KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

20.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yasakçılardan çok daha fazla değilsek çözümü unutun!

Rum Yönetimi ne yaptı?

KKTC'ye gelen çocukları geri gönderdi!

Bizim hükümetin bazı elemanları ne yaptı?

Kınadı!

Haklı bir kınama mı?

Kesinlikle evet!

Rum Yönetimi'nin bu tutumu kabul edilemez...

Peki, Rum Yönetimi sizce bunu neden yaptı?

Bence misilleme amaçlıydı...

Neden?

Çünkü, Mağusa'da ayin yapmalarına izin vermedik.

Misilleme yapmak doğru mu?

Hayır...

Keşke yapmasaydılar...

Amma velakin; keşke mesela bizim Eğitim Bakanı, ayin yasağında da ayni açıklamayı yapsaydı!

Ve deseydi ki, "... KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın ayin yasaklama tutumu kabul edilemez"...

Elbette Dr. Özdemir Berova'nın böyle bir şey yapmayacağını biliyoruz da; anlatmaya çalıştığım nedir siz biliyor musunuz?

Anlatmaya çalıştığım, al birini vur ötekine!

Tencere kapak!

İki taraf da aynidir...

İki taraf da çözüm olmasını istemiyor.

Çözüm olmasını isteyenler var ama zayıf kalıyorlar...

Biz ayinleri yasaklıyoruz, onlar çocuklara bile tahammül edemiyor!

Çözüm mü demiştiniz?

Çoooook uğraşmak lazım...

Öyle 2003 - 2004'teki gibi bile değil...

Daha büyük kalabalıklar sokağa inmeli!

İndirebileceğinize inanıyor musunuz?

Sanmıyorum!

O zaman, umudu kesin!

Ya da haydi sokağa!

Yasakçılardan daha çok; hem de aşırı çok olduğumuzu gösteremezsek, işimiz zurna!

Öylesine bir yazı işte...

Kıskançlık normal midir?

Bence kıskançlık bir rahatsızlıktır...

Hem de öldürücü!

Vikipedi - özgür ansiklopedi bu konuda şunları yazıyor:

Kıskançlık bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur.

Bunun dışında başkasının sahip olduğuna kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygudur.

Türk Dil Kurumu, kıskançlık kelimesini şöyle açıklamıştır:

"Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum"...

Kıskançlık doğuştan değil, sonradan öğrenilen ve birçok insanı etkileyen, rahatsız eden bir duygudur.

Dozunda bırakıldığı sürece kıskançlık bir hastalık değil davranış bozukluğudur. Kişi bu konuda kendini kontrol edemezse bu davranış bozukluğu ileride depresyona sebebiyet verebilir. Kıskançlık özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusundan dolayı ortaya çıkmaktadır.

Kıskançlık yaşayan birisi zaman ile değersizlik, çaresizlik, öfke, mutsuzluk ve yalnızlık gibi duyguları da yaşar.

Bu davranış bozukluğu hayvanlarda da görülmektedir. Örneğin bir evde uzun süre bulunan bir kedi tüm ilgiyi kendi üzerine çektiğini hisseder. O eve ikinci bir kedi geldiğinde diğeri asabi tavırlar göstererek kıskanç olmaya başlar ve sahibini de protesto eder..."

-*-*-

Peki yok mu bu hastalığın çaresi?

Elbette her hastalıkta olduğu gibi çare "tıp"tır...

Doktora gideceksiniz...

Çekinmeden, ruh halinizi anlatacaksınız...

Eminim ki doktor size yardımcı olur...

Ama çare aramaz, bunun çok ağır bir hastalık olduğuna inanmazsanız, bir de içinizde "öldürmek" gibi rahatlıkla yapabildiğiniz bir "metot" varsa, sonuç dünkü olay!

-*-*-

Ya benimsin ya kara toprağın!

Ne gereği var ki; seni istemeyen birini sen niye istiyorsun ki!

" Seversin dünyayı doludizgin / ama o bunun farkında değildir / ayrılmak istemezsin dünyadan /
ama o senden ayrılacak / yani sen elmayı seviyorsun diye / elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık / yahut hiç sevmeseydi / Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?  diye sormuştu Nazım Hikmet bir şiirinde...

-*-*-

Nerden buldu be bu parayı da aldı o otomobili?

Ben de aynısından isterim!

Sanane nereden bulduysa buldu!

Sanane!

Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!

Veya "çal"!

Bak, O'nun karısı her gün başka bir elbise giyiyor!

Bak, falanca, eşine ne aldı?

Bak, O'nun çocukları haftada sekiz gün özel derse gidiyor!

Sanane!

-*-*-

Şükreden var mı?

Yok!

Ne güzel sağlıklısınız işte...

Çocuklar sağlıklı...

Bırakınız çocuklar gülümsesin...

Elbette eğitim çok önemli ama ezmeyin garibanları.

Zaten eğitim sistemi iğrenç!

Alçakça ve gereksizce eziyoruz kendi evlatlarımızı!

Oyun oynamayı unuttu garibanlar!

Pirili bilmiyorlar, zangalaktan anlamıyorlar, kozalağı tutmadılar...

Yuvadan serçe yavrusu toplamayan bir çocuk, çocukluğunu yaşar mı?

Yoksa, "aman Tanrım bu bir vahşet mi?"

Neyse işte...

-*-*-

Üniversitede tarih, siyaset ya da ne bileyim hukuk, sosyoloji, felsefe okuyacaksa bir çocuk; neden inatla ve ısrarla fizik, kimya, biyoloji matematik dersi alsın ki?

Toplama - çıkarma - bölme tamam mı?

Tamam!

Gerisi yalan...

Yani niye bütün derslerle ezelim çocukları?

Neden yarıştıralım arkadaşları ile?

Kaç aldı ya Hasan?

Kaç aldı ya Ayşe?

Sanane!

Sanane!

-*-*-

Ne kadar aptalca ve salakça şeylerle uğraştığımızın farkında mısınız?

Peki ne yapmak lazım?

Aslında bir miktar eskiye dönmek şart...

Daha çok toprağı ekmek gerekiyor...

Daha çok paylaşmaya geçmek lazım...

Kapitalizmin içine düştük; şehirleştikçe ve şehirlileştikçe bozulduk.

Üretmedikçe ve hep aybaşı maaş bekleyerek de adileştik - çirkinleştik.

-*-*-

Bahçesi olmayanlar için, İngiltere'deki gibi "allotment" uygulaması yaratılmalı...

Vatandaş, kendi meyve ve sebzesini üretecek bahçeye sahip değilse, belediye ya da devletten 10 metreye 10 metre veya daha büyük bahçecik kiralayabilmeli, kendi sebze ve meyvesinin bir kısmını üretebilmeli...

Stresi de yeneriz böylece...

Köy yaşamına bir miktar geri dönülebilmeli...

Kendi tavuğunu, kendi yumurtasını üretmeli insan...

Apartmana geçtik ama...

Neden apartmana geçtik?

Çünkü herkes devlet memuru oldu.

Eve kapandı.

Hayatında ağaçtan tek bir meyve koparmadan 20'li yaşlarına gelenler var artık.

Hafta sonları bazı şehirli zamane çocuklarını Yeşilırmak'ta çilek toplarken görüyorum; şaşırıyorum...

Bir elleriyle çileği koparıyorlar, öteki elde elektronik tablet ya da telefon!

Çileğe bakışları bir garip ve donuk!

-*-*-

Doğayı, toprağı yeterince koklayamıyoruz.

Paylaşmayı da tıpkı üretmek gibi çoktan bıraktık.

Maaşı bekliyoruz.

Çalışmıyoruz da.

Yarışıyoruz, yarıştırıyoruz...

 

-*-*-

Bir yandan da sağlıksız gıdalar, ilaçlı meyveler - sebzeler...

Sağlıksız sağlık sistemi.

Stres dolu yollar. Aptalca baskı dolu eğitim sistemi... Gereksiz bir yığın ders... Gereksiz bir yığın bilgi...

Dünya'nın en uzun nehri?

Türkiye'nin en yüksek dağı?

Yok ebenin damı!

Banane!

Banane en yüksek dağdan... Gerekirse öğrenirim... Gereksiz bilgiyi neden kafama sokayım ki?

Üstelik, sor google söylesin!

-*-*-

Ve üstüne üstlük; her şey üzüntü, her şey keder.

Genç yaşta ölümler...

Kin, nefret...

Kıskançlık, kıskançlık, kıskançlık...

Hep kavga!

Herkesle kavga!

Kavgayla sorun çözülüyormuş gibi!

Gülmeyen veya sahte bir şekilde gülen yüzler...

Bozulan eski aile ilişkileri...

Her Kıbrıslı ölümle, daha çok tükenişler...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.