KTV
  • 16 Ekim 2016, Pazar 12:17
SerhatİNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

Polisimiz...

Polis dövmek ne demek?

Polis, sizi uyaracak... Av zamanı değil, av bölgesi değil, siz suç işleyeceksiniz ve kalkıp ne isterse olsun polisi döveceksiniz!

Polis sizi yolda durduracak. Trafik kontrolü yapmak isteyecek. Suçunuz – kusurunuz varsa size ceza yazacak. Suçunuz – kusurunuz yoksa sizi bırakacak, çekip gideceksiniz... Ama ceza yazarsa, inip döveceksiniz...

Polis, itfaiye ve acil servis görevlileri, dünyanın bütün demokratik ülkelerinde, vatandaşın can güvenliği ile ilgili birinci dereceden görevlilerdir ve hayatımızın en önemli çalışanlarını teşkil etmektedir.

Polisi, acil servis görevlisi dövülen bir ülkede, anarşi vardır... Devlet bu soruna çok ciddi şekilde tedbir almak zorundadır.

Efendim polis mi?

Bir de polise bakmak lazım...

Evet, polisimizde çok iyi ve pırıl pırıl bir müdür – uyumlu bir yönetim vardır... Yeni personel alımı başlamıştır... Akmazsa damlar “ileriye” doğru gelişmeler söz konusudur.

Ancak, bütün polis mensupları çok iyi biliyor ki, bu teşkilatta garip bir “gruplaşma” hatta belki siyasi yanı yok ama “FETÖ” benzeri örgütlenme de söz konusudur.

Terfiler, nakiller konusunda konuşulması ve çözülmesi gereken sorunlar ayyuka çıkmıştır... Bu gruplaşmalar çerçevesinde, “birbirini yukarı çekmeler” de sıkıntı yaratmaktadır.

Ama ne olursa olsun, kim olursa olsun, ülkede polise saldırı, vatandaşın kabul etmemesi gereken bir “asayiş” rezaletidir; anarşidir... Tedbir şarttır...

 

***

 

“Schadenfreude”?

Schaden; 'zarar', freude ise 'mutluluk' anlamına geliyormuş. İkisinin birleştirilmiş halin, yani “Schadenfreude” durumunu bir araştırmada okudum...

Ne demektir “Schadenfreude”?

Alıntı yapıyorum tabii ki; “Schadenfreude”, “... Kısaca; başkalarının başarısızlığından ya da mutsuzluğundan duyulan mutluluk demek” miş!

Başkaları başarısız olmalı... Mutsuz olmalı!

Ve biz oh oh oh keyif almalıyız bundan!

Kendi mutluluğumuzu, başkalarının mutsuzluğuna bağlama hali!

Bir anlamda kıskançlığın tam tersiymiş bu durum!

Oysa ben eskiden hep kıskançlık sınıfına koyardım bu gibi halleri.

Bakın; hayatımda kimsenin başarısı veya başarısızlığı ile ilgilenmedim.

Yani ne “Schadenfreude” durumunda oldum ne de kıskandım...

Arkadaşlarımın, yakınlarımın, sevdiklerimin, hayranı olduklarımın mutlulukları, başarıları beni hep mutlu etti... Üzüntüleri, acıları beni de üzdü ve acıttı...

Ve her halde mutlu oldum... Başarıyı ve mutluluğu paylaştığım için de; acıyı ve üzüntüyü hissettiğim için de!

“İyi insan” budur diye düşündüm...

Aptalca olduğuna inandığım muhafazakar düşüncelerle kafamı zorlamadım...

Seni seviyorum kardeşim, seni seviyorum arkadaşım, seni seviyorum abi, seni seviyorum abla dediysem birine; hatalı da olsa yaptığı, doğru da olsa; “mutlu musun?” diye sordum; “evet mutluyum” dediyse, “yürü be o zaman!” dedim.

Çünkü her kişi, kendi yolunda gider.

Dere akar. Nehir akar. Siz o akışı doğal olmayan bir yolla değiştirebilirsiniz günümüz teknolojisiyle ama inanın o dere mutsuzdur ve bir gün gelir, ya taşar, ya kurur...

Ne demiştik?

“Schadenfreude, kıskançlığın tam tersidir” demiştik...

Bir sevdiğinizin, sevmediğinizin, arkadaşınızın, çalışanınızın, patronunuzun, müdürünüzün, şunun ya da bunun “başarısını” kıskandığımızda kendimizi kötü ve mutsuz hissediyoruz aslında... Kıskançlık’ta başarıyı mutsuzlukla karşılarsınız... Ama bir arkadaşımızın başarısızlığından mutlu olduğumuz zaman ise schadenfreude ruhumuzu ele geçiriyordur... Çok acı bir durum!

Ve biliyor musunuz, bu iğrenç yarışla dolu, sürekli dedikodu ile doldurulmuş, aptal kapitalist kişisel rekabet dünyasında ve ne acıdır “modern” sayılan toplumumuzda, ağır bireyselleşme ile birlikte ortaya çıkan rekabet çılgınlığı her geçen gün artıyor.

Ve birçok uzmana göre, rekabetle birlikte schadenfreude de altın çağını yaşıyor!

Bir yerde okumuştum... “Dostoyevski’ye göre, insanlar en yakınlarının mutsuzluklarından bile kendilerine ufak da olsa bir mutluluk payı çıkarıyorlar”...

İş arkadaşlarının başarısızlığı, akrabaların zor duruma düşmesi, arkadaşların biten evlilikleri, iş adamlarının iflası ya da ünlülerin başlarına gelen trajediler; schadenfreude'yi tetikliyor.

İnternette bir makaleden bir alıntı daha yaptım:

Sosyolog Sevim Erkol, bu alıntıda aynen şunları söylüyor:

"Günümüz tüketim toplumu, sürekli mücadeleyi, fırsatçılığı ve rekabeti gerektiriyor. İnsanlar artık birbirlerine destek olmayı ve kolektif yaşamayı değil; çevresindekileri kendilerine rakip görerek bireysel olarak öne çıkmayı tercih ediyorlar. Başkalarının mutsuz ve başarısız olmasından zevk alan kişiler, kendilerini bir savaşın galibi ya da bir yarışın finalisti olarak görerek zafer sevinci yaşıyorlar. Özellikle toplumdaki sosyoekonomik farklılıklar arasında uçurumların olduğu ülkemizde yokluk çeken bir kişi, çok zengin bir iş adamının iflas haberini aldığında kendini iyi hissedebiliyor. İşsizliğin gitgide arttığı bu dönemde, işsiz kalan bir kişi arkadaşının işten çıkarıldığını öğrendiğinde içten içe mutlu olabiliyor. Evliliğinde kriz yaşayan ve boşanan birini, istikrarlı bir evliliği olan arkadaşının kendi haline şükrederek mutlu olmasına sebep olabiliyor"...

İlginç bir yorum – saptama...

Birçok uzmana göre, çok çok küçük yaştan itibaren hep başkalarıyla karşılaştırılarak büyütülen kişiler, “Schadenfreude” yi daha çok yaşıyor... Daha çok uyguluyor yani....

Yarış psikolojisinin en önemli sonucu, özgüven eksikliğidir... Kişinin kendine olan saygısını azaltır... Bunları ben uydurmuyorum... Okuduğum makalelerden derledim...

“Schadenfreude” ye sebep olan insan psikolojisinin kusurlu yönleridir... Türk Psikolog Kalansoy, yine sanal ortamda paylaşılan bir yorumda şunları söylüyor:

"Anne ve babaların diğerleri ile kıyaslayarak ve yarıştırarak yetiştirdiği çocuklar, ileride başkalarının mutsuzluğu ve başarısızlığından zevk alan yetişkinlere dönüşüyorlar. 'Sınıftaki arkadaşın senden daha yüksek notlar alıyor, o daha başarılı', 'Bak, komşunun çocuğu senden daha uslu' ya da 'Kardeşinin İngilizcesi seninkine on basar' gibi güdülemelerle çocuklar, yetişkin olduklarında çevresindekileri birer rakip olarak görüyor ve onların en ufak hatalarından mutluluk duyuyorlar. Schadenfreude'nin daha ileri aşamalarında ise kişinin karakterinde sadist eğilimler oluşabiliyor. Kalabalık içerisinde karşısındakini aşağılamak, başkalarının fiziksel ya da psikolojik olarak acı çekmesinden zevk almak, çevresindekilere zarar vermek için yalan söylemek, tehdit etmek ya da iftira atmak bunlardan bazıları"...

Korkunç bir dünya

Korkunç bir dünyada yaşıyoruz... Yargılıyoruz, hemen mahkum ediyoruz, asla savunma hakkı da tanımıyoruz, biz biliyoruz, biz mutlu olalım diye, başkaları mutlu mu değil mi hiç bakmıyoruz...    

Yine birçok uzmana göre, çevremizdekiler kadar ünlülerin de başına gelen trajik olaylardan mutlu olmak, schadenfreude'nin popüler kültürden beslenen yönünü ortaya koyuyor.

Sanal ortamda paylaşılan bir makalede, Virginia Üniversitesi'nden Profesör John Portmann, bu konuda şunları söylüyor:

"Ünlülerin hatalarını ve yaşadıkları kötü olayları takip etmek zaman zaman bazılarımızı mutlu ediyor. Kusursuz gibi görünen yaşamların da trajedi barındırdığı gerçeği, çoğu kişiyi rahatlatıyor. Göz önünde olan kişilere karşı hem hayranlık besliyoruz hem de onlardan içten içe nefret ediyoruz. Gwyneth Paltrow'un evliliğinde yaşadığı sorunlar, Paris Hilton'ın hapse girmesi ya da Britney Spears'in büyük bir düşüş yaşaması bazılarımızın kendilerini daha iyi hissetmesini sağlıyor."

Hey gidi hormonlar hey!

Araştırmalara göre kıskandığımız bir kişi başarısızlığa uğradığı zaman beynimizin duygusal davranışları yöneten bölümü dopamin hormonu salgılıyor. Cambridge Üniversitesi'nden Nörolog Profesör Dean Mobbs’un bo konuyla ilgili yorumu da şöyle:

"Uyuşturucu aldığınızda, güldüğünüzde ya da seks yaptığınızda da aynı hormon salgılanıyor. Schadenfreude; kendi kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayarak bir anlamda psikolojik bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor".

Bunlar benim düşüncelerim

Hayatın her alanında rekabet var... Mesela sabah programı yapıyorum... Başka arkadaşları haliyle izleyemiyorum... Ama etrafımda birçok kişi, benim yaptığım programı başkalarının programı ile kıyaslamaya ve bundan dolayı da bana ya mutluluk ya da mutsuzluk verme çabasına giriyor...

Oysa ne gereksiz...

Biliyor musunuz, yaptığım program veya yazılarımla ilgili eleştiri kabul etmiyorum...

Çok ciddiyim...

Kimsenin eleştiri yapmasını kabul etmem...

Çünkü birincisi bunlar benim düşüncelerim, bu benim, ben bunlara inanıyorum; ikincisi bir profesyonelim ve para kazanıyorum... Söylediğin doğruydu, yanlıştı diye bir şey yok. Bunlar benim doğrularım...

Ama uzmanlar bunu da açıklıyor... “Hayatta her konuda rekabet olduğu için daha fazla çabalamak yerine başkalarının tökezlemesini bekliyoruz”...

Oysa hayat bir yarış değil... Hayat benim hayatım. Ben sizi çok seviyorum... Ben sizin mutluluğunuzu yargılamıyorum, başarınızı kıskanmıyorum, başarısızlığınızdan keyif almıyorum...

“Schadenfreude”, çok ayıp, çok yanlış... Yapmayın!

Lütfen yapmayın!

Kimseyi yargılamayın!

Kimseyi kimseyle kıyaslamayın!

Kimsenin mutluluğu ile oynamayın, kendi mutluluğunuz daim olsun diye çırpının! Çabalayın!

İnsanları geçmişleri ile de yargılamayın.

Ama tekrar ediyorum, başkalarının kendi kararları ve kendi yaptıkları ile mutlu olmasını sağlayın...

Efendiler, hanımefendiler, baylar, bayanlar, gayler, translar; herkes; hepimiz...

İnsanız... Bireyiz... Hata da yaparız... Ama severiz.... Yaşamak, mutlu olmak, başarılı olmak hakkımız... Değilse, size ne?

Hayat, rakipleri atlatmak için sürekli mücadele verilen bir yarış değildir yahu... Hayat kısadır... Nazım’ın dediği gibi son damlasına kadar yaşanmalıdır... Keyif alınması ve dolu dolu yaşanması gereken uzun bir seyahattir hayat..."

Hayat; herkesin mutluluğuna mutlulukla bakabilmektir.

Hayat yargılamamaktır.

Hayat, başkasının hayatını yorumlamak veya eleştirmek değildir.

Şiirdeki gibi;

... Nesimi’ye sormuşlar ki, yârin ile hoş musun?

Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne!...

Ne demiş başka Nesimi?

“Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi / kah inerim yer yüzüne seyreder alem beni!”.

Başka ne demiş?

“... Sofular Haram Demişler / Bu Aşkın Badesine / Ben Doldurur Ben İçerim /
Günah Benim Kime Ne...”

Serhat İncirli ne demiş?

Benim hayatta sevmediğim hiç kimse yok...

Sizi çok seviyorum... Siz çok mutlu olun; ben de mutluyum... Siz mutsuz olursanız, üzülürüm... Benim için mutsuz olmayın; ona daha çok üzülürüm...

Ayrıca, Nesimi’nin “Haydar Haydar”da dediği gibi, “... GAH GİDERİM MEDRESEYE

DERS OKURUM HAK İÇİN / GAH GİDERİM MEYHANEYE / DEM ÇEKERİM AŞK İÇİN…”

Ayrıca iyi pazarlar… Çok uzun oldu, özür dilerim… Ama içimde kalmamalıydı…

***

Üç güzel birden

Aktrisler Reese Witherspoon (solda), Jennifer Garner ve Kate Hudson, California’da, bir mağaza açılışında birlikte görüntülendi... E biz de “Pazar” günü hatırına, üç çok güzel kadını birlikte size hediye etme şansını bulduk...

 

 

Fotoğraf: REUTERS/Mario Anzuoni

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BİNATLI YSK 9 5 3 1 9 18
2 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 9 6 0 3 6 18
3 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 9 6 0 3 5 18
4 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 9 4 4 1 5 16
5 YENİCAMİ AK 9 4 2 3 5 14
6 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 9 3 5 1 4 14
7 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 8 4 2 2 3 14
8 BAF ÜLKÜ YURDU 9 4 1 4 11 13
9 LEFKE TSK 9 3 2 4 -6 11
10 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 9 2 4 3 -2 10
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 9 3 1 5 -3 10
12 OZANKÖY SK 9 2 3 4 -8 9
13 YALOVA SK 9 2 2 5 -2 8
14 GENÇLİK GÜCÜ TSK 9 2 2 5 -9 8
15 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 9 1 4 4 -8 7
16 CİHANGİR GSK 8 2 1 5 -10 7

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup