Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

23.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Polis görevini yaptı

Lefkoşa'da dün çok yoğun bir öğleden önce yaşadım...

İki bankaya uğradım... Sonra sevgili avukatım Burcu Sertbay'ın ofisinden bir belge almam gerekiyordu... Oğlanın burs işleri ile ilgili bu belgeyi aldım, ilgili daireye götüreceğim, Dereboyu'na tam dönmeden önce telefonum çaldı...

Açmamla birlikte, karşımda "itfaiyeci" sandığım üniformalı birini görmem bir oldu...

"Kenara çek"...

Çektim!

Sürüş yaparken cep telefonu ile konuşmak yasak!

Aslında konuşmuyordum!

He he he he!

Telefon kullanmak yasak!

Ve bu konuda onlarca "yapmayın, etmeyin, eylemeyin" yazısı yazmış biriyim...

Utandım!

Kırmızı apolet çizgileri nedeniyle itfaiyeci sandığım kişi, Polis Okulu öğrencisi bir polis adayıymış...

Ehliyet lütfen!

Verdik!

200 TL ve küsurat cezayı yedik!

"Bir daha araç kullanırken telefon kullananın da" diye kendi kendime küfrederek, devam ettim...

Şimdi 15 gün içinde 200 TL'yi ödememiz gerekiyor.

Ödemezsek, ikiye katlanacak.

Yine 15 gün süre verilecek...

Yine ödenmezse, mahkemeye verileceğiz...

Mahkemeye gidersem, ömrüm davayı bitirmeye yeter mi bilemem...

Uzar gider...

Özür dileyebilir ve affedilebilirim bile!

Çünkü, ölüme sebep olanlar serbest yargılanırken, bir kaç yıl hapisle sıyırırken, "cepte konuşuyordu, yazıldı"nın cezası doğrusu 3 veya 5 TL olmalı diye hayal ediyorum!

Sokağa çöp dökenlerin cezası mesela 8 TL...

Bununla kıyaslıyorum...

Hayal etmiyorum aslında, bazı cezaların komik olduğunu anlatmak istiyorum.

Artırmak mı lazım?

Bir düzenleme, bir tertipleme şart diye düşünüyorum...

Haaa ben mi ne yapacağım?

200 küsurat TL'yi ödemek için aybaşını beklemek zorundayım...

Maaşımı alır almaz, gidip o 200 küsuratı ödeyeceğim ve bir daha araç kullanırken, telefona dokunmayacağım...

Ayrıca polisin uygulamasını da sevdim... Ders aldım...

Öğrenci polisleri veya polis okulu öğrencilerini salmışlar Derbeoyu'na...

Vermişler ellerine birer defter, "haydi görev başına, yazın, basın cezayı" demişler...

E yeni heves...

Hem öğrendiler, hem öğrettiler...

Bravo...

"Personel eksik" diyemezsiniz...

Genç polis adayları, ellerde defter, "telefonda konuşan" avındaydı dün ve av olduk!

Bir çınarımız daha devrildi

Sacit hoca öleli iki yıl oldu yanılmıyorsam...

Sacit Nereli...

1969'dan 1980'e kadar, Türk Maarif Koleji müdürlüğü yapmıştı Sacit hoca...

Eşi, Melda hanım da öğretmendi...

Annemin hem komşularıydılar hem de en yakın arkadaşları...

Melda hocanım da bir süredir iyi değildi...

Ve rahatsız olduğu için de, kimsenin kendisini "hasta" görmesini istememişti...

Bir oğulları ve bir kızları vardı... İkisi de İngiltere'de çok başarılı insanlar...

Oğulları, Londra'da çok büyük bir hastanenin başhekimi...

Geçenlerde geldi, annesini alıp Londra'ya götürdü...

Hocanım bir hafta da orada yaşadı ve dün yaşamını yitirdi...

Sacit bey ve Melda hanım çok iyi, çok rahat yaşadılar...

İkisi de bu ülkede, dostluk, insanlık, dürüstlük, eğitimlilik, Kıbrıslılık emsalleriydi...

"İyi insan, sağlam Kıbrıslı nasıl olunur?" sorusunun yanıtı, "Bkz. Sacit Nereli - Melda Nereli"dir... O kadar yani...

Melda hocanım, sabah televizyon programlarımı kaçırmayan, kılığıma kıyafetime, konuşmama eleştiriler getiren, espriler yapan ve bir süre öncesine kadar zaman zaman telefonla da bağlanıp yorumlar getiren biriydi...

Aslında "ölümlere" üzülmemeyi öğrendim...

Sacit bey veya Melda hocanım, yukarıda da söylediğim gibi "çok iyi" yaşadılar...

Çok iyi iki evlat ve binlerce evlatlar yetiştirdiler...

Ve keşke, bizler de onların uzunluğunda ömre sahip olsak...

Ama yine de, çok güzel insanları, sağlam Kıbrıslı karakterleri kaybetmek koyuyor bana...

Ve tabii ki en çok koyan, bu tür insanların neslinin tükeniyor olması...

Torpil - rüşvet nedir bilmeyen...

Çok iyi yetişmiş...

Liyakatla görev yapmış...

Kimseyi kırmamış...

Ciddiyetle hizmet vermiş...

En önemlisi, herkes tarafından sevilmiş...

Ve nev-i şahıslarına münhasır, çok ilginç Kıbrıslı karakterler...

Bu karakterlerin gidişi çok fena koyuyor bana...

Çünkü, bizden bir kaç nesil büyük olan bu güzel Kıbrıslılar, tek tek göçüyor... Tükeniyorlar ve tükeniyoruz...

Ne bizden bir büyük nesil; ne de bizden küçük nesiller ve biz onlar gibiyiz.

Biz, dejenere olmuş, Kıbrıslı kültürünü yitirmiş, saygısız, sevgisiz, çıkarcı, kaba, disiplinsiz ve tembeliz... Hırsızız... Rüşvetçiyiz... Hazır yiyiciyiz... Ganimetçiyiz...

Budur bana koyan...

Bitiyoruz, tükeniyoruz...

Melda Nereli, dev çınarlarımızdan biriydi...

O da devrildi...

Londra'da toprağa verilecek...

Öyle cenaze törenlerine falan da inandığı yoktu...

Neşesi, kahkahası, şakaları bizimle kalacak...

Ve bir yerlerde okuyorsa bu yazıyı; O'na ve Sacit beye olan saygımızın - sevgimizin asla eksilmeyeceğini de eminim bilecektir...

Ellere var da bize yokh mi?

Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Başkanı Yılmaz Bora demiş ki, "... Çözümsüzlüğün önündeki engelin Rumlar olduğunun bilinmesi gerekir..."

Eksik bir açıklama...

Çünkü, "çözüm istemeyen ciddi sayıda Rum olduğu doğrudur. Çok ciddi sayıda Türk'ün de aynı pozisyonda olduğu kaçınılmaz, gayet açık bir gerçektir... Bu açıklamayı yapanlar en başta olmak üzere..."

Yani diyorum ki, "... Biz çözüm istemiyoruz, mevcut durumdan memnunuz" demek yasak mı?

Kimden çekiniyor ki bu arkadaşlar?

-*-*-

Serdar Denktaş demiş ki, "... Bundan sonra görüşmeler ancak hobi niteliğinde olabilir"...

Doğrudur... Ama eksiktir...

Sayın Denktaş da, "... Keşke kesilse ve tamamen bitse" demekten çekiniyor...

Tıpkı TMT Mücahitler Derneği yetkilileri gibi...

O da, "... Biz federal çözüm falan istemiyoruz" demekten çekiniyor...

Oysa biliyoruz ki, O da tıpkı TMT'ciler gibi istemiyor...

Kimden çekiniyor ki?

-*-*-

Tarım Bakanı Nazım Çavuşoğlu'na göre, DPÖ'nün 10 yıllık resmi istatistik bilgileri düzgün değil...

Bu nasıl bir itiraftır?

Bu ne acı bir itiraftır?

Aman Tanrım!

-*-*-

Ve asıl gündem...

Devlet Laboratuarı...

Devlet, gıda analizlerini yapamıyor...

Hayatımız riskte...

Aynı devlet, ceza davalarında uyuşturucu analizlerini de yapamıyor...

Bir yığın kişi mağdur...

Çözüm mü?

Çözüm de yok?

Filanca laboratuarı kullanacağız demişlerdi!

O da doğru çıkmadı gibi geliyor...

Allah sonumuzu hayır getirsin!

-*-*-

Ve doktorlara maaş artışı yapıldı.

Ama doktorlar, "asıl sorun maaş değil" dedi.

Mahkeme, 6 ay süre vermişti.

Belli ki altı ay içerisinde doktorların ikinci iş meselesi çözülemeyecek.

O zaman ortalık karışacak mı?

Öyle görünüyor...

Bu arada "öteki devlet çalışanları", "yooookh mi, yoookh mi, ellere vaor da bize yokh mi?" şarkısını söylemeye başladı!

Sendikalar, İbrahim Tatlıses'in "ben de isterem" türküsünden başka türkü dinlemiyor!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.