KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

30.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Seçim heyecanı sadece Güney’de mi?

Güney Kıbrıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimi süreci iyice hareketlendi...

Nikolas Papadopulos, “Retçi cephenin üç grubunun adayı” oldu...

Aynı cephenin bir grubunun lideri ile Yorgos Lillikas da aday...

Başkan Anastasiadis de adaylığını kesin açıklayacak...

Seçime sadece bu üç aday girerse, AKEL’in destekleyeceği “aday” Anastasiadis ile ikinci turda yarışır...

AKEL’in Anastasiadis’i destekleme şansı var mı?

İmkânsız gibi duruyor...

Ama AKEL’ci olup da “çözümcüdür” diyerek Anastasiadis’e oy verecek olanlar mutlaka bulunur...

Eğer AKEL de bir aday çıkarırsa, ikinci tur için yarışan dört büyük aday ortaya çıkar ve Fransa’dakine benzer veya yakın sonuçlar alan iki aday ikinci tura kalır...

-*-*-

Sadece Güneyde mi seçim heyecanı var?

Hayır...

KKTC de bence seçim atmosferine girmiştir.

Özellikle UBP’de çok ciddi bir ön seçim süreci yaşanacak... Partinin bu noktada çok sağlam durması ve küskünlükleri önlemesi şart...

Çünkü daha önce bu partiden ayrılıp, cumhurbaşkanlığına dahi aday olan “kişiselciler” biliniyor...

Elbette her bakan, her vekil yeniden aday olmak isteyecek...

Dolayısıyla mesela Lefkoşa’da çok ciddi bir ön seçim yarışı izleyeceğiz...

16 vekil seçiliyor başkentten...

Biri, genel başkan... Hüseyin Özgürgün birinci sıradan tüzük gereği adaydır...

Genel Başkan’ın Lefkoşa’da üç de kontenjanı var...

Geriye kalan 12 sıra için yarış yapılacak... Ancak, bu yarışta beş kadına ayrıcalık söz konusu...

Üyelerden en yüksek oyu alacak olan beş kadın, aday olurken; belki de onlardan çok daha fazla oy alacak olan erkek aday adayları, aday olamayabilecek...

Lefkoşa’da, genel başkan artı üç kontenjanı artı beş kadın dışında yedi kişi daha aday olacak... Şu anda bu yedi sandalye için altı vekil ve bilumum diğerleri yarışmaya girecek haliyle çok çekişmeli bir yarış olacak.

UBP anketlerde çok iyi göründüğü için haliyle “ben de aday olayım” diyecek olanların sayısı da artıyor...

UBP, ön seçimi kazasız belasız atlatır mı?

Geçmiş tecrübeler, “yenilen bazı UBP’lilerin küstüğünü” bize gösterdi...

Birlikte göreceğiz...

Ancak partinin bu küsmecelerle ilgili önceden tedbir alması kaçınılmazdır... Bunu da belirtmek şart...

-*-*-

Hükümetin küçük ortağı DP, daha önce “asla barajı geçemez” denilen en az üç seçimde, yüzde 10 -14 oy aldı... Bazı bölgelerde örgütlenme sıkıntısı olduğu gözle görülse de, parti genel başkanına bağlılık ve Serdar Denktaş’ın partiye hakimiyeti, öteki partilerden daha yüksek seviyede...

-*-*-

CTP’yi doğrusu merak ediyorum... Elbette baraj sorunu olmaz ama oy kaybettiğini söylemek de yanlış değil inancındayım...

TDP, HP, TKP, YDP, BKP, KSP, MDP, YKP var...

Seçim olmadan, bu partilerin net pozisyonlarını belirlemek, yüzde 3.5 – yüzde 6 hata oranlı anketlerin işi değil...

Heyecan olacağı kesin...

-*-*-

Bazı gözlemciler, bazı anketler “seçime gitmeyeceğim” diyen boykotçu oranını ve “karma oy kullanacağım” diyenleri yüksek gösteriyor...

Hatta “seçime gitmeyeceğim” diyen boykotçu bıkkınların oranı sanırım çok yüksektir.

Bu noktada, “adaylar” çok önemli...

Toplumun sevdiği, sevebileceği, güvenebileceği, sağlıklı, dinç, dimdik, kültürlü, bilgili, inançlı aday belirlemek bana göre hayati öneme haiz...

Haliyle, UBP ve CTP’nin, yıpranmış, çok uzun zamandır siyaset yapan ve siyasete güvensizliğin de haliyle dolaylı veya doğrudan sorumlusu isimleri ayıklaması çok önemli...

Bunu başarmak mümkün mü?

Bilemem...

Partililer bilir!

-*-*-

Ama bildiğim bir şey var; o da Güney’de ve Kuzey’de, 2017 sonuna doğru seçim heyecanımız çok yükselecek...

***

Umarım haklıyım!

Referandumda “evet” çıkması gerekir demiştim...

Sebebim neydi?

Bencillik!

Nasıl bir bencillik?

Efendim, “eğer referandumdan ‘hayır’ sonucu çıkarsa, Türkiye’deki mevcut yönetim, yani doğu ifadeyle Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sertleşebilir, ipleri koparabilir, agresif tavır artabilir” demiştim...

“Evet çıkarsa, aynı yönetim, AB başta olmak üzere, bir çok batılı kurum ya da devletle ilişkilerini yumuşatmak zorunda kalır” diye görüş belirtmiştim...

Küresel çıkarlar, ilişkiler, kapitalist kazanımlar bunu emreder...

Yumuşak ilişkileri...

Büyüklere diklenemezsiniz...

Diklenir gibi yapabilirsiniz ama diklenmek yok...

Neyse, bencilliğe gelelim...

Haliyle sertlikten vazgeçen Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyar...

Tek derdim de budur.

Gerçi bu arada Rum tarafı seçim atmosferinde milliyetçi dangalaklıklarla uğraşıyor ama olsun; devreye hâlâ birileri girebilir diye düşünmekteyim...

AKPM’nin Türkiye’yi bir lig aşağıya çekmesi kararı moralimi bozmuştu doğrusu...

Ama AB Dışişleri Bakanları, tüm hırçın Türkiye karşıtlarına rağmen, bu ülkenin üyelik müzakerelerini durdurmadı...

Bu çok önemli bir gelişmedir ve bizi doğrudan ilgilendirmektedir.

Bu arada, vurgulamakta ve üzerinde durmakta ciddi yarar olduğuna inandığım bir konu da, dünkü KIBRIS Gazetesi’nin ön sayfasında yer alan, Kasulidis – Çavuşoğlu fotoğrafıdır.

Evet, iki dışişleri bakanından bahsediyoruz, elbette güler yüzlü olmaları gerekiyor ama bence fotoğrafları çok iyi incelemek lazım...

Kasulidis ve Çavuşoğlu’nun suratlarındaki gülüşlerinde, “Türkiye sertleşmeyecek, Dünya ile veya AB ile kavgayı tercih etmeyecek” mesajlarını aldım.

Umarım haklıyım...

Haklıysam, Anastasiadis ne kadar milliyetçi dangalaklık yaparsa yapsın, çözüm umudu hep yukarılarda kalabilir.

Eklemek zorundayım yani tekrar etmek mecburiyetindeyim; umarım haklıyım!

***

Aile içi şiddet, çok iğrenç bir durum...

Doğulu kültürlerde, “kocamdır döver de sever de” noktasına kadar varan bir yapı söz konusu... Ama aile içi şiddet, sadece doğunun işi değil elbette...

Aile içi şiddeti – kadına şiddetten ayırmak lazım...

Yüzde yüz aynı değil...

Aile içi şiddetin erkeklere de uygulanmadığını söylemek bence çok komik...

Oran, kadından yana olabilir. Yani kadına daha çok ve daha şiddetli “şiddet” uygulanıyordur ama erkeklere de uygulandığı gerçeğinden uzaklaşmamak lazım.

Konu, şiddetin kendisidir aslında...

Kadın veya erkek, çeşitli nedenlerle ki buna yukarıda bahsettiğim “sever de döver de” noktası dahil, şiddeti gördüğü kişiden kaçamıyor.

“Çocuklarım” diyor bazısı...

Bazısı, “ne yaparım tek başına?” sorusuna yanıt arar...

Şu ya da bu nedenle de şiddet sürer gider.

KIBRIS’ta dün Gizem Özgeç, kocası tarafından katledilen Burcu Okumuş’un babası ile söyleşi yaptı...

Kimse, o babanın yerinde olmak istemez...

Dolayısıyla kimse “Burcu” olmamalı...

Ne demek Burcu olmamalı?

Şiddet varsa, kaçmalı!

Peki, acaba kaçmak istemedi mi?

İşte devlet burada çok önemlidir.

Devlet, şiddet gören erkek ya da kadınlara, eşcinsellere, çocuklara, yaşlılara sahip çıkmalıdır; çıkabilmelidir.

Devlet o zaman devlettir...

Burada sağlam bir devlet olsaydı, o devletin yarattığı çok sağlam kültürel bir yapı ve cesaret olsaydı, Burcu ölmezdi...

Bundan sonra başka Burcu’ların ölmemesi için, devlet her şeyi yapmalı...

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.