzde 84'ü, çocukların yaşadığı psikolojik stresin en önemli nedeninin bombardımanlar olduğunu söyledi.

- Çocukların üçte ikisi ya sevdiklerinden birini kaybetti. Ya evlerinin bombalandığını gördü. Ya da savaşta yaralandı.

- Çocukların giderek yataklarını daha fazla ıslattıkları ve istemsiz idrar kaçırdıkları ortaya çıktı.

- Çocukların çoğu, konuşma yeteneklerini kaybetti... Veya konuşma güçlüğü çekiyor.

- Çocuklar düzenli olarak acı ve üzüntü de çekiyor.

Kooperatifleşmenin önemi

Kooperatifleşme ve kooperatifçilik benim için, gençliğimin ideolojisinin en temel parçalarından biridir...

Yanılmıyorsam CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, bu konuya dikkat çekti ve kooperatifleşme çağrısı yaptı. Kooperatifleşmeye ciddi önem vereceklerini de seçildiğinde açıkladı.

KKTC'de en büyük "Kamu kurumu" sanırım Kooperatif Merkez Bankası'dır...

Dünkü gazetelerde kadınlar günü ile ilgili kutlama ilanı çok ilginçti bence...

Sloganlar ilginç olmanın ötesinde, çarpıcıydı:

"Emeğin gerçek değeri kadın emeğinde gizlidir"... "Emeğin en eşit hali kooperatifçilik hareketi"... "Daha eşit, daha özgür, daha kardeşçe bir Dünya için..."

Kooperatifçilik kesinlikle çok önemlidir, teşvik edilmelidir, köylüler de kooperatifleşerek, çok daha güçlü, planlı, düzenli olmayı başarabilir. Tabii ki daha çok kazanmayı da...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.