HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

21.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Sol ve sağ!

Sevgili Artun Çağa dün KIBRIS Ekonomi'nin manşeti için bir haber hazırladı...

Haber neydi?

Müsaadenizle bir bakalım...

"... Bankacılık sektörünün 2016 yılında vergisi ödenmiş kârı 2015’e göre yüzde 52 oranında artış gösterdi: Sektörün 2016 kârı 306 milyon TL oldu..."

Neymiş?

Bankacılık sektörü, yani bankalar 2016 yılında vergisi de ödenmiş olan kârlarını yüzde 52 artırmış...

Veeee 306 milyon TL kâr elde etmiş...

Temiz kâr...

Net kâr...

Ve ayrıca, kârlılık 1 yılda 105 milyon TL artmış… 2016’da KKTC bankacılık sektörünün kârlılığı tarihte ilk kez 300 milyon sınırını aşmış aynı zamanda...

2016 yılı Kasım ayında 311.1 milyon TL’ye çıkan kârlılık, Aralık 2016 sonunda 306.7 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. 2015’e göre yaklaşık 105 milyon TL daha fazla olan kârlılık 2015 yılı sonunda 201.8 milyon, 2014’te 214.7 milyon, 2013’te de 215.2 milyon TL olarak kayıtlara geçmişti.

Ve faiz gelirleri, 1.5 milyar TL’ye çıkmış...

Artun Çağa diyor ki, "... KKTC Merkez Bankası verilerine göre, sektörü oluşturan bankaların 2016 sonu itibarıyla vergi öncesi kârı 386 milyon 291 bin TL, vergi provizyonu da 79 milyon 541 TL oldu. Faiz gelirleri, 1 milyar 558 milyon 715 bin TL’ye çıkarken, gelirler içerisinde en yüksek pay yüzde 79,65’lik oranıyla “Kredilerden alınan faizlere” ait.

Burayı da açalım...

389 milyon 291 bin TL "brüt" kâr var...

Vergi provizyonu da 79 milyon 541 TL...

-*-*-

Buraya kadar anlamadığımız bir şey var mı?

Varsa lütfen soralım!

Nasıl soracaksanız ya...

-*-*-

Şimdi gelelim solculuk ve sağcılık arasındaki farka!

Solcu olmak nedir?

Sağcı olmak nedir?

Çok tartışılır bu konu... Veya çok konuşulur, çok sorgulanır...

Solcu olmak, brüt kârdan alınan vergi miktarının daha yüksek olmasıdır.

En basit ifade budur.

Bankalar tabii ki buna karşı çıkar. Gayet de doğaldır karşı çıkması.

Şimdi benim matematik bilgime göre, buradaki vergi oranı yüzde 20,59'dur...

Şöyle hesapladım... Açıklayayım...

389 milyon 291 bin TL'de 79 milyon 541 bin TL vergi alınıyorsa... 100 çarpı 79 milyon 541 bin bölü 389 milyon 291 bin... Basit orantı hesabı. Hesap makinesi ile yaptım...

Yüzde 20?

Bence çok komik bir rakam...

Ama bankacılara sorarsanız, mutlaka değildir.

Solculuk nedir?

Bu vergiyi en az yüzde 51'e çekebilmek!

Neden bankalar net kârlarını daha yüksek oranda paylaşmasın ki?

Haaa, korkuya, telaşa gerek yok...

Bizde, öyle bir hükümet iktidara gelmedi... Gelmez de!

-*-*-

Ne mi diyorum?

Aslında dediğim gayet basittir...

Zenginlere; çok yüksek gelir elde eden kurum ve kuruluşlara vergiyi artırın...

Mesela bankalar ilk sırada.

Kumarhaneler ikinci sırada...

Aman efendim, yatırımdan vazgeçip, ülkeden mi kaçacaklar?

Bu mudur korkunuz?

Bu mudur endişeniz?

Bu yüzden mi mesela kumarhaneli otellerin siddin sene vergi muafiyeti var?

Ne bileyim, galiba solcu olmak, sağcı olmaktan daha iyidir.

Çünkü solcu olmak, halkın gelirlerini; sağcı olmak ise bankaların ve kumarhanelerin gelirlerini korumaktır!

Farkı çözdük mü?

-*-*-

Efendim, "taktın bu kumarhanelere"...

Hayır takmadım...

Kumarhaneler turizmin parçası olabilir.

Bir: KKTC yurttaşı giremeyecek.

İki: Vergiler komik olmayacak...

-*-*-

Haa bankalar mı?

Çooook aşırı milliyetçi bir arkadaşım vardı...

Askerliğini bedelli yaptı. Ama yapmasın diye babası da canını yemişti. Baba da aşırı milliyetçiydi.

Her milli günde evlerinin önüne Türk Bayrağı ve 1983 sonrası KKTC Bayrağı asmayı asla ihmal etmediler.

Çok aşırı milliyetçiliği ek olarak, çok aşırı da zengindiler...

Ve verdikleri, ödedikleri vergi, "komik"ti...

Bir gün şaka yollu takılmıştım o arkadaşa... Babası devreye girmişti; "... Ne yani, şansım varsa, hakkım da varsa, yasalar da engel değilse, neden vergi vereyim ki!"

-*-*-

Evet, hayatları boyunca, Kıbrıs sorununun çözümüne de karşı oldular tabii ki!

Nereden anladınız?

Suçluyu bulduk!

Esentepe - Küçük Erenköy arasında yol çökmüş! Tehlikeliymiş! Bir araç hızla bu çökme yerine girerse, savrulabilirmiş!

E Girne - Lefkoşa anayolunda öyle savrulma noktaları çok fazla değil mi?

Büyük kaza olmuyor mu?

Hatta genç insanlar ölmüyor mu?

Sahi, ülkenin dört bir yanında sokak ve yol aydınlatma lambaları neden yanmıyor?

Veya evlere gelen elektrik faturaları neden bir kaç ay öncekilere göre beş kat daha fazla?

Sağlıkta sorunlar neden çözülemiyor?

Güzelyurt Hastanesi'nin temeli neden atılamıyor?

Aydınköy'de hâlâ tazminat bekleyen narenciye üreticisi neden parasını alamıyor?

Neden sürat kontrolü yeterli değil?

Trafik eğitimi sizce neden yetersiz?

Kesin yetersiz üstelik!

Sizce, neden yarı yarıya vatandaşlar seyrüsefer ve sigorta çıkarmıyor?

Toplu taşımacılık ne alemde?

Çevre neden bu kadar pis?

Neden Boğaz Piknik Alanı geleneksel çöplük noktası oldu?

Lefkoşa sokakları neden çukur çukur? (Kuzey)

Devlet dairelerinde neden klimalar ve sobalar bu kadar hoyratça kullanılıyor?

Kesinlikle yukarıda bahsettiğimiz sorunların ve benzerlerinin sorumlularını biliyorum!

Kilise ve ELAM!

Canım, bizim hükümetler mi?

Ellerinden geleni yapıyorlar...

Ama Rum - Yunan ikilisi ve ambargolar var ya...

Onlar olmasa; bu ülke patlardı yemin ederim, patlardı!

Yaaaa...

Ahh bu ELAM ve Kilise ahhh!

Treni kaçırmamak lazım!

(Bizde tren yok. Olsaydı, bu fıkra bizde de mutlaka yaşanırdı...)

Adamın biri, trene yetişecek... Gecikti... Bir başka adamın evinin bahçesinden atlarsa, 16.23 trenini yakalama şansı var. Değilse kaçıracak... Saat 16.05...

Evin kapısını "tak tak" çalıyor. Kapı açılıyor... Treni yakalamak isteyen adam soruyor: Bahçenizi kullanabilir miyim? Eğer kullanırsam, 16.23 trenini yakalarım, kaçırmam diyor...

Ev sahibi yanıtlıyor!

"... Buyurun kullanın! Hatta arka bahçedeki köpeğim sizi görürse, ki görecek, kesin 16.11 trenini de yakalarsınız!".

Kıbrıs'ta çözüm olmazsa!

Efendim, iki sinek, bir köpek dışkısı üzerinde oturuyormuş!

Biri ötekine, "sana bir hikaye anlatabilir miyim?" diye sormuş!

Öteki, "Anlat ama geçen defaki gibi iğrenç olmasın lütfen çünkü görüyorsun yemek yiyoruz!"...

(Yazının başlığına bakıp da, bu fıkranın Kıbrıs sorununun çözümü ile ne alakası olduğunu düşüneceksiniz eminim... Gerçekten, Kıbrıs sorunu ile bu fıkranın ne alakası var? Bence var... Siz de bulun! Ya da haydi size kıyak geçeyim... Efendim, siz hikayelerinizi istediğiniz kadar anlatın; üzerinde yaşadığımız şey değişmediği sürece, ne anlamı var ki? Mideniz bulanmasın istiyorsanız, temiz bir yere konun! Yoksa, pislik içinde, tanınmamış, hikaye bir şekilde yaşayacaksak, işimiz hikaye! Aman, şimdi KKTC'yi pisliğe benzettiydi havasına girmeyin sakın... Fıkradır bu! Gülün!)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.