Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

02.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Türkiye'de medya ile ilgili yaşananlar üzücü ve endişe vericidir

Cumhuriyet gazetesi veya Türkiye'deki her hangi bir gazeteye baskın düzenlenmesi, yazarlarının, yöneticilerinin, çalışanlarının tutuklanması, taciz edilmesi, rahatsız edilmesi, basın özgürlüğü adına utanç verici bir durumdur. Demokrasi dışıdır. Türkiye için "olmaması gereken" acı bir gerici görüntüdür.

Bu işin "mesleki" yanı.

Ancak, dün bir arkadaşım, meseleye "sol" açıdan bakma dersi vermeye çalıştı.

Daha sonra bir başka arkadaşım, "Neden Cumhuriyet'e baskını yazmadın?" diye sordu.

Tekrar ediyorum, Türkiye'de tüm medyaya yapılan baskılar kesinlikle kabul edilemezdir.

Ancak, "bana göre", bu kabul edilemezlik içerisinde "Kıbrıs açısından ve sol racondan bakıp", Cumhuriyet'i ayrı tutmak mümkün değildir.

Cumhuriyet, tıpkı Türkiye'deki orta sol CHP gibi, Kıbrıs meselesinde "enternasyonalist" bir bakış açısı sergileyip, örneğin Kıbrıs'taki ilericileri asla dinlememiş, asla da yazmamıştır.

Cumhuriyet ile tüm diğer ulusal Türk gazeteleri, Kıbrıs meselesine, milliyetçi Türk gözlüğü ile bakmıştır.

Bu yüzden, kimse "bana" ders vermeye kalkmasın.

Cumhuriyet, Kıbrıs sorununda Denktaş rejimi diye adlandırabileceğim 1958 ile 2000 arasında kalan dönem ve hâlâ, "çözüm" konusunda "tutucudur", "milliyetçidir" ve kesinlikle "solculukla" alakası da yoktur... "Nasyonal Solculuk"la, "Enternasyonal Solculuk" karıştırılmamalıdır.

Haaa tekrar edeyim; Türkiye'de medya ile ilgili yaşananlar, bu ülkenin demokrasi anlamında hâlâ ciddi eksiklikleri olduğunu, özgürlük açısından binlerce kilometrelik yol kat etmesi gerektiğini göstermektedir.

O ayrı bir meseledir... Ama "ruhen, yıllarca çok sevdiğim ve çocukluğumdan itibaren okuduğum; ancak Annan Planı dönemi başta olmak üzere, sonrasında da elime almak istemediğim" bu gazeteyi, kimse bana sempatik gösteremez... Zaman'a yapılan ile bir fark göremiyorum... Zaman'a baskın yapılırken, şimdi "solculuk" meselesine işi getirenler, siz neredeydiniz?

Tekrar tekrar söylemekte fayda görüyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetenlerin medyaya karşı tavrı kabul edilemezdir.

Sadece Cumhuriyet'la alakalı değildir bu tavır ve tümden kınanmalıdır.

Yaşananlar üzücüdür ve endişe vericidir.

Çok yakında bizi de etkileyeceği de çok açıktır.

Eğer ölürsem çözümden önce...

Her şeyin rahatlıkla çalınabildiği, her türlü kirin kol gezebildiği bu ülkede, ben neden Nazım Hikmet'in şiirini çalmayayım ki?

Varisleri beni dava mı edecek?

KKTC'de mi?

Etmezler!

Ederlerse de gideriz bir 15 sene mahkemeye!

Sonuçta özür dilerim, biter diye düşünüyorum ve çalıyorum.

Büyük usta Nazım Hikmet'in 27 Nisan 1953'te yazdığı ünlü "Vasiyet"ini, kısaltarak uyarlıyorum...

...-*-*-...

Yoldaşlar nasip olmazsa görmek o günü,

ölürsem çözümden önce yani,

alıp götürün

Limnidi'de, dedemin yanına gömün beni.

Neden öldüklerini hâlâ bilemediğim şehitler yatsın az uzağımda...

Traktörlerle küfürler geçsin alt başından mezarlığın,

seher aydınlığında taze insan, denizin kokusu,

tarlalar orta malı, derede her zaman su,

ne kuraklık, ne savaş korkusu.

...-*-*-*...
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,

-öyle gibi de görünüyor-

Yakın beni!

Limnidi'de, Asproyi dediğimiz sahile atın küllerimi...

ve de uyarına gelirse,

tepemde çınar falan istemem; taş maş da istemez hani...

Arada bir yarım bodiri gonyak dökün denize!

Öğütlerimdir!

"Sen kim öğüt vermek kim?"

Öyle demeyin...

Vardır gördüklerim, yaşadıklarım.

En azından 30 yıldır, işim gereği, çok ölüme tanık olmaktayım.

Neden önce ölüm dedim de "mutluluk" demedim?

Çünkü, "ölümler" daha çok buluşturuyor bizi sanırım.

Hatta "sanırım" kelimesi biraz fazla... Ölümler cidden çok buluşturuyor bizi...

Mutluluklarda hiç yokuz.

Veya başkaları adına kendimiz mutsuz oluyoruz.

Sormuyoruz: Mutlu musun kardeşim?

Biz, hesabı kesiyoruz.

Mutsuzuz!

Dolayısıyla en başta benden küçük gençler ve beni dinlemek isteyenler, mutlu olun!

Ve mutlu olduğunuzu anlatın sevdiklerinize!

Ve deyin ki, "ben mutluysam, size düşen mutsuzluk niye?"

Ve gençler, beni dinlemek isteyenler; sevin...

Sevebildiğiniz kadar... (Yine Nazım'dan çalıntı)...

Sevin, sevdiğiniz için de pişman olmayın sakın!

Sevdiğinize sevdiğinizi söylemekten ve bunu dibine kadar hissettirmekten de çekinmeyin, sakınmayın, korkmayın, kaçmayın!

Sevgi ısırmaz!

Ama sevgi kaçar!

Kaçınca pişman olmayın!

Vaaaay da vaaay aman da gittiiiii diye ağlamayın!

Gençlere öğütlerimdir.

Asla ırkçı olmayın... Yeşili de sevin, siyahı da, beyazı da, sarıyı da...

Otu da, iti da, b.ku da!

Otu da vardır insanın, iti da, b.ku da, onlardan uzak durabilirsiniz ama yine de sevin.

Sorunlarla yaşamayı reddedin.

Çok paraya gerek yok. Yettiği kadarıyla idare edin.

Öğrenin.

Unutmayın... Özellikle öğretenleri, öğretmenleri...

Paylaşın...

Sevgiyle paylaşmanın müthiş bir mutluluk olduğunu göreceksiniz.

Olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun.

Olmadığınız gibi olmayın!

Nasıl mutluysanız, öyle durun!

Dileyen size "i.ne" desin, "p..t" desin, "gay"seniz, sadece gülümseyin, sevin, yaşayın, işinize bakın.

Saklanmayın.

Sıkılmayın.

Dünyaya bir kez gelirsiniz...

"Ölüm da var"ı hiç unutmayın!

Ve çalışın...

Çok çalışın...

Hayatın da tadını çıkarın.

Rum - Türk - Rus - Fransız ayırmayın...

"Mutluyum" diyorsanız, tuttuğunuz yoldan ayrılmayın...

Organizasyon mükemmel

Sağlık Sistemi, hastaneler, doktor vardı, yoktu derdiyle uğraşırken, mükemmel bir sağlık sistemi fıkrası okudum... Siz de okuyasınız diye buraya aldım... Buyurun:
--*-*---

Temel, arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını kesti. Biraz ötede sağlık ocağı vardı. Temel: 

"Ben şurada pansuman yaptırayım" dedi. İçeri girince karşısına iki kapı çıktı. 

Birinde "Hastalıklar", ötekinde "Yaralar" yazılıydı.

"Yaralar" kapısından girdi. 

Yine önünde iki kapı vardı. Birinde "Et", ötekinde "Kemik" yazıyordu.

"Et" kapısından girdi. Yine iki kapı çıktı karşısına. 

Birinde "Önemli", ötekinde "Önemsiz" yazıları vardı. 

"Önemsiz" kapısından girince kendini sokakta buldu.

Arkadaşı sordu: 

-Nasıl iyi baktılar mı? 

-Hayır; ama organizasyon mükemmel!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.