HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

10.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Saatlerle başlayıp Baf’la bitirmek

Avukat Mustafa Asena aradı...

Kaş kararması ya da alaca karanlık mıdır nedir, günün o saatleri ile ilgili bazı konulardan bahsetti.

Daha doğrusu, bazı konular değil, sabah ve akşamın belirli saatlerinde görüşün çok ciddi azaldığına vurgu yaptı...

Ne karanlık ne da aydınlık olan, ikisi ortası ışık durumundan bahsetti...

Ve avukat olarak görev aldığı üç kazayla alakalı ve ölümlü davayı özetledi...

“Görüş ciddi azalıyor” dedi...

Hangi saatlerdir bu saatler?

İşte saatlerin geri alınması gereken saatler!

Herkes bunu gözden geçirsin...

Uzman tutun gerekirse, ama lütfen bu saat işinde ısrar etmeyin...

Bu geri adım atmak değildir...

Ben Başbakana ve kabinesine güveniyorum... Çok iyi işler yapmak istediklerinden eminim...

Kazanın herkes gibi onları üzdüğünden de şüphem yok...

Ama saatlerin geri alınmasının her açıdan kaçınılmaz olduğuna inancım da tam!

-*-*-

Latif Demirci, büyük bir karikatür sanatçısı...

Yıllardır izliyorum...

Hürriyet’te çiziyor şimdi...

Çocukların saatler nedeniyle karanlıkta okula gidiyor olmaları, Türkiye’de de sıkıntı...

Demirci, okula el feneri ile giden iki arkadaşı çizmiş... Birinin elinde el feneri var, öteki, “bana da ver” gibisinden yeriniyor... Feneri olan, “baban sana da alsın, banane” modunda...

-*-*-

Neyse...

Dün öğleden sonra bir grup arkadaşla Baf’ta buluşacaktık...

Lefkoşa, Trodos, Limasol, Baf yaptım...

Yolda iki ölü hayvan gördüm ve inanın çok üzülmeme rağmen, “oh be”, onlarda da var hırsına kapıldım...

Duraklarla birlikte 3 buçuk saatte Baf’a geldim, bir yerde de yola atılmış şişelere rastladım, derin bir oh daha çektim!

Yollar mı?

Aramızdaki fark, en az 30 sene...

Üzgünüm ama öyle...

İki Lefkoşa arasındaki fark, Manhattan ile Karaçi farkı...

Bakın, küçümsemek ya da aşağılamak maksadıyla yazmıyorum...

Sadece anlatıyorum...

Rahatsız oluyorsanız, okumayın...

Limasol ile Girne kıyası yapalım...

Limasol’un ortasında denize girenler var... Hâlâ

Girne’de denize girmek imkansız!

Neden?

Birincisi yer yok!

İkincisi, yer bulursanız, lağım akıyordur!

Girne bölgesinde 1974 öncesinden kalan Türk köyü, bir elin parmaklarını geçer mi?

Say!

Karşıyaka’da biraz, Lapta’da biraz, Temros, Eski Girne, Trabeza, az da Çatalköy ve Kazafana!

Peki Limasol - Baf arası?

Neredeyse silme Türk köyleri...

Polemitya ve Kandu ile başla, Yeroşibu’ya kadar gel...

Bir dolu köy...

Baf’ı geç ki biz geçmedik, yığınla Türk köyü...

Tera dahil...

-*-*-

Neden mi anlatıyorum?

Çok sayıda Kıbrıslı Türk, Güney’deki malından feragat etti, Kuzey’den puan aldı – eşdeğer aldı...

Sonra, gitti Güney’deki malını bir şekilde sattı... Evet satan var...

Eskiden yüzde 18 mülkümüz var diye biliyorduk... Bir dostum, “yüzde 15’in altında olduğundan eminim” dedi...

Allah mülkiyet görüşmelerinde yardımcımız olsun anlamında söylemeye çalışıyorum...

-*-*-

Geçenlerde cüzdanımı kaybetmiştim... Sevgili asker arkadaşım Gazi Beyaz’ın dünyalar tatlısı kızı bulmuş ve getirmişti... Ve ben de “Dünya’dan umudumu kesmekten vazgeçtim” diye bir yazı yazmıştım ya...

Dün yine buna benzer bir olayı Baf’ta yaşadım...

Arkadaşlarla buluşacağımız adres elimde...

Ama Baf, öyle böyle değil...

Devasa bir kasaba...

Büyük ve karışık bir kent...

Ayrıca, sanırım bizdeki gibi, seçimler bir hafta sonra ya, yerel yönetim her yanı yeniliyor... İnşaat şantiyesi gibi.. Bazı yollar kapalı...

Önce bir dükkancığın önünde durdum... İçeri girdim, Kıbrıslı – orta yaş üzeri yani benden on yaş büyük bir adam oturuyor... Ve dükkan içinde sigara içiyor... Tam Kıbrıslı... Adresi gösterip, İngilizce soruyorum...

“Nerelisin?”...

İlk cevap bu sorudan müteşekkil!

E, nereliyim hakikatten?

Pendaya’da doğdum, Lefke, Yeşilırmak, Gaziveren’de büyüdüm mü desem!

Ozanköy’deydim son sekiz senedir...

Şimdi Lefkoşa!

8 sene öncesinde Londra! Annem Baflı...

Nereden gireyim diye düşünürken, “... Sen Kıbrıslı Türksün?”ü soru olarak attı önüme.. “Evet” dedim...

Vallahi, çok ciddiyim, adres tarif etmek yerine, adam oradan ayrılmamam için neredeyse yalvaracak... Bir muhabbet, bir muhabbet...

İçten, samimi... Tarifi aldım ama karışık...

Az sonra, bir restoranın önünde durdum... Yemek de dağıtan bir iş yeri...

Dağıtımcı genç, neredeyse uyuyor...

Hava da soğuk yani...

İngilizce lisanı aracılığıyla adresi soruyorum...

Elimdeki kağıdı alıyor, bakıyor, pek ses çıkarmıyor...

İş de az o saatte herhalde... Önce bir şey söylemeden kağıtla birlikte içeri giriyor... Bekliyorum... En az beş dakika sonra çıkıyor... Motosiklete doğru yöneliyor... Çalıştırıyor ve eliyle, “takip et” işareti yapıyor...

Yapmayız abi biz!

Bunu yapmayız!

En az 10 dakika önümde gidiyor...

Gülümseyerek de ayrılıyor önümden adresi gösterir göstermez...

-*-*-

Bunu neden mi anlatıyorum...

Rumlar arabalarımıza saldırdıydı, camı kırdıydı, ELAM’dı, şuydu buydu...

Geçiniz...

Her toplumun, her halkın, çürüğü de var, sağlamı da...

İnsan, insanlığını bilecek...

Dil, din, bayrak, ırk, soy, sop beni hiç ilgilendirmez...

Bu ülkede, bu ülkenin güzel insanları birlikte yaşamalıdır.

Liderlere düşen görev de bunu sağlamaktır...

-*-*-

Baf mı?

Kayboldum...

Bir cafede oturdum, bu satırları yazıyorum...

Turist az... Yazın, bu cafede akşam saatleri yer bulmak imkansızmış...

Çalışanlar neredeyse tamamı Rum gençler...

Bu da bizden farklı bir şey... Yazın, çalışanların oranı yüzde 80 artıyormuş ve onların tümü de geçici yabancı çalışanlarmış...

-*-*-

Ve son bir not:

Evet, çözüm olmalı ve Kıbrıs’ın güzel insanları birlikte yaşayabilmeli...

Ancak, mevcut “bilinen kırmızı çizgilerle” imkansız gibi duruyor...

Bir başka yazıda anlatırım belki ama toprak, mülkiyet, güvenlik ve garantiler, dönüşümlü başkanlık gibi konularda, Rumlarla tamamen farklı telden çalıyoruz!

Makam farklı, tür farklı, tını farklı, ezgi farklı...

Bilmem anlatabildim mi?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.