Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

25.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yalvarırım sevin; sadece sevin... Herkesi!

İnsanın annesinden, babasından, nenesinden, dedesinden, amcalarından, dayılarından, halalarından, teyzelerinden öğrendikleri eskiden çok önemliydi ve değerliydi...

Şimdiki nesillerin en ciddi eksikliği, bu tür aile bağlarının, geçmişe göre çok zayıflamış olmasıdır.

Tamamen bitmiştir demiyorum...

Ama zayıflamıştır...

Eskiden bayramlar, yeni yıl veya yılbaşı akşamları çok önemliydi...

Şimdi aynı değerde mi?

Değil!

Gerçi, bir şarkıda şu sözleri hatırlıyorum:

"... Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık?"

Her ikisi de...

Biz yaşlandık; ellerini öptüğümüz insanlar, meçhule gittiler...

Ve ne yazık ki bizden sonra gelenler, el öpmeyi unuttular!

Evet; benim yaşam şekillenmemde, veya siyasal sosyalleşme sürecimde "ailem" çok önemliydi...

Kavga etmeyi hiç öğrenmedim.

Nefret etmeyi hiç öğretmediler.

Sorunları, konuşarak çözmek en güzeliydi.

Küserek, kızarak, küfrederek değil.

Hiç mi kavga olmadı, hiç mi küfür yaşanmadı?

Elbette çok kavgalar da oldu, çok küfürler de!

Haaa, ben de çok tokat, tekme hatta nar çirpisi yedim!

Bugün o tokat ve tekmelerle nar çirpisinin vurduğu yerlerde, "öğrendiğim güzel dersler yazılı"...

Vaaaay, Serhat İncirli dayağı savunuyor!

Hayır, öyle bir şey yok!

Ben şimdiki yapay, sahte, ahlaksız, iğrenç ve sevgisiz dünyanın kurallarından bahsetmiyorum.

Ben, çocukluğumun sevgi ve saygı dolu günlerinden söz ediyorum.

Babam, annem, dedelerim, dayılarım ve amcam; hatta eniştelerimden çok şey öğrendim.

Ama tekrar ediyorum; en başta kavgayla hiç sorun çözülmediği şekillendi içimde.

Bir dedem, halk ozanıydı... Evet, hem de anlatılanlara göre, belki de ülkenin en iyilerinden biriydi...

Evet, Elence!

Rumca!

Düğünlerde, "çatisto" kültürünün en önemli Baflı isimlerindendi...

Yüzünün gülmediği bir gününü hatırlamam...

Şakasız günü geçmediğine inanırım.

Ve "Rumca" diyerek O'na tokat atıldığını öğrendiğim günü de asla unutmam!

Kin mi?

Eh; isterseniz buna kin de deyin ama O'na tokat atan cehalet; bugün Dünya medeniyetinin en gerisinde, üç beş geri kalmış ulusla dostluk etmenin ötesine geçmeyi asla başaramıyor ve hep kavgayla, hep tokatla sorun çözüleceği felsefesinden de vazgeçemiyor.

Neyse...

Sevgisiz ve nefretle büyüyen çocuklar için çok üzülüyorum.

Ama insan bazen kendi kontrolü dışında gelişen olaylara hükmedemiyor ki!

Tıp bilimi çok ilerledi...

Sevgisiz büyüyen çocuklara yardımcı olabilecek onlarca çok iyi yetişmiş doktorumuz var.

Onları sevgisiz büyütmemek elbette sizlerin elinde...

Ben, çocuklarımı sevgisiz büyütmemek ve benim büyüdüğüm gibi büyümelerini sağlamak için çok çaba harcadım.

Kendi adıma çok başarılı olduğuma inanıyorum ve kimsenin de takdir ya da değerlendirmesine ihtiyacım yok.

Hala da çabam sürüyor.

Ama geçmişinde sevgiye çok hasret kalıp, herkesi hırsla, kavgayla, küsmeyle, sövmeyle, aşağılamayla yöneteceğini sananlara gerçekten üzülmekteyim!

Hiç gerek yok buna...

Özel yaşantınızdan da, tüzel yaşantınızdan da, işinizden de, aşkınızdan da, siyasetinizden de nefreti, kini, öfkeyi atın.

Elbette öfkelenin...

Ama orada kalsın öfkeniz. Geçince, gidip özür dilemesini bilin öfkelendiklerinizden.

Kimseyi kırmayın. Ama kırdınızsa eğer, gidip gönül almayı becerin.

Kimsenin hakkına göz dikmeyin.

Kimsenin ekmeğiyle oynamayın.

Kimsenin toprağını sevmeyin, çalmayın!

Kimsenin namusuna, özeline, ahlakına müdahale etmeyin.

Sevin yahu!

Çok sevin.

Ben kim miyim de bunları sizlere öğretmeye çalışıyorum?

Çok haklısınız...

İşte bir şekilde şans bulmuşuz, burada yazma olanağımız var; 50 yıllık da tecrübemiz söz konusu.

Elbet vardır bazı özel, tüzel, genel çektiklerimiz, yaşadıklarımız, sevinçlerimiz, mutluluklarımız...

E vardır bir 30'a yakın senelik de meslek nedeniyle bulaştığımız binlerce "sıkıntılı" kardeşimiz...

Gördüklerimdir bunlar.

Yaşadıklarımdır anlattığım...

Sevgidir her güzelliğin tacı...

Çıkarın yüreklerinizden nefreti...

Rum, Türk, Fransız, siyah, beyaz, gay, lezbiyen, eğri, doğru hepimiz insanız ve hepimiz kardeşiz!

Ve unutmayın, "ölüm da var!".

Kimin, neyin intikamıdır almaya çalıştığınız?

Nedir bu dünyada beklediğiniz?

Lüks içinde yaşasanız da, yüzme havuzunuzu suyla değil, Dolarla doldurup her akşam içine atlasanız da; sonuçta gideceğimiz yer aynıdır... Ve daha önce de yazdım, Çin henüz cepli kefen ve kasalı tabut üretimine geçmemiştir...

Sevin, hep sevin...

Lütfen...

Hatta yalvarırım...

Hepimiz kardeşiz!

Olur artık bir çözüm!!!

Evet, Anastasiadis size güvenlik ve garantilerin ve bilimum diğer konuların, örneğin dönüşümlü başkanlığın tarihini vermeden toprak meselesini bitirmek istedi ve maksimalist davrandı...

Peki, çözüme herkesin ihtiyacı var ama çözümsüzlükten zararı olan bir tek biziz noktasından hareketle; "peki" deyip, olur da kandırılırsanız, ileride referandumda, veya ne bileyim durduk yerde iptal edemez miydiniz her şeyi?

Haaaa, yoksa, Dünya karşısında "müzakereleri bitiren taraf" olarak suçlanmaktan mı korktunuz?

Evet, Rum tarafı neydi, hah, maksimalist davranmıştı... Davrandı.

Ama Rum tarafının çözümsüzlükten kaybı yok ki!

Risk alması gereken Rum tarafı değil ki!

Şimdi nasıl bir çözüm umuyorsunuz?

Doğrusu merak ediyorum...

Bu arada, Türkiye'de cumhurbaşkanına en yakın bir kişi, "nüfus cüzdanımla gittiğim yere, şimdi Schengen Vizesi ile mi gideceğim?... Kıbrıs’ı AB’ye vereceğim sonra da Schengen vizesiyle yalvaracağım Kıbrıs’a gitmek için! Cinayettir!" demiş...

Eh! İyi ki de demiş!

Olur artık bir çözüm!

Geç öne yol göster Akıncı!

Bağrımız yanıktır, su ver Akıncı!

Bu arada dün rahatsızlanmışsınız, geçmiş olsun Sayın Akıncı!

Başlıksız yazı!

Çözüme karşı olmak, federasyon istememek, KKTC'nin yaşatılması gerektiğine inanmak hatta Türkiye'ye bağlanmayı talep etmek, siyasi tercih meselesidir. Katılmayabilirim. Katılmam. Ama bu görüşte olan insanlara saygı duyarım.

Bana en doğru gelen çözüm de çok farklıdır. Ama "çözüm" denen şeyin, karşılıklı kabul edilebilir olması gereği, federal bir çözümün en mantıklı olduğuna inanırım.

Bana da saygı duyulmasını isterim.

Kimseye kalkıp da yalan - yanlış şeyler söyleyip, kendi çıkarım doğrultusunda bazı şeylerin gerçekleşmesi için propaganda yapmam.

Bilmem anlatabildim mi?

Yani, şikayet etmekten bence vazgeçin.

Casus Hasgüler!

Profesör Mehmet Hasgüler arkadaşımdır... Gazetemizin yazarıdır... Bir siyaset bilimcidir, yazardır...

Efendim, YÖDAK Üyesi Hasgüler ile YÖDAK Başkanı Profesör Hüseyin Gökçekuş bayağı kavgalı...

YÖDAK kavgasında hiç taraf olmamak için ciddi çaba harcadım. Ve söylediğim gibi, üstelik taraf da olabilirdim çünkü Hasgüler arkadaşım...

Geçtiğimiz gün, Gökçekuş bir televizyon kanalında, Hasgüler için, "Güney'e şu kadar kez geçti, şu kadar kez orada kaldı, casustur" gibisinden bir laf etti...

Gülmekten kendimi alamadım!

KKTC'nin tarihinin en bilimsel çalışması!!!

Ne yazık ki çok rezil bir hal alan YÖDAK kavgasında, Başkan Gökçekuş'un bu bilimsel!! çıkışı komedi sınırlarını zorlar hale geldi...

Bunca zamandır, kesinlikle tarafsız davranmak için canımı yedim, hatta Hasgüler'den elli defa sitem işittim. Ancak, bu son çıkış, ne yazık ki, Gökçekuş'un pilinin bittiği anlamındadır. Komiktir ama aynı zamanda çok da acıdır... Yazık!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • hasan ali
    25.11.2016

    turkiyede yasayanlar yurt disina kacmaya calisirken turkiyeye katilmayi dusunmek cok ilginc. aslinda bu sadece uc-bes ganimetcinin ivmesiyle hareketlenen az sayidaki milliyetcinin dusuncesi. kibrista yasayan tc vatandaslari bile bunu istemez. turkiyede yasamak isteseler orda kalirlardi. zaten isteyen ertesi gun gider. aileleri, baglari orda cunku. gidecekleri bir yer mutlaka bulunur. bunu dile getirenlerin bilmedikleri bir sey var. dolayli yoldan cozume katkida buluyorlar. cunku bunu isiten rumlar cozumun gerekliligini daha cok hissediyorlar.

  • hasan ali
    25.11.2016

    turkiyede yasayanlar yurt disina kacmaya calisirken turkiyeye katilmayi dusunmek cok ilginc. aslinda bu sadece uc-bes ganimetcinin ivmesiyle hareketlenen az sayidaki milliyetcinin dusuncesi. kibrista yasayan tc vatandaslari bile bunu istemez. turkiyede yasamak isteseler orda kalirlardi. zaten isteyen ertesi gun gider. aileleri, baglari orda cunku. gidecekleri bir yer mutlaka bulunur. bunu dile getirenlerin bilmedikleri bir sey var. dolayli yoldan cozume katkida buluyorlar. cunku bunu isiten rumlar cozumun gerekliligini daha cok hissediyorlar.

  • ÖZ
    25.11.2016

    Çözümsüzlükten kim kazançlı? Bak Rolandis. Yok mu olacağız? 1963-1974 K/Türk nüfusu 126 000'den, göçlerle 81.000'e 1974-2016 K/türk nufusu 81.000'den Rumdan kimlik ve pasaport alanlara göre şimdilik 120.000'e Sallarken bile usturuplu sallamalı.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.