Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

02.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Terör, turizm ve çözüm

Yeni yılın ilk saatlerinde Türkiye yine korkunç bir terör saldırısına maruz kaldı.

Terör, “modern Türkiye görüntüsünü” hedef aldı…

Amaçlananın, “modernite” ile “radikal İslam”ın çatıştırılması olduğu inancındayım…

Bunu illa ki IŞİD’in  ya da PKK’nin yapmasına gerek yok…

Türkiye’nin içten karışmasını ama özellikle “İslam” ile “Laiklik” çatışmasının bu ülkeye daha da zarar vereceğini düşünen çok “merkez” olsa gerek…

Türk ile Kürt veya “Türk Devleti” ile “PKK” arasındaki kavgaya, IŞİD - Laik Türkiye kavgasını da katmak, çok daha büyük zarar verir…

Türkiye, 2016’da çok ciddi terör sorunu yaşadı… Savaş sıkıntısı çekti…

Terör ve savaş nedeniyle turizm felaketi gerçekleşti…

Ve sıkıntının, özellikle turizm alanında devam edeceği kaçınılmaz bir gerçek…

Türkiye turizmi etkilenirse, “bağlantılı” turist taşıdığımız Kuzey Kıbrıs turizmi de olumsuz etkilenir…

Bu konuda nelerin yapılabileceği konusunda ilgili tüm çevrelerin görüşlerinin alınması ve bir plan hazırlanması kaçınılmazdır…

Fırsatçılık değil elbette… Yani hedef, Türkiye’den kaçan turisti çekmek olmamalıdır…

Zaten buna pek şansımız yoktur…

Ama bir şekilde, “Türkiye adresine kayıtlı ülkemize” turist akışının olumsuz etkilenmemesi için sağlam hedefler belirlenmelidir… Aksi takdirde, 2017 için düşünülen tüm rakamlar, fiyaskoyla buluşabilir…

Suyumuzu yönetemedik

Yılın ilk günü akşama kadar hava güneşliydi…

Dolaşabildiğimce dolaştım…

Kafam nereye sıktıysa… Lefkoşa, Dikmen, Taşkent, Haspolat, Değirmenlik, Alevkayası, Karaağaç, Girne, Lapta, Geçitköy, Çamlıbel, Lefkoşa güzergahının keyfini çıkardım…

Sanırım 2008’den bu yana böyle yağmur yağmadı…

Bu benim gözlemim…

Londra’dan kesin dönüş tarihimdir 2008…

Dikmen - Taşkent arasındaki bölgede en az 15 küçük derecik geldi… Meşhur KKTC Bayrağı’nın da bulunduğu tepelerden, sırtlardan, vadilerden akan suların açtığı yarıklar ve su birikintileri ile yol kenarlarını da alıp giden seller, suyun gücünü ve büyüklüğünü rahatlıkla ispat ediyor…

Karşıyaka - Çamlıbel arasındaki görüntü aynı…

Su, elbette sadece denize akıp gitmiş değil… Yeraltına eminim ciddi katkı olmuştur. Yani yeraltı suları da artmıştır…

Bunun ötesinde, gezdiğim bölgelerdeki tüm ağaçlar adeta gülümsüyordu…

Pırıl pırıl parlıyordu çam ağaçları…

Sadece bol bol su içmeleri değil, belli ki en az 8 yıllık duş ihtiyaçlarını da karşılamışlardı…

Bu arada, Güneyden haberler geldi… Son yağışlar nedeniyle barajlarda doluluk oranları neredeyse yüzde 100’e ulaşıyor…

İşte gelmek istediğim nokta budur…

Biz, suyu yönetemedik.

Veya çok kötü yönettik…

Güzelyurt bölgesindeki aküferi, Lapta Başpınarı, Değirmenlik Başpınarı gibi tarihi bilinilirliği ve varlığı olan zengin su kaynakları, kötü yönetim nedeniyle ya tuzlandı ya tükendi…

Mesela yüzme havuzları…

Plansız ve programsız, ayrıca vahşi bir şekilde izin verildi.

Görgüsüzlük boyutlarını aşacak sayıda havuz yapıldı…

Vahşi sulamadan da çok uzun süre vazgeçilemedi.

Elbette kuraklık da etkiliydi ama aynı kuraklık Güneyi de etkiliyordu…

Güneyde çeşme suyu içilebiliyor. Biz içemiyoruz… Hala içilmiyor…

Ve suyu iyi yönetemediğimiz için, sudan da bağlandık Türkiye’ye!

Su mu sadece?

Biz bu ülkeyi her haliyle iyi yönetebilseydik muhtaç da olmazdık aslında kimseye.

   Çocuklara, gençlere tavsiyemdir!

Elbette haddim değil!

Kimseye akıl verecek değilim!

Merak etmeyin…

Sadece neneler ve dedelerden bahsetmek istiyorum…

Öyle bayram oldu mu, yılbaşı geldi mi falan, aklıma nenem ve dedem gelir…

Özellikle de dedem…

Hani geçenlerde yazmıştım ya, “bir köpeklerdir karşılık beklemeksizin seven”…

Hata yaptım…

Bir de neneler ve dedeler karşılık beklemeksizin sever…

Sevgili çocuklar, gençler…

Asla ihmal etmeyin onları…

Karşılık beklemeksizin severler dedim belki yanıldım… Ufak bir karşılıktır bekledikleri aslında… Saygı…

Yılın şakaları

Amerika’da kadın otobüse biniyormuş… Kucağında da bebeği…

Şoför dangalağın teki…

“Amaaan ne çirkin bir bebek” demez mi?

Kadın sinirlenmiş ama bir şey dememiş…

Geçip arkada bir yere oturmuş.

Yanındaki adama da, “şoför amma garip adam ha, bebeğimin çok çirkin olduğu dangalaklığını yaptı” demiş.

Adam, “git ona haddini bildir, sen gelene kadar ben maymununa bakarım” demiş!

Ve ikinci şaka ya da fıkra…

Üç arkadaş barda oturuyor ve oğullarını övüyorlarmış…

Birincisi, “benim oğlum ülkenin en ünlü cerrahı, geçenlerde bir ameliyat yaptı, kazandığı paranın ufak bir bölümüyle sevgilisine Lamborgini aldı” demiş.

Öteki atılmış; “benim oğlum ünlü bir mühendis. Geçenlerde yaptığı projeden kazandığı parayla sevgilisine süper bir yat aldı” diye anlatmış…

Üçüncüsü söze girmiş; “benim oğlan ülkenin en ünlü finans şirketinin CEO’su… geçenlerde kazandığı bonusun ufak bir bölümüyle sevgilisine kale satın aldı”…

Ve dördüncü bir adam içeri girmiş…

O da üçlünün arkadaşı…

Üçü birden, “yahu senin oğlan ne iş yapıyor?” diye sormuş.

Dördüncü adam yanıtlamış:

“… Benim oğlan bir gay kulübünde striptiz yapıyor”…

Üçlü hemen tepki göstermiş; “… ayıp değil mi, utanmıyor musun, utanç duymuyor musun?”…

Adam yanıtlamış:

“Hayır… Kendisi mutluysa bana ne… Üç sevgilisi var, geçenlerde biri kendisine Lamborgini, öteki yat, diğeri ise kale satın aldı!”…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.