Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

23.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Silihtar'ın moleküler etkileşimi!

Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan!

Aslında her yıl, yani bu ülkede olduğum yılların tümünde, 23 Nisan günü denize girmek gibi bir geleneğim vardı!

Küresel ısınma mıdır, soğuma mıdır artık anlayamadım; bilemedim ama galiba giremeyeceğim!

Üstelik lanet olsun çözülemeyen sırt ağrılarına soğuk dokunduğu anda, hani acısını bilmem, anlatırlar ama "doğum sancısı" çekiyorum...

Da bunları neden ve nereden anlatıyorum...

Yazıya başlarken, Cumhurbaşkanı Akıncı'ya, "Lütfen istifa ediniz ekselansları" demeyi hedefliyordum!

Ağrılardan olabilir mazeretini gösterebileyim diye öyle başlamış olabilirim...

Yani biri "Neden Sayın Cumhurbaşkanı'nın istifa etmesini istedin ki?" siye sorarsa, "Sırtım ağrıyor da ondan" diyeyim diye!

Efendim; o koltuğa oturan herkes, daha önce de yazdık; büyük olasılıkla, Rauf Denktaş döneminden kalan moleküller nedeniyle, Denktaş'tan farklı laf edemiyor...

"Rumlar çözüm istemiyor..."

Yani Derviş Eroğlu'nun pek moleküler etkileşime ihtiyacı yoktu ama Sayın Ekselansları II. Cumhurbaşkanı Talat ve Ekselansları Akıncı "Rumlar çözüm istemiyor" diye bir şey varsa, bunu söylemek, söyleyebilmek için illa ki koltuğa oturmaları mı gerekiyordu?

Rum toplumunun veya tarafının 77'den beri fikri, zikri mi değişti?

Yani Sayın Akıncı'ya seçilmeden önce bazı Rum tanıdıkları, "Merak etme senle kesin çözüm olur, Anastasiadis topraktan vazgeçecek, dönüşümlü başkanlığı kabul edecek, Türkiye vatandaşlarına değil dört özgürlük, 24 özgürlük verecek, mülkiyette ilk söz hakkı işgalcide olacak, Türk askerlerine de Trodos'ta ve Baf'ta iki üs daha verilecek" mi demişti?

"Yani eğri oturun, rahat osurun" diye bir söz olduğunu sanmıyorum ama "Eğri oturun, gerçekleri konuşun" diye bir söz vardır.

Sayın Ekselansları KKTC IV. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın ya istifa edip tüm ahaliyi sokağa davet etmesi gerekiyor; ya da "gayet cesur bir şekilde, eğer bu iş olmayacaksa, masaya bye bye demesi şart"...

Ne bekliyor ki?

Anastasiadis'in başına taş düşse de Türkiye'nin talepleri; pardon Sayın Akıncı'nın talepleri kabul edilebilir midir sizce?

"Sonuca ulaşmayı çok zor görüyorum" diyor Sayın Akıncı...

Peki, net bir şekilde ne talep ettiğinizi de görelim...

T cetvelciği hazırlansın...

Akıncı veya Türkiye ne istiyor, Kıbrıs Türk toplumu ne istiyor?

Aynı şeyler olmayabilir...

Akıncı seçilmeden önce sanırım hatta eminim, talepleri Türk toplumunun talepleriydi de şimdi, daha çok Ertuğ'un, Ertuğruloğlu'nun da talepleri gibi... Alkışlayanlara bakarsanız anlarsınız!

Neyse; Sayın Ekselansları Mr. Mustafa Akıncı, IV. Cumhurbaşkanı, seçildiği dönemdeki Rum görüşleri ile şimdiki Rum görüşlerinin değiştiğini mi anlatmaya çalışıyor?

Yoksa, Rumlar gerçek yüzünü bir tek BM denetimindeki müzakere masasında sergiliyor, dışarıda yalan söylüyorlar mı demeye getiriyor?

Nedir Allah aşkına?

Ya inin aşağıya, halkı sokağa dökün ve "Çözüm, sadece çözüm" diye haykırın!

Ya da Anavatan Türkiye böyle istiyor, Navtex, mavtex, auuuvtex, Cumhurbaşkancılığı oynamaya devam edin!

Bakın, Tahsin Ertuğruloğlu muhteşem dışişleri bakancılığı oynuyor!

Gidiyor, Arap ülkelerini geziyor, ne kadar örgüt - dernek varsa, tümünün başkan yardımcıları ile görüşüyor!!!

Ne moleküler etkileşimmiş bu Silihtar'ın etkileşimi!

"Çözeceğim" diyen, "altı saat ile altı ay arasındaki bir sürede, çözülüyor"...

Yine de Akıncı'nın hakkını yememek lazım; Talat altı saatte gitmişti!

Halk meseleyi sahiplenmezse statükoyu değiştiremeyiz

Türkiye'de, bir kaç muhalif ulusal gazeteden biri olan Cumhuriyet, 21 Nisan Cuma günkü manşetinde, "AKP'de 2019 kaygısı" diye bir başlık kullandı...

AKP'nin kurmayları oturmuş, değerlendirmiş ve "seçimi kaybedebiliriz" sonucuna varmış!

Olabilir.

"Haber yalandır" demiyorum.

Ama, referandumla ilgili "Şaibeliydi, yeniden sayılmalıydı, iptal edilmeliydi, resmi sonuç açıklanmamalı" gibi tartışmalar sürerken, CHP adlı enkazın en büyük destekçisi ve en eski Cumhuriyetçi - laik gazete olan Cumhuriyet, "2019 telaşı" ndan bahsederse, bunun bir diğer adı; "kesin zırlıtıyı, kabullenin sonucu ve hazırlanın 2019 seçimlerine" den başka bir şey değildir.

-*-*-

Bundan ders veya dersler çıkarmak lazım.

Evet, Türkiye'de eleştirilen, tek adam hegemonyasına hatta despotluğuna hatta ve hatta diktatoryasına doğru iyice yönelmiş bir sistem var.

Bu sisteme karşı mücadele, 80 milyonluk nüfus içerisinde, 3 bin 5 bin hatta 3 yüz 5 yüz sosyal medya paylaşımı ile olmaz.

Sekiz kez arka arkaya seçim kaybeden kadro ya da liderlerle de olmaz.

Açıkçası, Kemal Kılıçdaroğlu ile hiç olmaz...

Efendim, sen Kılıçdaroğlu'nu tanıyor musun?

Kılıçdaroğlu beni tanıyor mu?

Şaka bir yana; mesele "kişi" veya "kişiler" değil ki...

Mesele, bu kişi yönetiminde partinin sadece sosyal medyacılık ve medyacılık oynadığıdır.

Seçim kazanmak adına siyaset yapılmıyor.

Haaa yapılıyorsa da belli ki doğru yapılmıyor.

Doğru yapılmıyorsa da istifanın bir erdem ve ilerici sosyal demokratlığın gereği olduğu kabullenilmiyor...

-*-*-

Türkiye'de bir sistem kuruldu.

Bu sistemi değişmenin biri demokratik, öteki ise anti demokratik olmak üzere iki şekilde değiştirilmesi mümkün...

Bence Kılıçdaroğlu liderliğindeki ana muhalefet CHP, yapılması gereken demokratik mücadeleden uzak...

Anti demokratik müdahalelerden medet umar halde bir CHP görüntüsü söz konusu...

Yani sanki, "birileri AKP'nin elinden iktidarı alsın, bize versin, çünkü biz daha iyi yaparız ama cahil halk bunu anlayamıyor" mantığı söz konusu...

Öyle olduğunda iddialı değilim elbette ama görüntü bu!

Peki demokratik değişim mümkün değil mi?

Evet mümkündür.

Halka, alternatif sunacaksınız...

Halk, siz geldiğinizde, AKP'den daha çok hizmet vereceğinize ikna olmalı...

Oysa halka bunun anlatılmadığı veya anlatılamadığı gayet açık...

Neden anlatılamıyor?

Birincisi, medya ile ilişkiler çok zayıf.

Medyaya "düşman" muamelesi yapılıyor.

"Havuz medyası" deniyor ve herkes aynı "havuza" konuyor...

İnsan kazanmak için çaba harcanmıyor; insanları kırıp uzaklaştırmak için çaba harcanıyor.

Aynı şey siyasette de yapılıyor.

"Biz gelirsek daha iyi yapacağız" ın projeleri yok... Ne var?

"Bunlar yapamıyor ki, bunlar iyi şeyler değil ki!" denmeye çalışılıyor...

"Bunlar hırsız, bunlar ayakkabı kutucusu, bunlar yobaz, bunlar şu, bunlar bu..."

Halk yani seçmen, kimin ne olduğunu iyi biliyor.

Önce hizmete bakıyor ama elbette propagandanın da etkisinde kalabiliyor.

-*-*-

CHP, Kürt sorununa AKP'den daha ilerici bakamıyor mesela...

Haliyle ne oluyor; yüzde 100 "Hayır" çıkabilecek Kürt illerinde, yüzde 20 ile 45 arası oy "Evet" e kayıyor...

Çünkü muhafazakar Kürt insanı, Kemalist - Militarist - Türk Ulusalcısı CHP'den asla medet ummuyor!

-*-*-

Sistem ya da statüko, üç beş köşe yazarı; 100 - 150 de sosyal medya paylaşımcısının bir birinden etkili de olsa yazısı ya da paylaşımı ile değişmez...

Halkın meseleyi sahiplenmesi lazım.

Devrimciliktir bunun bir şekilde adı...

Devrim yapabilmektir...

Halk, politikaya sahip çıkar, sahaya iner, kaleleri yıkar...

-*-*-

CTP'ye en mesajım hep, "Kıbrıs sorununa odaklanın, çözüm olsun, sonra bakarız" şeklindeydi.

Diyanellos Sigara Fabrikası'nda demokrasicilik oynamakla olmuyor, olmayacak...

Böyle düşünüyorum.

CTP ise tıpkı CHP gibi, halk yığınlarını birlikte sokakta sürüklemek yerine; "meclis kürsüsünde bir kaç konuşma yapar, üç beş sosyal paylaşım gerçekleştirir, seçmene, biz gelirsek daha iyi yaparızı anlatırız" siyasetindedir...

Halk sizi niye seçsin ki?

Kıbrıs Türk halkı ya da toplumu (girmeyelim bu tartışmaya), KKTC'yi Türkiye'nin yönettiği gerçeğini bilmiyor mu?

Salak mı Kıbrıslı Türkler?

Kandıracaksınız!

Yok öyle yağma!

Burada, iğrenç ve de çirkefe batmış bir sistem var mı?

Evet vardır.

Bu sistem çöktü mü?

Çöktü!

"Biz içimizi temizleyeceğiz!" demekle olmuyor. Çirkefi suyla - deterjanlı temizleyemezsiniz... Kurutmak lazım...

"Yok biz temizleriz" le olmuyor, olmayacak.

Akıncı'nın, "Yolumuza devam ederiz" deyişi de, yenilmişliğin, bitmişliğin, tükenmişliğin, acizliğin ifadesinden başka hiç bir şey değildir.

-*-*-

Öyle bir iki mitingle de çözülmez sorunlar...

Bir kaç mitingle yıkamazsınız sistemi...

Hep sokak, hep sokak, hep sokak.

Parlamentoya seçilelim, mücadelemizi orada sürdürelim.

Parlamento, sistem tescilidir.

Parlamento hesabı yapmak, statükoya yenilmektir.

Sistem ve statükoyu değişmek, seçimle mümkün değildir.

Yıkabilir misiniz?

Sokakta!

Halk arkanızda...

Silahla değil; aman sakın yanlış anlaşılmasın...

Gülerek, kahkahalar atarak, şarkılar söyleyerek...

-*-*-

Sistem yıkılmazsa; seçimlerle ve seçimlerde Akıncı gibi "umut tüccarı" durumuna düşenlerin seçilmesiyle umutlanırız... Ama aslında o, afyonlanmadır, uyuşturulmadır, sessizleştirilmedir, suskunlaştırılmadır...

Sonra uyanırız!

Bir bakarız ki, yitirilmiş yıllar, yitirilmiş yoldaşlar, yitirilmiş ülke, tüketilmiş toplum...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.