Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

15.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Seyrüsefersiz devlet olur mu?

Seyrüsefer'i neden ödemedim?

Çünkü, seyrüsefere ödemem gereken paranın en az on mislini makiniste, servise ve lastikçiye ödedim!

Nasıl mı?

Benim ödediğim yol vergisinin karşılığı olarak bana kaliteli yol verdiniz de kullanmadık mı?

Allah Süleyman Demirel'i rahmet eylesin ama "yol vardı da vergisini vermedik mi?"...

KIBRIS'ın dünkü manşeti korkunçtu. Efsaneydi bence, efsane!

Benim Ford dahil, 107 bin 818 araç son üç yıl içerisinde seyrüsefer ödemediği için kayıttan düşmüş!

170 bin aracın yollarda bulunduğu ülkede, 108 bininin vergisi ödenmedi.

Neden?

Birincisi "para yok"...

İkincisi, gösteriş ve lüks meraklısıyız... Lüks markalar satın alıyoruz, onların seyrüseferi de çok pahalı ödemiyor, ödeyemiyoruz. Yani ayranımız yok içmeye ama maşallah atla gidiyoruz ......... !

Altı yıl seyrüsefersiz kullandığı aracını üç beş ay önce satan birçok üst düzey yetkili olduğu iddiası geldi kulağıma dün...

"Kesinlikle yalandır" dedim... Hiç bir yönetici bu şekilde zan altında kalmamalı...

Bence ödemeyen varsa, en azından açıklansın, bilelim...

Seyrüsefer bir vergidir.

Demek ki vergi vermeyi sevmiyoruz...

Devletin alacağı 56 buçuk milyon TL...

O parayla neler yapılmaz ki!

-*-*-

İngiltere'de aracınızı evinizin önüne veya her hangi bir yol kenarına park ettiniz...

Sürekli dolaşan donanımlı araçlar var... Üzerinde akıllı bir kamera... Plakayı okuyor... O plakaya kayıtlı en küçük bir ödenmemiş borç veya ceza varsa, bilgisayar ekranına anında sinyal geliyor...

Ve yine anında, o araç çekiliyor...

Hem borcunuzu, hem cezanızı, hem çekilme ücretini, hem faizi, hem aracınızın çekildiği belediyenin parkının ücretini ödemek zorunda kaldığınızda, "intihar" da seçenekleriniz arasına girebiliyor.

Seyrüsefer yani "Road Tax" (Yol vergisi) mi?

Borcunuz size telefonla, postayla, elektronik maille bildirilir...

Günler önceden bu bilgi - uyarı yapılır.

Her yerden ödeme yapabilirsiniz...

Muayene mi?

Özel anlaşmalı, eğitimli ve yeminli müfettişler, özel garajlarda yapar. Bu müfettişler, o garajın patronu, çalışanı, ustası, çırağıdır.

Efendim torpil yapmazlar mı?

Hayır!

Çünkü sürekli denetlenirler... En küçük bir falsoları yakalansın, lisansları iptal edilir, ceza almaları söz konusu olur.

-*-*-

Peki neden İngiltere böyle yapar?

Çünkü önce insan yaşamına önem verir.

En küçük hasarı olan, özellikle şasisinde çarpma, kırılma, eğilme olan bir araç, olası kaza anında çok daha fazla zarar görür ve haliyle içindekilerin ölme olasılığı çok daha yüksektir.

Ve vergi kutsaldır.

Vergi adaleti en üst seviyeye çekilmelidir; bu bir devlet politikasıdır.

KKTC mi?

Yani, KKTC, 1958'de kurulan "yönetimlerimizin" bir ürünü olan KKTC'den medet ummak, çare beklemek, çözüm istemek, abesle iştigaldir.

KKTC, işlemeyen, yürümeyen bir mekanizmadır.

-*-*-

Seyrüsefer ödememek mi sadece?

KKTC'de av tüfeği sayısı ile av ruhsatı sayısı arasında da uçurum vardır...

Tüfek ruhsatı sayısı 30 binli, av ruhsatı sayısı ise 6 - 7 binli rakamlardadır...

Yazık, çok yazık...

-*-*-

Peki ne olacak?

Geçtiğimiz gün üç arkadaş bir arabada gidiyoruz...

Ben arkada oturuyorum... Önceki arkadaş, sürücüye, "seyrüseferin var mı?" diye soruyor...

Yanıt: "hayır yoktur, çıkarmadım!"...

Ben de sohbete giriyorum: "Ben de çıkarmadım!"

Soruyu soran, "Eşim de çıkarmadı" diyor...

Peki ne olacak?

Sürücü diyor ki, "af bekliyorum"...

Soruyu soran, "ben enayi miyim?" diye ekliyor...

Bu da ayrı bir muhabbet meselesi!

Seyrüseferi, av ruhsatını ödemek enayilik mi yoksa vatan görevi mi?

Ödeyenler enayi mi?

Ödemeyenler akıllı mı?

Nedir?

Cevap veriyorum:

Burası KKTC'dir! Çözüm olmazsa, gideceğimiz yol budur diyor Sayın Mustafa Akıncı... Bu yoldan gideceğiz çözüm olmazsa!

Böyle devlet olmaz yahu, lütfen artık!

Devlet olalım!

Mülkiyet meselesi

Çözüm olursa, Omorfo verilecek mi?

Bu soru çok saçma geliyor bana...

"Verme" olayı, yanlış!

Çözüm olması için, Omorfo sadece mülk sahiplerine iade edilebilir...

Vaaaaay efendim ne demek istiyorsun?

Omorfo Rumların mı demek istiyorsun?

Vallahi ben bir şey demiyorum!

Hukuk, dünya düzeni öyle diyor...

Çözüm olması veya olmaması, mülkiyet hakkında bir değişiklik yapmıyor ki!

Omorfo ya da Girne, Baf veya Magunda, Melunda ya da Anafodya...

Trikomo veya Digomo...

Kytrea ya da Değirmenlik hiç fark etmez...

Anlaşma, çözüm demek; bu Ada'da yaşayan insanların, oturdukları evler, işledikleri bahçeler, tuttukları iş yerleri ile ilgili her türlü sıkıntı ve streslerinin ortadan kalkması demektir.

"Ama efendim, Rum gelecek ve benim dükkanımı mı alacak?"

Haaaaa, mesele ganimetin mal sahibi olduğunu sanma meselesiyse, sen ömür boyu anlaşmaya "hayır" de... Yasadışı bir şekilde o dükkanı, o toprağı, o evi kullan... Ama satın almadığın, parasını ödemediğin, yasal tapusunu elinde tutmadığın sürece; zamanında Denktaş beyin verdiği - dağıttığı tapuyla, sadece kendi kendini tatmin edersin...

Ne evlatların, ne torunların, ne de torunlarının torunları o mülkün sahibi olabilir...

Mülkiyetin çözümle alakası; ilk söz hakkının kimde olacağından başka bir şey değildir.

Rum malını isterse, ya satın alırsın, ya takas edersin ya da iade...

Bunu da ben demiyorum.

Bunu Türkiye diyor...

Mal Tazmin Komisyonu mudur, Taşınmaz Mal Komisyonu mudur nedir, o söylüyor canım benim!

Lefkoşa Hisarları

Defalarca yazdığım bir konudur...

Rumlarla aramızdaki en büyük, en ciddi fark, toprak ve Kıbrıs sevgisidir.

Haaa biz de seviyoruz elbette Kıbrıs'ı... Ama onlar gibi değil...

Mesela onlar, terk ettikleri ya da terk etmek zorunda bırakıldıkları topraklarını delicesine geri istiyorlar...

Biz, terk ettiklerimizi satmak, ganimetin de üstüne yatmak için planlar yapıyoruz...

Neyse, sadece toprak da değil...

Onlar, tarihi eserlere inanılmaz ilgi gösteriyorlar. Bakım muhteşem seviyede... Baf'ta, üç beş mağaracıktan oluşan Kral Mezarları diye bir yer var... Burası ile bizimkileri kıyaslıyorum, arada ciddi bakım, onarım, tanıtım, ilgi, alaka farkı var...

Güney Lefkoşa'da kalan tarihi Lefkoşa Surları'na ilgilerine, sevgilerine, bakımlarına, onarımlarına hayran kalırsınız!

Kuzey Lefkoşa'da, ÇEKOVA uyarıyor: Lefkoşa Surları yıkılabilir...

KIBRIS Gazetesi'nde dün ön sayfadaydı bu haber...

Hakikatten çok merak ediyorum; hiç utanma duygumuz kalmadı mı?

Yani, eski Mağusalı Namık Kemal yazmış bir şiirinde...

Bu şiir hepimize...

Bu şiirde hakaret var evet, ama herhangi bir kişi ya da kurumu değil, hepimizi hedef alsın diye yazıyorum...

Ben evet üstüme aldım... Lefkoşa'daki hisarlara biz değer veremiyoruz...

Ülkemize vermediğimiz gibi...

Çünkü bu topraklara ve bu topraklar üzerindeki tarihi değerlere, ganimet gözüyle bakıyoruz... "Vatanım" diyenler azınlıktadır...

Kimse üstüne alıp da huylanmasın, ama gerçekten utanmıyoruz ve bu şiirdeki bazı dizeleri hak ediyoruz!

"... Edepsizlikte tekleriz, kimi görsek etekleriz, Hakk'tan da yardım bekleriz...

İnsan mı neyiz seçilmez, bir zehiriz ki içilmez, tavrımızdan da geçilmez..."

Not: Şiirinin tamamını, özellikle de dörtlüklerin son mısrasını "o çok sevimli ve insanlığın en kadim dostu hayvancıklara hakaret etmemek için" yazamadığımdan dolayı ayrıca özür dilerim...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.