HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

21.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pasaport meselesi

Pasaport nedir?

Pasaport, bir seyahat belgesidir.

Kişilerin, bir ülkeden çıkmak ve bir başka ülkeye girmek için kullandığı, genellikle kitapçık şeklindeki dökümandır.

İçinde kişilerin her türlü kimlik bilgileri bulunur...

Yabancı ülkelere gidecek olanlara, vatandaşı olduğu ülkenin resmi ve yetkili organları tarafından verilir...

Ancaaaak, bu döküman, belge ya da kitapçığın çok önemli bir özelliği vardır...

Nedir bu özellik?

"... certifies the identity and nationality of its holder..."

Yani, bu cümle parçasından da anlaşılacağı üzere, o pasaportu taşıyan kişinin, kimlik ve nasyonalitesi yani "milliyeti"dir... Yani vatandaşlığıdır...

Pasaport, "vatandaşa" verilir.

Vatandaş olmayana verilmez!

Ve çifte vatandaşlık halleri, devletler arası anlaşmalarla alınabilir, olunabilir, verilebilir.

Kısacası, "... benim hakkımdı, ben KKTC vatandaşıyım ama o hakkımı kullanıp, gidip Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu" aldım demek, doğru bir şey değildir.

Her kim ki Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu taşımaktadır, bu taşımayı duygusal, manevi veya ruhani ifadelerle açıklayamaz.

Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu taşıyan bir "kişi" veya "mahlukat", Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Efendim Kıbrıs'ın özel durumu farklıdır.

Efendim Rumlar bizi kovduydu, o devlet bizim de hakkımızdır...

Efendim oydu buydu şuydu...

Pasaport, kimliktir, bayraktır, çok kıymetli bir ulusal evraktır, değerdir, saygın bir belgedir falan.

Kısacası, "... KKTC çok yaşasın" deyip de siyasi hovardalık yapanların kendileri veya yakınlarının Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu taşıyor olmaları, en basit ifadeyle "yalancılık"tır, "ahlaksızlık"tır, "ayıp"tır...

Ayrıca, "vergi kaçakçılığı"dır. "Hipokaris"dir yani "iki yüzlülük"tür...

Üstüne üstlük, bence "suç"tur...

Efendim ben Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıysam, vergimi de usulüne uygun ödüyorsam, "milliyetçi Kıbrıslı Türkleri" belirleyip, pasaportlarının iptal edilmesini isterim.

Bakın görün, "KKTC'ci milliyetçi tayfayı" çağırın pasaportları getirsinler; hepsi bir numaralı "çözümcü" olmazsa, Baf'tan Apostolos Andreas'a sürünerek giderim!

Efendim siz devletinizi çok mu yaşatmak arzusundasınız?

Saygı duyarım!

Ama o çok değer verdiğiniz manevi ruhunuz azacık sağlamsa, başka devletin pasaportunu niye alıyorsunuz?

Ben size neden güveneyim ki?

Siz sağ gösterip sol vuruyorsunuz!

"Hakkımdı"?

Hade yahu!

Nereden hakkın oluyor ki?

Pasaport, o devlete inananların veya o devletin vatandaşlarının seyahat maksadıyla aldığı bir resmi belgedir. Pasaport, maddi çıkar maksadıyla, çocukları Avrupa'da bedava okutalım amacıyla alınan bir çıkar paçavrası değildir!

Ve inşallah, çözüme "hayır" dersiniz ve hepinizin elinden alırlar!

Sistemi değiştirelim, yenilenelim!

Türkiye'den iki bakan geldi ve gitti...

Biri, "bizim" işlerden de sorumlu Tuğrul Türkeş... Devlet Bakanı...

Öteki, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı... Ahmet Arslan...

İki bakan da Kıbrıs'a sadece görevleri gereği değil, "manevi" anlamda da bağlı.

Türkeş zaten Kıbrıslı...

Ama Arslan'ın da KKTC'de ciddi miktarda yakın akrabası var...

İki bakanın ziyaretlerinde bence çok ama çok ciddi ve "utanmamızı" gerektiren bazı mesajlar verildi.

Ciddi mesajlar, mali ve ekonomik açıdan aşılması gereken sıkıntıların kabul edilmesiydi...

Evet, çok ciddi mali ve ekonomik sıkıntılarımız var.

Utanmamız gereken mesaj ise "bürokrasi" ile ilgili eleştiri ya da "hakaret"ti...

"Özel sektörün önünü açın!"...

Bu laf çok önemli!

Efendim, sistem serbest piyasa sistemi...

Özel sektör geliyor, vergisini alacaksınız, hakkıyla, şeffaf ihalenizi çıkacaksınız...

Özel sektör geliyor, bürokrasiyle önünü tıkayıp, arkadan işi kolaylaştırmak için 11 milyon 225 bin dolar talep etmeyeceksiniz...

Özel sektör geliyor, yavaş hareket edip, şantajlar yapıp, taleplerde bulunup, "partiyi da görün", "beni da görün" filmlerini vizyona koymayacaksınız!

Yani özür dilerim ama bırakın bu yatırım - özel sektör meselelerinde yüz fırın ekmeğe ihtiyacımız olduğunu, siz mahkemelere üç odacı atamaktan bile "aciz" değil misiniz?

Demek ki neymiş?

Demek ki değişmek, toparlanmak, hızlanmak, iş bitirici olmak lazımmış.

Deme ki, bürokratik hantallığı ortadan kaldırmak için çalışmak lazımmış.

Mesela sistemi değişelim.

Gelin meclis ve hükümeti ayıralım. Başkanlık sistemine geçelim. Meclis çok hızlı ve etkili yasalar yapsın.

Yasama - yürütme - yargı arasındaki "karşılıklı denetim" çok daha etkili, çok daha şeffaf olsun.

Olsun ki, yürütmeden biri, bir otel yatırımcısına, "çık katları abi ve korkma" demesin!

Sonra o yatırımcı sap gibi ortada kalmasın!

Ki bu meseleye girecek olursak, gayet açık bir şekilde, UBP, DP veya CTP'den birileri, o otel grubuna, "buyur katları çık" dedi. "Hallederiz merak etmeyin" sözünü verdi.

Bu deme ve söz vermenin karşılığında ne oldu bilmiyoruz!

Kimsenin günahına da girmiyoruz!

Ama söz verildi!

Emirname değişecek denildi!

Kim dedi?

Neden dedi?

Komisyondu, CTP'liydi, UBP'liydi veya DP'liydi meselesini de geçiyorum; esas meseleye geri dönüş yapıyorum.

Bu memlekette siyasi sistem salyadır, sabundur, ısgartadır, çökmüştür ve bitmiştir.

Zemin kaymıştır.

Zeminin kayma sebebi siyasi kirlenmedir.

Siyasi bozulmadır.

Hukuksuzluk halidir.

Veya hukukun adaletin çalıştırılamaması durumudur.

Ama ne isterse olsun, sistemin tıkır tıkır çalışır hale gelmesi için, "ağır kıç kımıldatma" projesi yaşama geçirilmelidir.

Bakan Arslan'ın, Devlet Bakanı Türkeş'in verdiği ve "utanmamızı gerektiren" mesajlar budur diye düşünüyorum.

Ve tekrar ediyorum, "başkanlık sistemi, parlamenter sistemden daha iyidir kavgasına girmeye gerek yok. Mevcut parlamenter sistem bitmiştir. Yerine başkanlık sistemini denemekten bir sorun olmaz, hatta çok iyi olur"... Olay budur.

Haydi (inşallah) kolay gelsin!

Yani diyorum ki, sistemi değiştirelim ve yenilenelim!

Artık bürokrasimiz olmasın, şeffaf, hesap verebilir, denetlenebilir bir yapımız olsun...

Fena mı yani?

Yoksa işinize mi gelmiyor?

Partilerde kavga!

Siyasetçi tabii ki seçim kazanmak ister. Yani kazanmamak için seçime giren olmaz...

Bizdeki seçim sistemi, tercihi, karmayı çok önemli kılar bir hale geldi. Zaten az çok öyleydi...

Tek farkla... Artık bölgede değil, ülke genelinde karma ve tercih oylar kullanılacak.

Dolayısıyla, mesela UBP'de bakanlar, vekiller ciddi bir rekabete girdi.

Ama özellikle UBP'de...

Mesela UBP'de Lefkoşa listesi, Mağusa ve Girne listesi, aman da Omorfo ve İskele listeleri, ciddi sıra kavgalarına sahne olacak!

Bu konuda parti merkezlerinin daha şimdiden ciddi tedbir alması şart...

Çünkü gerçekten birbirilerine girdiler ve daha da girecekler.

"Küs" veya "birbirine çok bozuk" bakanlar olduğunu biliyoruz...

Siyasetin güzelliği de bu!

Tabii gazeteciliğin de...

Mesela Lefkoşa'daki sıralamayı çok merak ediyorum. 16 kişi aday olacak...

Hüseyin Özgürgün genel başkan kontenjanıyla bir numarada yer alacak... Da diğerleri? Aman düşünemiyorum bile... Yiyecekler birbirlerini...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.