Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

07.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Siyasi partiler ve siyasi yorumlar

Toplumcu Demokrasi Partisi'nde (TDP) bir kavga yaşanıyor.

Herhangi bir siyasi partide, kişisel çekişme olması normal değil mi?

Elbette normaldir.

Partinin Genel Başkanı Cemal Özyiğit'in de, öteki isimlerin de her türlü kişisel hırsları elbette vardır ve doğaldır.

Ancak doğal olmayan nedir biliyor musunuz?

Kavganın ya da tartışmanın temelinde, topluma hizmetle alakalı bir şey yoktur.

Kavga, tamamen kişisel çekişmelere ve "egolara" dayanmaktadır.

Gazimağusa eski Milletvekili ve İlçe Başkanı Mustafa Emiroğluları ile bölgeden bir kişi arasında başladığı iddia edilen kavga; şu anda parti genelinde hissedilmektedir...

Bölünmeler söz konusudur...

Lefkoşa Milletvekili ve eski genel başkan Mehmet Çakıcı etrafında toplananlarla, Özyiğit çevresinde olanların "biz topluma ya da sosyal demokratlara daha iyi hizmet edeceğiz" iddiası yoktur.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yani, "bizim projemiz, programımız, manifestomuz, ahlak anlayışımız şöyle olacak, eğitimi şöyle yapacağız, partiyi böyle örgütleyeceğiz iktidara geldiğimizde de şunları yapacağız" falan değildir mesele.

Mesela Çakıcı'nın meselesi, "ben daha ileriye işeyebilirim"dir.

Sosyal demokrat kitlelerin tarih boyunca en büyük açığı da budur.

Türkiye'de, CHP içerisinde şekillenen ve zaman zaman "nasyonal sosyalizm" çizgisinde görüşleri de içeren aynı ideolojik grubun tarih boyunca iktidar olamayışının ve olamayacağının da temeli budur.

"Ben şu programı uygulayacağım" yoktur bu insanlarda... Ne vardır, "ben daha iyi uygulayacağım!"...

Cemal Özyiğit'i çok yakından tanırım... Mustafa Emiroğluları'nı, Mehmet Çakıcı'yı, Hüseyin Angolemli'yi de... Hepsi, hepimiz gibi iyi insanlar... Elbette kişisel olarak ele alıp da karakterlerini tartışacaksak ki bu hem ayıp hem etik dışıdır - tabii ki çok kusur bulabiliriz...

Ama aynı kusurlar hepimizde de vardır.

Bu partiye gönül verenlerin, mevcut kavga ortamında örgütlenme, büyüme ve iktidara talip olma şansı olmadığı gibi; bence hakkı da yoktur. "Toparlanın da gelin bana" der seçmen...

Dolayısıyla, birçok çevrenin konuşmaya başladığı "erken seçimde", bir yerlere varmak niyeti söz konusuysa, TDP'nin kavgayı bırakması, toparlanması ve kucaklaşması lazımdır.

Kendi partilileri ile kişisel hesaplar yapanlara bu toplum oy vermez...

Gider, kişisel hesaplaşmaları en iyi beceren UBP'ye oy verir...

Orijinali dururken, başka düzen partileri istemez halk.

TDP ne yapmalı?

TDP, ya Özyiğit başkanlığında toparlanmalı... Ya da kavga devam edecekse, Özyiğit de dahil, tüm adı geçenler, tıpkı CTP'deki FeTÖS grubunun yapması gerektiğini yapmalı.

Mehmet Harmancı'nın ismini vermekten de kaçınmıyorum...

Harmancı, güçlü ve toparlayıcı bir isimdir...

Yalınız şunu tekrar edeyim; az sonra da yazacağım; önceden vermiş olayım:

CTP'de, FeTÖS dörtlüsü ve o gruptakilerin parti yönetiminden uzaklaşmasını savunuyorum... Bu isimlerle kişisel bir derdim, bir saygısızlığım, sevgisizliğim olduğu için değil... Hatta yeniden ve yine yeniden yazacağım; bu isimler partiye hizmet etmedi dedirtmem...

Mesele o değildir.

Mesele, çekilmek gerektiğinde, çekilebilmektir.

-*-*-

TDP'deki hataya CTP de düşmüştür; çok düşmektedir de... CTP'de eski isimlerin siyaseti bırakmaları gerektiğini yazıyorum. Genel Başkan Mehmet Ali Talat, kızıyor...

Oysa ne diyorum; benim derdim kişisel değildir.

Arsalarına on katlık bina yaptılar meselesinden dolayı bir parti ileri gelenini ve Sayın Talat'ı eleştirmiştim. Girne'deki arsalar... Sayın Talat'tan yanıt geldi, özür diledim. Bir yanıt daha geldi... Zeytinleri neden söktüğü meselesini de açıklıyor. Yol kenarıymış, çok toz oluyorlarmış, başka yere götürmüş ve ikisi hariç hepsi çok iyi tutmuş. Ben hâlâ, "keşke sökmeseydi" derim ama kızdıysa, yanlışsam yine özür dilerim. Sayın Talat'ı, değerli eşini cidden seven bir insanım. Kişisel sıkıntım olmaz. Neden olsun ki! Tarlalar, zeytinler benim değildi ki!

Sayın Talat'a göre ben CTP'ye nifak sokmaya çalışıyorum. Neden? Çünkü bazı arkadaşların ısrarla partiden ayrılmasını istiyorum... Evet, istiyorum. Çok eski isimler ayrılsın artık diyorum. Kişisel kavgaya döktüler meseleleri. Gerek yok. FeTÖS dedi bir partili... Evet, Ferdi Soyer, Talat, Ömer Kalyoncu ve Sonay Adem... Ama ne diyorum; bu isimlerin partiye hizmet etmediğini söyleyeni döverim. Benim hiç derdim yok ki bu isimlerle... Ve tümüne saygım sonsuz. Bırakmaları gerektiğini anlatıyorum. Dünyadan örnekler veriyorum.

Sayın Talat'a göre, kendini CTP'li diye gösteren ben ve benim gibi kişiler aslında CTP'li değil, CTP'ye zarar veren kişiler... Faşistlerden bile daha çok zarar veriyormuşuz partiye...

Neden?

CTP'den bakan oldum ve bir otel ya da casinodan rüşvet aldığım mı iddia edildi?

CTP bana görev verdi ve bir ihalede aracılık mı yaptım?

İskan işlerinden, toprak işlerinden, inşaat izinlerinden komisyon mu istedim?

CTP'ye zarar veriyorum... Nasıl?

Çok uzun süre aynı yerde oturan insanların gitmesini savunduğum için mi?

Onlar o koltuklarda oturuyor diye zarar vermiyorlar; ben yazıyorum diye zarar mı veriyorum?

Bir de, şunun bunun adamı nitelemeleri var ki; bayılıyorum.

Hayatımda çok fazla sevdiğim ve oy verdiğim kişiler olabilir ama asla birinin adamı olmadım.

TDP'deki gibi, CTP'de de "kişiler arasında sıkıntı" var.

Bunun sebebi, topluma hizmetle alakalı değildir.

Aynı TDP'deki gibi, "ben daha uzağa işeyebilirim" iddiasıdır.

-*-*-

Evet, bu ülkenin iyi yönetilmediği, kişisel çıkarın, UBP ve DP'de kurumlaştığı, CTP ve hatta TDP'nin de UBP'leşip DP'leştiğini iddia ediyorum.

Bunlar benim yorumlarımdır.

İster "okursunuz beğenirsiniz"; ister "okumazsınız beğenmezsiniz"... Veya şöyle söyleyeyim; ister beğenir okursunuz isterse beğenmez okumazsınız! Keyfiniz bilir!

Ben işimi yapıyorum. Paramı alıyorum ve çocuklarımı okutuyorum.

Allah'a şükür siyasi hırsım - iddiam ya da hedefim yok.

CTP'yi ne kadar sevdiğime, ne kadar seveceğime veya sevmeyeceğime, Mehmet Ali Talat ya da başka bir genel başkan karar veremez.

"CTP'li olduğu için zengin olanlar var" diyorum... Bu konuda yanıldığıma kimse beni ikna edemez...

CTP kurultaya gider; bu konuların da hesabını verirse ne ala... Değil de, Türkiye istediğinde, yedek lastik gibi DP veya UBP ile koalisyonculuk oynatılacaksa, değil sadece Talat; olduğu gibi tüm parti üyeleri beni "partinin en azılı düşmanı" ilan etse, söylediklerimden vazgeçmem.

-*-*-

Gelelim UBP ve DP'ye...

DP'nin tarihi bir çöküş içinde olduğu söyleniyor.

Hükümet ortağı olmasına rağmen, kurulduğu günden beri hiç bu kadar küçülmemiş.

Evet, gözle görülen bu!

Ama "DP sıfırı tüketti, Serdar Denktaş bitti" dedikleri zamanlarda, yüzde 10 oy aldıklarını da unutmayalım.

Haaa, evet DP'de, tekrar gibi olmasın ama görüntü sıkıntılı.

Ancak seçim olmazsa, oy oranını tahmin etmek hatalı.

UBP'de ise bazı bölgelerde; daha doğrusu Lefkoşa ve Güzelyurt'ta sıkıntı var.

Lefkoşa ve Güzelyurt'ta, olası bir seçim listesi nasıl şekillenecek sıkıntısı, sorunun esasını teşkil ediyor.

Yani mesele, topluma hizmet meselesi değil. Acaba hangi sıradan seçime gireceğim veya acaba girecek miyim endişesidir.

-*-*-

Gelelim Kıbrıs meselesine...

Altı başlığın dördünde sonuca çok yaklaşılmış...

"Toprak ve mülkiyet" ile "Güvenlik ve garantiler" sıkıntılı.

Bu konuda yabancı bir ülkede kamp yapılabilir...

Anastasiadis, Ulusal Konsey'deki tüm partilerin genel başkan ya da temsilcilerini birlikte götürüyor.

Akıncı da bizimkileri götürmeli...

Peki kim gidecek?

Kendi içlerinde, kişisel hırsları yüzünden birbirini yemeye çalışanlar mı?

Rumlar öyle değil mi?

Bilmiyorum, belki onlar bizimkilerden de kötüdür ama bizdekilerin görüntüsü "foul!"

Yani, öyle Dünya'nın gözleri önünde, tecrübeli Rum müzakere ekipleri karşısında, sanki biraz "panço villa" gibi duracakmışız gibi bir kompleksim var da!

Yani, aşağılamak maksadım yok ama biraz daha ciddi siyasi görüntü şart demeye getiriyorum.

Garanti konusu şaka mıdır?

"Rumlar bizi bir gün tokatlayacak! ELAM, felan... Sırtımızı dayayacak tek yer, sığınacağımız tek liman..."

Güvenlik ve garantilerle ilgili mazeretlerin tümü bana "şaka" gibi geliyor...

Ama fazla yazmanın da bir anlamı yok çünkü "büyük çoğunluk" böyle "inandırılmış!"...

Neyse, şaka deyince aklıma bir fıkra geldi.

---***---

Londra'da tren yolculuğu... Bir Kıbrıslı Rum, bir Kıbrıslı Türk ve çok seksi bir kadın, trende yan yana oturmuş seyahat ediyorlar. Tren tünele girmiş. Her yer kapkaranlık.

Aniden bir öpüşme sesi çıkmış, ardından da "slap" diye bir tokat sesi!

Tren tünelden çıkmış. Kadın ve Kıbrıslı Rum hiç bir şey olmamış gibi oturuyor.

Kıbrıslı Türk ise kıpkırmızı olmuş yanağını tutup, auuv auuv diye için için söyleniyor.

Kimse kimseye de bir şey demiyor. Hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorlar...

Kıbrıslı Türk düşünüyor: Bu Rum, kadını öpmek istedi. Kadın, benim öpmek istediğimi düşündü ve tokatladı.

Kadın düşünüyor: Bu Türk beni öpmek istedi. Ancak yanlışlıkla Rum'u öptü ve Rum O'nu tokatladı.

Rum düşünüyor: Bu tren yeniden tünele girerse, tekrar öpüşme sesi çıkarıp, Türk'e yine tokat atacağım...

(Not: Bu fıkradan istediğiniz sonucu çıkarabilirsiniz!)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.