HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

14.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Siyasetçiler çok yaşasın ama siyaset ölmüştür!

Aslında mesele hangi tip politikacıyı sevdiğimiz ve seçtiğimiz meselesi değildir... Mesele, insanların zevklerinin ve renklerinin farklı olması meselesidir.

Mesela bir politikacı çok bilgili olduğu için seçilir mi?

Nereden bilebiliriz ki bilgili olduğunu?

Katıldığı televizyon programlarında verdiği yanıtlardan mı?

Ayrıca, bildiği nedir ki?

Ekonomi bilimi, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bilimi mi?

Çok mu önemlidir bunları bilmek?

Eskiden seçim yapmak çok daha kolaydı... Çünkü sol - sağ ayrımı, ideolojik temel çok belirgindi...

Daha yakın bulduğumuz partiye oy verirdik!

Şimdi UBP - DP - CTP - TDP, BG, UG ne farkları kaldı ki?

Zorlu Töre ve Tahsin Ertuğruloğlu'na Kıbrıs sorununa bakışları nedeniyle her türlü sağ kanat yakıştırmalarını yapıyoruz ama bu isimlerin, ekonomik duruşları, CTP' li her hangi bir başbakanlık veya bakanlık yapmış zattan daha mı sağda?

Yani, tümü talimat uyumlusu değil mi sanıyoruz hala?

Mümkün değil!

-*-*-

Siyasetçi tarifi var mı?

Yani bir siyasetçi nasıl olmalıdır?

Bu, farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde, çok farklı değil mi?

Hatta farklı partide bile birçok siyasetçi çok farklıdır...

Mesela, "Halkın Partisi'nin görüntüsü; asla rüşvet almayacaklar, artık UBP ve CTP' nin DP ile birlikte kirlettiği siyaseti temizleyecekler" diyebilirdim... Ama bir baktım, bu partinin bilmem ne kuruluna komitesine duruşuna uymuş, sevmiş, övmüş propagandasını yapmaya başlamış karakterler, UBP - DP tarafından verilen "rüşvet de kokan" görevleri havada kapmış!

Ama bir kişi ama beş kişi!

Demek ki, bizim coğrafyamızda ve siyasi kültürümüzde, bazı şeyler kolay düzelmiyormuş.

Evet, elbette düzelmeli ve evet bu kişiler belki istisna...

Ama sonuçta güven riski ile dopdolu!

-*-*-

Donald Trump...

Adam, 2001 yılında, Miss Amerika yarışmasında, yani Amerika'nın en güzel kadınının seçileceği yarışmada, soyunma odasına dalmış...

Bazı başka kadınlara elle sarkıntılık etmiş...

Kabaymış, dangalakmış, bilgisizmiş...

Peki, kazanma şansı yok mu?

Belki rakibine göre daha düşük bir şans ama var... Trump gibi olan insanların O'na oy vermemesi için bir sebep yok ki! Mesela diyorum, Bill Clinton, Trump'tan farklı mıydı? Ki Trump da oradan vurmaya çalışıyor rakibini...

Ve de ideolojik olarak Trump'ın Hillary Clinton'dan zerre farkı yok!

Belki daha cahil, uluslararası ilişkiler ve diplomasi, siyaset bilimi falan adamda sıfır... Ama başka konularda daha iyi...

Vallahi artık ideoloji kalmadı... Sol yok, sağ yok...

Kime oy vereceğiz?

Herkesin keyfi bilir!

Siyaset ölmüştür...

Doğal afetler de yoksulları öldürüyor!

Doğal afetler bile, yoksulları daha çok öldürüyor... Biliyor muydunuz?

Ben de bilmiyordum!

Hatta, Tanrı'nın kullarına çok adil davrandığını falan düşünüyordum...

Oysa öyle değilmiş.

Bu işin "manevi" tarafı...

"Maddi" taraftan bakacak olursak, yoksul ülkelerde altyapının zenginlere göre daha berbat olmasından dolayı bu ölümlerin gerçekleştiği gerçeğiyle de karşılaşmış oluruz...

1996 - 2015 yılları arasında Dünya'da bir milyon 350 bin kişi doğal afetlerde yaşamını yitirdi. Bunların yüzde 90'ı, düşük veya orta gelirli ülkelerde öldü.

Aynı yıllar içerisinde en öldürücü doğal afet deprem oldu. 750 bine yakın insan depremlerde yaşamını yitirdi.

1996 - 2015 arasında fırtınadan, kasırgalardan 240 bin kadar insan öldü.

Şuna dikkat edin, aşırı soğuk veya aşırı sıcaktan dolayı aynı yıllarda 165 bin kişi yaşamını yitirdi... Su baskını 150 bin, kuraklık 22 bin, toprak kayması 18 bin, orman yangınları bin 500, volkanlar 722 can aldı.

1996 - 2015 yılları arasında Haiti'de 229 bin 699, Endonezya'da 182 bin 136, Myanmar'da 139 bin 515, Çin'de

123 bin 937, Hindistan'da 97 bin 937, Pakistan'da 85 bin 400, Rusya'da 58 bin 545, Sril Lanka'da 36 bin 433, İran'da 32 bin 181 ve Venezüella'da 30 bin 319 kişi yaşama veda etti.

Ölüm sebepleri "doğal afetler"...

Ölenler, yoksullar...

BM'nin felaket riskleri eğitimini yürüten bağlı kurumu bu bilgileri paylaştı... (CRED/ UNISDR)

Bazı bilgiler daha var raporda...

1996 - 2015 yıllarındaki en öldürücü felaketler...

Haiti'de 2010 yılındaki deprem, 222 binden fazla insanı öldürdü.

Hepsi yoksuldu.

Çin'de 90 bine yakın insan, 2008 yılı Mayıs ayında depremde yaşamını yitirdi. Onlar da yoksuldu...

Çin'de depremin olduğu aynı yılın aynı ayı içerisinde Myanmar'da fırtına 138 binden fazla insanın canını aldı. Onlar da hep yoksuldu...

Doğal afetlerde, savaşlarda, hastalıkta hep yoksullar ölüyor.

Tanrı mı?

Şaka bir yana; bazen sorguluyorum...

Anayasa Mahkemesi kararı: Türkiye'de ezan sesi kısılamaz

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi, evinin çevresindeki cami ve mescitlerden sabah saatlerinde yüksek sesli ezan okunmasından rahatsız olan kişinin yaptığı bireysel başvuruyu kabul edilemez bulmuştu... Bu kararın gerekçesi de açıklandı.

Bizde de benzer bir tartışma yaşanmıştı...

Konuyu ilginç buldum...

İzmir'in Göztepe semtinde ikamet eden başvurucu, evinin çevresinde bulunan cami ve mescitlerden sabahın erken saatlerinde hoparlörlerle yüksek sesli ezan okunmasından uykusunun bölündüğünü, mensubu olmadığı bir dinin ibadetine zorlandığını ve rahatsız olduğunu öne sürmüştü...

Bundan kaynaklanan manevi zararının giderilmesi için idareye başvuran ve başvurusu reddedilen kişi, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davaların da reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştu...

Gerekçeden bazı görüşler şöyle:

"... Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de ibadete çağrı aracı olarak kullanılan "ezan"ın, İslam'ın tüm mezheplerinde kabul edildiği, ayrımcı bir yönünün olmadığı, toplumun birçok kesimi tarafından içselleştirilmiş ve kültürünün parçası haline gelmiş bir uygulama olduğu, gelinen tarihsel süreç içinde ezan okunması hususunda devletin negatif yükümlülüğünün bulunduğu..."

"... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer konulardaki uygulamaları da dikkate alınarak, şikayete konu edilen ve gürültü olarak nitelendirilen olayların bireyler üzerinde meydana getirdiği rahatsızlık ile toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilmiş dini uygulamanın devamında ulaşılmak istenen faydanın karşılaştırılması ve adil bir denge kurulması gerektiği..."

"... Somut olayda sabah saatlerinde yüksek sesle ezan okunmasından rahatsız olan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile çoğunluğun inancının bir gereği olan, inananları namaza çağırma niteliği taşıyan ezanın sesinin kamusal alana verilmesi konusunda toplumun menfaatinin dengelenmesi söz konusudur. Bu menfaatlerin demokratik toplumlarda çoğulculuk ve hoşgörü temelinde dengelenmesi gerektiği açıktır"...

"... Ezanın, İslam dininde bireyleri namaz ibadetine çağırmak veya ibadethaneye gidemeyenlere namaz vaktini bildirmek amacıyla İslam'ın ilk yıllarından itibaren uygulanan bir "dini ritüel" olduğu ve toplumda kültürel bir değer kazandığının da dikkate alınması gerektiği..."

"Demokratik hoşgörü ve çoğulculuk, toplumun büyük çoğunluğunun inancı doğrultusunda bazı uygulamalara izin verilmesini kaçınılmaz kılmakta ve bir arada yaşamanın getirdiği bu tür kültürel ve dini uygulamalara belli ölçüde tahammül etme yükümlülüğü doğurmaktadır. Fakat bu yükümlülük, uygulamaların bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını ihlal edecek boyuta ulaşmasına ve katlanılamaz bir yük teşkil etmesine izin verilmesi anlamına gelmemelidir"...

Gerekçelerden bir şey anlamadınızsa sadece şu son cümleyi okuyun; "Ezan sesi kısılamaz"...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.