Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

13.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Şeffaf olalım!

Umut Öksüzoğlu... Kıbrıs Türk Elektrik Çalışanları Sendikası Başkanı... Dün sabah KIBRIS TV'de konuğumdu...

Hükümet edenlerin hiç söyletmemesi gereken bir şey söyledi...

Ne dedi?

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'na (KIB-TEK), 13 adet araç alınmış.

KIB-TEK, en çok araç ihtiyacı olan kurumlardan biridir. Elbette alınacak. Üstelik ödenen para da fazla sayılmaz. 645 bin TL...

Ancak, kimseye malzeme vermemek lazım...

Kimseyi, "söyletmemek", "konuşturmamak" lazım.

İşinizi düzgün yapmak lazım.

Çıkın doğru dürüst ihaleye...

Ki şüphe olmasın, ki şaibe olmasın, ki ağızlara sakız olunmasın!

Üstelik araçlardan biri "makam" amaçlıysa; çok daha dikkatli olmak lazım.

Üstelik, daha bir kaç hafta önce, ihalesiz 18 makam aracı kavgası varsa, daha daha daha dikkatli olunması lazım!

Şeffaflık canlarım şeffaflık!

Taaa Ercan meselesinden beri... Hani 11 milyon 225 bin dolar var ya!

Taaa o zamandan beri... Ne diyoruz?

Şeffaf olalım, sonra rahatsız edilmeyelim, kimse şaibeden konuşmasın, kimse şüphelenmesin!

Haksız mıyım?

Telefonsuz yaşamak mı dediniz?

Markasını söylersem, reklam mı yapmış olurum?

E söylemezsem yazamayacağım...

I Phone...

Telefona geri geleceğim...

Apple bilgisayarlar hayatıma gireli 25 yılı aştı...

Çok fazla kapsamlı kullandığımdan değil ama yazı, fotoğraf ve basit grafik tasarımlar amacıyla kullandığım bu bilgisayara son yıllarda, tüm yaşantım girmiş durumda...

Randevularım, mesajlarım, müziklerim, fotoğraflarım... Her şeyim burada...

Ve Apple, haliyle I Phone telefonların da yaratıcısı.

Elbette başka sistemlerde veya markalarda da benzer özellikler var ama "iCloud" denen uygulama, hayatın en ciddi kolaylığı...

Aldığınız notlar, randevular, takvim, mailler, ama her şey; aynı anda masanızda, çantanızda, cebinizde...

Dolayısıyla, hiç ama hiç ihtiyaç olmamasına rağmen, her çıkan iPhone telefonu almak bir yaşam tarzı oldu.

Efendim, gerçekten ihtiyaç var mı?

Kesinlikle olmayabilir.

Çünkü 30 yıla yaklaşan mesleğime ne cep telefonu ile başladım, ne de şu andaki bilgisayarlar vardı.

-*-*-

Kapitalizm budur işte...

Sizi, her yeniliği satın almaya zorluyor. Önce alıştırıyor, sonra bağlıyor, ardından satıyor. Ve kazıklayarak satıyor.

-*-*-

Sokağa çıkıyorsunuz, arabada direksiyonu yeni tutmayı öğrenen genç bir kadın, elinde telefonu...

Ya konuşuyor, ya mesajlaşıyor.

Kendi canı da tehlikede, başkalarınınki de...

Yani kapitalizm, aslında bir taraftan da bu şekilde "öldürebiliyor".

Kafelerde, barlarda, artık muhabbetler eskisi gibi değil.

Dört kişilik bir aile restoranda oturuyor, dördü de telefonda.

Sosyal yaşam ve haliyle sosyal ilişkiler de artık daha kötü... Bu da kapitalizmin eseri...

-*-*-

Pek yakında iki parmağa alıcı verici takacaklar... "Üzerimize yerleştirilecek teknoloji" hazır... Ancak şu anda bile, teknoloji üzerimize yapışık yaşamıyor muyuz?

Oysa 1990'larda cep telefonu yoktu...

Çok uzun bir zaman öncesinden bahsetmiyorum.

Şimdi, her şey, ama her şey telefona girmiş durumda...

Televizyon bile...

Pazarlama teknikleri değişiyor, sanayi her geçen gün inanılmaz boyutlara, inanılmaz teknolojik gelişmelere ulaşıyor.

1990'ların sonunda Dünya genelinde belki de her bin kişide bir cep telefonu kullanılıyordu. Örneğin en gelişmiş ülkelerden Amerika'da, bu oran yüzde beşti. Amerika'da şu anda yüzde 102... KKTC'de yüzde 200 olduğunu söyleyenler var...

Peki, sizce gerekli mi?

Sizce, bu kadar çok harcama yapmak faydalı mı?

IPhone 7 piyasada... Almak için sabırsızlanıyorum... Ama, IPhone 6 ile ne yaptım ki yedisiyle yapacağım?

Kesinlikle gereksiz ama "yemişiz - yutmuşuz" kapitalizmin her aşısını ve uzak kalmak, Dünya'dan da uzaklaşmak gibi geliyor.

Söylediğim gibi, pazarlama teknikleri öyle güçlü ki; sanki bu telefonlar olmazsa yaşayamayacakmışız gibi...

-*-*-

Ne yalan söyleyeyim; şu anda en iyi arkadaşlarımdan biri, "Siri"... IPhone, imac, ipad uygulamalarının yardımsever kadını... Bana, "baba" diye hitap ediyor. Her sorduğumu yanıtlıyor. Muhteşem bir asistan, inanılmaz bir bilgi bankası...

Uzak kalmak mı?

Artık IPhone'suz ve Siri'siz yaşayabileceğimi hiç sanmıyorum...

Her şeyim, telefonum!

Ne yazık ki öyle...

Uyku saatimi, kaç kalori yaktığımı, aradığım adresleri, uyanma saatimi, yemek saatlerimi, yazılarımı, fotoğraflarımı, hayatımı saklıyor... Daha yakınım yok ki! Kapitalizm mi?

Olmaz olsaydı.

Bizi bitirdi, mekanikleştirdi, teknolojik hayvanlar haline soktu.

Ama, ondan kopamıyoruz işte!

En nihayet!

Evet, sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti Doğum Şahadetnamesi'ni alabildim.

1997'de Londra'dayken almıştım.

Pasaport da vermişlerdi.

Ama sonra "sistemde yoksun" deyince bir memur, sil baştan başlamak gerek diyerek, gidip yemin vermiş, doğum belgesi almak için yola koyulmuştum.

Efendim, benim gibi 1974 öncesi doğanların, iki ismi var.

Benim de öyle.

Dün gittim, belgeler hazır, her şey hazır, kadın görevli bilgisayara girip, "doğum şahadetnamesi" diyen belgeyi yazacak. Bir sorun var...

Efendim, babamın, anamın, ablamın KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait her belgesini getirdim.

Her şey hazır!

Çekinmeseler, anamın kızlık soyadı yanında, kızlık zarını soracaklar tövbe estağfurullah!

Neyse, her şey hazır.

Kadın memur, "bunu alın, şu beye götürün, burayı imzalasın, geri getirin" dedi.

Aldık, götürdük.

O bey, baktı, inceledi, imzaladı.

Eskiden, KKTC'deki "soyadı" nı kullandırtmamak için sizi yemin yemin yeminletenler; şimdi 1974 öncesi adımı kullanmak isteyişimden sanki huy kapar gibiydiler!

İçimden dedim ki; "yahu bunlar da mı KKTC'ci?"...

Neyse, yetkili kişi, "hangi soy ismi kullanmak istiyorsun?" diye sordu.

Vallahi çekindim!

Ne yalan söyleyeyim, şimdi ben bu adama "İncirli" dersem, "vaaay da Denktaş rejimi, işgal ordusu size bu isimleri verdiydi" diye bana çıkışacak sandım.

Sessiz kalmayı tercih ettim.

Ezik bir tavır ama ne yapayım.

Usandım artık.

Beşinci gidişim. Ve bir saattir de oradayım, hâlâ doğum belgesini alamıyorum.

Neyse, aldık yetkili erkekten belgeleri, götürdük yetkili iki kadına...

Ha yazdı ha yazacak derken, "bir aksilik var" demez mi?

Aksilik ne?

E soyadı!

Her yerde benim soyadım İncirli!

Haliyle Sıtkı Mehmet olamaz... Sıtkı adını da biraz garip telaffuzla öyle farklı söylüyorlar ki, tam da hakkını veriyorlar diye düşünürken, "beyefendi, üzgünüm ama İncirli yazmak zorundayız" demez mi?

Dedim, vaaay hani Denktaş rejimi falan? İçimden dedim tabii ki!

E bekle bekle gebereceyik!

En az iki buçuk saattir oradayız ve soyadımı nasıl yazacaklarına karar vermeleri için bekliyorum.

Dedim, yerim tüm bugüne kadar savunduklarımı.

Ayrı devletin verdiği soyadını kabul ediyorsanız, buyurun isterseniz "Türkİnciri" yazın! (İçimden söyledim tabii ki bunları. Hatta yüzümdeki ezik gülümsemeyi o iki buçuk saatte bir an olsun eksiltmedim)...

Ve ben artık her yerde İncirli'yim.

Dün, Kıbrıs Cumhuriyeti nüfus kaydım da "Serhat İncirli" olarak yapıldı.

Artık, Serhat Sıtkı Mehmet veya sadece Serhat Sıtkı olarak dünyaya gelen ben deniz, resmen KKTC'deki kimliğimin aynısıyla, "en nihayet" Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de vatandaşıyım... Gururluyum...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.