Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

11.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yaz saati meselesi

Türkiye, “Yaz Saati Uygulaması”nın hep devam etmesine karar verdi...

İyi bir şey mi kötü bir şey mi?

Hangi açıdan baktığınıza bağlı!

Eğer gerçekten Türkiye’nin kararının Suudi Arabistan’daki namaz saatleri ile alakalı bir yanı varsa, bu kararın bizde de uygulanması “sağlıklı” değil!

Ancak Türkiye bu kararı bu nedenle aldığını açıklamış değil... Türkiye’deki resmi kaynaklar, gün ışığından daha fazla faydalanmak ve enerji tasarrufu amacıyla bu kararın alındığını duyuruyor...

Peki KKTC neden bu kararı almış?

KKTC’de kararın sebebi konusunda yapılabilecek tek yorum; “Türkiye aldığı için!”dir...

Ve bunu yapmak doğru mudur?

Yine hangi açıdan baktığınıza bağlı!

Evet, Güney Kıbrıs ile aynı coğrafyadayız ama aynı finans ya da bankacılık sistemimiz yok... Aynı seyahat kapsam alanında da değiliz...

Türkiye’den başka “ilişkimiz” olan ülke de yok... Dolayısıyla bu açıdan baktığımda, “doğru” bir kararmış gibi görüyorum.

Ayrıca, aynı gün hem Güneyde hem de Kuzeyde iki kez beş çayı içebiliriz... Yılbaşını iki kez kutlayabiliriz...

Bu saçmalıkların tümünden kurtulmanın tek yolu ve tek yordamı, KKTC’nin ya da Kuzey Kıbrıs’ın “yasal bir devlet”, “yasal bir kurucu devlet”, “yasal bir federe devlet” veya adı ne isterse olsun, “çözümü görmüş devlet” olmasıdır.

Gerisi şaka!

Gerisi maskaralık!

Bir avantaj daha var!

Güneye gittiniz!

Eşiniz veya ne bileyim partneriniz, sevgiliniz, karınız, kocanız, anneniz ya da babanız, “kaçta dönecen?” sorusunu sordu!

Ve 12.00 dediniz!

Kimse size, “bak 12.00 dediydin ama saat 01.00” diyemeyecek!

Yeminlerin en alasını yaparsınız, “vallahi billahi 12.00” dersiniz, Allah çarpmaz!

Haaa bir de Şampiyonlar Ligi maç saatleri 21.45’ten 22.45’e kayacak... 21.45 bile geçti benim için... Şimdi hiç izleme şansımız yok... Derdim de bu aslında, yoksa çözüm – mözüm ne umrumda!

***

Eğitim, 42 yıllık rezaletimizin aynasıdır

İngiltere’de Başbakan Theresa May yeni bir tartışma başlattı... Eski “Grammer School” sistemini falan yeniden getirmeye çalışmakla eleştiriliyor... May, tüm devlet okullarına (Comprehensive), öğrencileri sınavla seçerek alma hakkı (Grammer) vermeye çalışıyor.

İşte bölgecilik kaldırılacak, ayrımcılık kaldırılacak, tüm okullar daha başarılı öğrencileri alacak falan...

Bu konuda tartışmalar başladı. Herkes bazı planlar, projeler hazırlıyor.

Her iki tip okulla ilgili uzmanlar projelerini, kafalarındaki şeyleri yazıya döküyor.

Günler sürecek bir tartışma dizisi başlıyor.

Vekiller kendi bölgeleriyle ilgili açıklamalar yapıyor.

Tam olarak neyin ne olacağı ileride netleşecek. Bu arada “özel” okullar da devreye giriyor. Yeni sisteme nasıl katkıları olacağı falan konuşuluyor.

Peki bizde?

Bizde, “zenginsen zekisin” noktasını bir adım geçemedik.

Devlet okullarında grevler başladı bile.

Özel okullarda “sıkıysa greve git!”...

Eskinin nice hızlı sendikacısı, özel okullarca “emekli çalışan öğretmen”... Vergi kaçıran pozisyonda üstelik!

Bu da var bizim ülkede...

Sendikaların üyeleri arasında da çok sayıda “vergi kaçakçısı özel öğretmen” var...

Sendikacılığın en utanç pozisyonu da budur ki ayrı bir konu!

Evet, eğitim bizde ciddi kanayan bir yaradır ve her kafadan bir ses çıkarken; her kafadan çıkan ses, kendi üyesini, kendi öğretmenin hiç eleştirmiyor...

Özel ders veren her öğretmen, kesinlikle vergi kaçakçısı değil mi?

Hem devlet doktoru hem de özel klinik sahibi olan doktor da öyle değil mi?

Ama biz bu konuları oturup tartışmıyoruz.

Bir kişi çıkıyor, mesela Mehmet Ali Talat... Kafasına o anda yatan projeyi, kimseyi veya yakınlarındaki üç beş kişi dışındakileri zerre dinlemeden dilediğini yapıyor.

Eğitim sallıyor. Okulları birleştiriyor. Kolejleri kapatıyor, açıyor...

Tartışan yok... Eleştiren çok!

Sonuçta fiyasko oraya çıkıyor.

Ardından başka hükümet geliyor... O hükümet de her üç ayda bakan değiştiriyor... Her gelen hükümet, her gelen bakan yeni bir sisteme geçmeye çalışıyor.

Sonuçta, zekasına ve yeteneğine hiç bakmaksızın, herkes parayı ödeyip devlet okullarına girerken, bir kaç “kolej” de çeşitli spekülatif oyunlarla, torpilli öğrenci alabiliyor.

Tam bir keşmekeş.

Tam bir rezalet...

Eğitim eskiden de böyleydi aslında...

Torpillilerin, TMT’cilerin, UBP’ye yakın olanların çocuklarına ciddi torpil yapılıyordu, sorular önceden veriliyordu.

Sakın inkara kalkmayın... Ama her şeye rağmen, Güneydeki English School ve American Academy ile yarışan bir Maarif Koleji vardı...

Anladığımı anladınız değil mi?

Biz, her şey gibi, eğitimi de mahvettik 42 yılda ve şu anda neresindeyiz belli de değil...

Mahvolmuşluğun en önemli örneği mi?

Bence mahvolmuşluğun en ciddi örneği YÖDAK’tır!

Profesörlerin idrar yarışı!

Üniversitelerin çıkar kavgası!

Ne acı!

KKTC’de eğitim, 42 yıllık rezaletin aynasıdır.

***

Bir fıkra ve bazı hocalar!

Bugün Pazar ya... Bir fıkra da yazalım istedim... Türkiye’de Fetullah’lar, FETÖ’ler, hocalar, abiler, ablalar tartışması da var ya… Aklıma şu fıkra geldi:

Bir adam bir gün bir petshopa giriyor ve kendisine en yakın duran papağanı göstererek soruyor:
 Pardon bunun fiyatı nedir?

Satıcı, “10 bin Dolar” der...

Aralarındaki muhabbet devam eder:

- Neden bu kadar pahalı peki?
- Efendim o 300 tane kelime biliyor
Biraz uzaktaki papağanı işaret ederek,
- Peki bunun fiyatı nedir?
- 20 bin Dolar efendim...
- Peki bu neden pahalı?
- O aynı kelimeleri hem İngilizce hem Türkçe söylüyor...
Onun yanındaki papağanı göstererek;

- Bunun fiyatı nedir?
- 30 bin Dolar! Efendim bu da kelimeleri her dilde söylüyor...
Adam biraz daha bakındıktan sonra dükkanın yüksek bir yerinde asılı olan papağanı görüyor ve soruyor:
- Bunun fiyatı nedir?
- 100 bin Dolar!
- Bunun özelliği nedir?
- Valla bu pek konuşmuyor ama oradaki 3 papağan buna "hocam" diyorlar!

Not: Bence hocaları abartıyoruz da o yüzden anlattım bu fıkrayı!

***

O bir yıldız

Charlize Theron... Çok iyi bir oyuncu... Yapımcı... 41 yaşında... Güney Afrika doğumlu ve Amerikalı...

Çok fazla filmde oynadı... Sigara içmesi en kötü alışkanlığı... Oscar ödüllü... Ve çok çok güzel bir kadın... O bir gerçek yıldız...

 

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.