Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

31.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Saat meselesi ve birinci av günü

Be Kenan kaçta gideceğiz?

Gardaş, beşte buluşalım, altıda Lefke'deyik!

Hangi saat beşte be Kenan?

Gardaş, nasıl hangi saat?

Gardaş, yarın saatler değişiyor...

Nasıl yani?

Neyse, anlaştık sonuçta... Saat beşte, beş kişi Gönyeli Çemberi yakınlarında buluştuk...

Ama benim kafa karışık!

Neden?

Çünkü telefon "04.00"ü gösteriyor...

Saat beş ama bende dördü nasıl gösterebilir?

Çünkü bu beytambal akıllı telefonlar, bilgisayarlar "uzaydan uyduyla haberleşiyor!"

Hepsi casus!

Kesinlikle bizi gözetliyorlar.

Kesinlikle bizi izliyorlar!

Nasıl olur da, KKTC Hükümeti saatleri geri almaz da bu akıllı aletler alır?

Namaza göre mi uyduya göre mi sorusu uygun mudur?

Hüseyin Özgürgün ve Serdar Denktaş bu saatlere müdahale edemez mi?

Bence, içinden çıkılmaz, iki ucu da moklu bir durumdur!

Nasıl mı?

Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!

Türkiye değişmediyse, Türkiye'ye göbekten ve bankacılıktan bağlı KKTC ne yapsın?

Kaldı ki, Türkiye değişmediği zaman, bizimkiler, "değişmiyoruz" deme hakkına ne kadar sahip?

Kısacası vesselam, av da zaten çok kötü geçti.

Yürüyemedim.

Yıllardır hep geçide oturmaktan da bıktım.

Ama geçmiş yıllarda çok ciddi sayıda tavşan ve kekliğin avlandığı yerde dün, sanırım bir tek tavşan vuruldu... (Yerini söylemem bu bir avcılık pis huyudur)... Bir tane vurulan gördük... Bir de Kenan, "vurdum ama tüyleri çıktı kaçtım" diyor...

Neyse, sevgili Kenan Örgen kardeşimle şaka yapıyoruz ama çok iyi avcıdır. Veya çok iyi avcıydı. En son tavşanı vurduğunda, dün bizimle ava gelen ve yıllardır hiç boş dönmeyen koskoca oğlu, hâlâ bez takıyordu... Bir 25 yıl geçmiş olmalı Kenan'ın en son kümes dışında canlı tavşanı gördüğü günün üzerinden...

Kısacası, evet, yine boş döndük Aysın Karaderi başkanım.

Rüzgar da vardı. Fişekler de kesmedi. 32 gram olmazdı... Vay da fişek da pahalıydı... Mazeret çok tabii ki ama sanırım herkeste bir "kırıklık var"... Av kalmadı gibime geliyor ama bilimsel konuşmak gibi de olmasın yani...

"Sen şişko Serhat yürüyemediysan da gittin oturdun bir gayanın üstüne da bekledin keklik gelsin seni bulsun, Niğde Ankara Hatay bulursun!"...

Efendim; biz keyfimizi yaptık...

Lefke'de, enfes bir manzarada, enfes bir piknik ziyafeti çektik. Sabahın sekizinde gonyak ve şiş kebap götürdük! Yine Ersan, Salih ve Kenan sayesinde. Hatta Japonya'dan misafirimiz bile vardı dün; Hasan... Güdümlü fişek getirecek gelen gelişinde... Tüfeğe sokuyorsun, o fişek kendiliğinden tavşanı buluyor... Artık lazım böyle bir teknoloji çünkü 8 yıldır "banya" olarak hem sıfır çekmekten, hem de elalemin keklik ve tavşanı ile selfie çekmekten usandık!

Dün de utanmadık, banya olarak, başka avcıların tavşan ve keklikleri ile fotoğraf çektirdik...

Derken, işe gelmek zorundaydık...

Öğleye doğru mu desem, öğleden sonra mı desem, 12 öncesi miydi yoksa sonrası mıydı karıştırdım!

Bilgisayar numara 1'e baktım... Saat 10.30... Bilgisayar numara 2; o da 10.30...

Ben telefonu ayarlamıştım; 11.30...

Neyse; internete girdim, Cyprus, Nicosia time dedim ve karşıma 10.30 çıkınca, anladım ki biz hâlâ 11.30... Telefon KKTC saatini doğru gösteriyor...

Derken, kızımı aradım. Saat KKTC'de 13.00... Londra'da 11.00 diye düşündüm!

Yanlışmış!

Londra ile aramız 3 saat. Kız haliyle Pazar tembelliğinde, sabah 10.00'da uyanmaz ki! Cevap yok.

Oğlanı denedim. O da İngiltere'de... Bir açtı ki telefonu... Aman Tanrım ses, o an uyku sonrası ağızdan çıkan ilk ses! Öyle bir "Alooo baba" dedi ki, vallahi üzerime kusacak sandım... Meğer saat 10.00... "Baba artık üç saat aramız var, ama uyun?" sorusunu ekledi ve "Ben iyiyim, sonra konuşuruz, bırak uyuyayım" moduna çevirdi...

Ne bileyim...

Bence bu saat işi karışık...

Acaba diyorum, doğru mu yapıldı, yanlış mı?

Yoksa ne önemi mi var?

Meseleye, "Türkçülük" ve "Rumculuk" açısından bakanlar da var.

Yapmamak lazım diye düşünüyorum.

Mesele, bir kaç gün sonra normale döner.

Efendim Güney ile aramızda bir saat fark olacak. Onlar bizden bir saat geri...

Sorun yok!

Medeniyette bizden 42 sene ilerideler; belki yakalarız!

Av da kalmadı ya; o da başka mesele...

***

Israrla "çözüm" deyişimin sebebidir

Çok duygusal bir olaymış gibi geliyor bana bu Rus bebek meselesi...

Bir kadın, çok zengin, daha önceki kocasından bir de oğlu olduğunu biliyoruz...

Bir adam, o da çok zengin...

Birlikte de bebek yapmak istiyorlar. Ama olmuyor.

Ne yapıyorlar?

Gidip, tüp bebek olayına giriyorlar...

Bir anne buluyorlar.

Taşıyıcı anne.

Taşıyıcı anne eskiden Ukrayna vatandaşıydı. Ama sonradan Kırım ayrıldı ve Rusya'ya katıldı ya; ortada bir garip durum var. Çünkü Ukrayna pasaportu ibraz eden bu kadın aslında Ukrayna yasalarına göre, Ukrayna'da yaşamadığı için pasaport alamıyor falan.

Neyse, taşıyıcı anne bebeği doğuruyor.

"Bebek benim" diyerek kaçıyor.

İddialar böyle.

Bu arada taşıyıcı bebeği yapan kadın ve adam ayrılıyor.

Adam, taşıyıcı anneye bebeği kaçırması için yardım ediyor.

Rusya'daki zengin kadın "bebeğin yasal ve biyolojik annesi benim" diyerek mahkemeye gidiyor. Mahkemeyi kazanıyor.

Bebek Güney Kıbrıs'a geliyor. Taşıyıcı anneyle birlikte.

Güneydeki mahkeme de zengin ve yasal ve biyolojik annenin iddiasını kabul ediyor. Hatta taşıyıcı annenin çocuk kaçırmaktan falan suçlu bulunması sağlanıyor. Taşıyıcı anne kaçarak KKTC'ye geliyor!

KKTC mi?

Michael Jackson rahmetliğinin çiftliği "Neverland!"... Olmayan bir şey!

Rus ve Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin kararları zengin yasal ve biyolojik anneden yana.

Taşıyıcı anne ve bebek şu anda Mağusa'da.

Rusya, bebeğin Rusya'ya iadesini talep ediyor!

Kimden?

Türkiye ve Rum polisinden!

Interpol da devrede...

Interpol da, bebeğin, taşıyıcı annenin peşinde...

İşler karışık.

Mesele karmakarışık.

Aslında değil!

Arada tek "yasal olmayan yer", KKTC!

Bilmem, acaba bu yüzden mi bazı kişiler ısrarla çözüme karşı?

Aklıma geldi de!

Sırf dünya hukukundan uzakta veya o hukukun dışında kalalım mıdır bazılarımızın derdi?

Bu yüzden ısrarla ve inatla "çözüm" diyorum!

***

Kıbrıslı şakaları

Kıbrıslılar ve özellikle Baflılarla ilgili çok kötü ve aşağılayıcı fıkralar var... Yani Laz ya da İrlanda fıkraları, bunların yanında, gülümsetmez veya aşağıya indirmez durur!

Hatta bilmiyordum, Google sağ olsun öğrendim, Kıbrıslılarla alakalı İngilizce fıkra kitabı bile var...

Neyse, "Kıbrıslılar neden bağcıksız ayakkabı giymeyi veya daha çok terlikle dolaşmayı seviyormuş?"

Çünkü, ayakkabı bağı bağlamak için en az IQ derecesinin 4 olması gerekiyormuş!

Hatta daha da aşağılayıcısı var...

Kötü bir cin, bir Kıbrıslıyı ve iki yabancı arkadaşını kaçırmış.

Çöle götürecek. "Birer eşyanızı alabilirsiniz" demiş.

Yabancılardan biri "susuzluktan ölmemek için" demiş ve içi su dolu bidon almış.

İkincisi, güneşten korunmak maksadıyla bir şemsiyeyi beraber götürmüş.

Kıbrıslı ise bir adet otomobil kapısını almak istemiş.

Cin bile şaşırmış ve sormuş... "Bunu ne yapacaksın?"

Kıbrıslı gülerek yanıtlamış:

"... Eğer hava çok sıcak olursa, penceresini açacağım"...

Ve son bir tane daha...

Kıbrıslılar bir fıkra dinlediğinde neden üç kez güler?

Çünkü, önce anlatıldığında, sonra açıklandığında ve en son da anladıkları anda!

Son bir tane daha:

"Kıbrıslılar neden Kıbrıs sorununu çözemez?"

"Çünkü ya Kıbrıslı değiller, ya da ayakkabı bağcığındaki gibidirler..."

***

Başarılı...

Jennifer Lawrence... 26 yaşında. Dünyanın en başarılı aktrislerinden biri. Ve en seksilerinin en başında geleni...  Geçtiğimiz hafta sonu, "The British Academy of Film and Television Arts (BAFTA)" ödül gecesinde görüntülendi... Jennifer Lawrence bugüne kadar kazandığı içlerinde Oscar ve Altın Küre'nin de bulunduğu 48 ödül ve 51 adaylık ile Hollywood'un aranılan isimlerinden biri...

REUTERS/Danny Moloshok

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.