HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

14.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Zavallı Kıbrıslı Türkler!

Trafikteki en büyük sorunlardan biri dikkatsizlik!

Bence, "dikkatsizlik" içerisinde, ülke trafik sistemini bilmemek de var!

Neden?

Çünkü, KKTC'de araç kullanan çok sayıda "yabancı" veya şöyle diyelim; KKTC'de çok sayıda araç kullanan "farklı sisteme alışık sürücü" var!

Şu şekilde de açıklayabiliriz!

Bizdeki trafik akışı soldan!

İngiltere'de de soldan!

İngiltere'de, normal bir iş gününde trafikte seyreden "soldan trafik akışına alışık olmayan sürücü sayısı", en fazla yüzde 3 veya 5'tir!

Peki KKTC'de?

Askeri var, öğrencisi var, Türkiye'den gelen öğrenci bir yana; Irak krizi sonrası Erbil'den gelen lüks arabalara bakacak olursak, onlarca hatta yüzlerce üçüncü ülke öğrencisi de var... Afrikalı öğrenciler çok arttı.

Türkiye'den ve hatta son günlerdeki kazalara bakın, Türkmenistan'dan gelen sürücüler var.

Ehliyet mi?

Ehliyetleri kesinlikle yok... Olsa da, geçerlilik süreleri aşıldı... Çünkü, yabancı bir ülkeden gelen sürücüye ait ehliyet, en fazla bir ay geçerlidir bu ülkede. Türkiye ehliyetlerini bilmiyorum ama onların da bir süresi olmalı...

Kısacası, "dikkatsizlik" diyor ya resmi açıklamalar; bence hiç alakası yok; asıl sorun, bizdeki trafik akışı ile alakalı bilgisizliktir.

Ve tabii ki bunun temeli de denetimsizlik ve başıbozukluktur!

Sonra, ölüyor Güzelyurtlu sürücü... Üç gün sonra da peşinden gidiyor, sevgili karısı...

Ve biz sadece ağlıyoruz!

Acınacak haldeyiz ama farkında olmamak için özel çaba harcıyoruz!

Zavallıyız!

Gerçekten zavallı Kıbrıslı Türkleriz!

-*-*-

Şoförler Birliği Başkan Yardımcısı Orhan Bebek dün sabah Kıbrıs TV'deki canlı yayına bağlandı...

"En büyük suç devletindir. Ama ondan da büyük suç bizdedir yani vatandaştadır" dedi.

Katılıyorum...

Bebek'in dile getirdiği acı gerçeklerimizi şöyle özetleyebiliriz:

Kiralık araba plakalarını neden değiştiğimiz belli değil!

Değiştik!

Karmaşa yaşanıyor!

Yaya geçitleri belli değil...

Değirmenlik - Girne yolundaki tumbolar 20 santim yükseklikte... Sürücü bunlardan kaçmak isterken, karşı yönden gelene yükletiyor!

Kırmızıda geçenler çok fazla...

Bir üst geçit yapamadık; bir alt geçit yapamadık.

Yıllardır Gönyeli Çemberi sıkıntısını çözemedik...

Sabit radarda yavaşlayan, ardından gaza asılıyor...

Çift şeritli yollarda, terse giren çok kiralık araç sürücüsüne rastlıyoruz...

Ambulans yolda yer bulamıyor.

Maaalesef suç bizdedir... Banane banane banane dedik, maaş gelsin, maaş gitsin dedik. Bu hale geldik!

-*-*-

Haksız mı Orhan Bebek?

Değil!

Peki Ayten Balcı haksız mı?

O da dün televizyonda konuğumuzdu...

Telefonla bağlandı.

Anlattı...

Yaz tatillerinde portakal, limon, patates, pancar tarlalarında, bahçelerinde çalıştıklarını; şimdiki neslin ise tv ve cep telefonu esiri olduğunu kaydetti.

"İş nedir bilelim"!

Ailelerin geçmişte bunu istediğini aktardı... Öğretmenlerin nasıl vefakar ve cefakar olduklarından söz etti.

İzcilik denen olayın nasıl yerine getirildiğini örnekledi.

Haksız mıydı?

Geçmişte ne düzgün bir toplumduk değil mi?

-*-*-

Ve Orhan İbrahim aynı programa telefonla bağlandı.

Orhan amca, 1954'ten beri İngiltere'de yaşam süren biri...

Ve yıllarca trafik işleri ile de ilgilendi...

"Ehliyetsiz şoföre; sigortasız, çalışma izinsiz, muayenesiz kamyonu teslim eden şirketi" sordu...

Tazminattan bahsetti.

Cezadan, sigortadan bahsetti...

"İngiltere'de... "falan dedi...

Herkesin başkasını suçladığını ama kemer takmadığımızı, alkollü - dikkatsiz araç kullandığımızı söyledi!

Haksız mıydı?

***

Masaya dönün lütfen!

Suriye için barış görüşmeleri yapılıyormuş...

Arabulucu BM veya neyse Amerikalı diplomat, "haydi, oluyor, başarıyoruz" gibisinden laflar etmiş... Tıpkı bizim arabulucuların 42 hatta 50 senedir ettikleri gibi...

Sonra, "başlıyoruz" demiş; önce ayağa kalkıp, Suriyeli muhaliflerin elini sıkmış... İki - üç saniye sonra dönüp Suriye - Esad yönetimi temsilcilerinin tam elini sıkmak için uzanırken, bir de bakmış, adamlar ortada yok...

Esad'ın adamları, "önce bizim elimizi sıkmalıydı" demiş.

-*-*-

Çözüm istemiyorsanız, abartabileceğiniz, mazeret olarak kullanabileceğiniz çok şey var...

Mesela Kıbrıs sorununda bu mazeretlerden doludur!

Rumlara göre "KKTC diye bir devlet yok"...

İkide bir, bu konuda mazeret bulup masadan kalkabilirler...

Çok kolaydır.

KKTC yetkililerine göreyse "KKTC var"...

"Bizi eşit görmüyorsunuz" deyip, biz de masadan kalkabiliriz.

Kendi kendimize, iç sahaya da kıyamet kadar çok propaganda yapabiliriz!

Tribünlere oynayabiliriz!

Mesela Güney’de de Kuzey’de de çok sayıda gofdoroz cinsi horozumuz var; onlara "bakın ben ne kahramanım" mesajı vermek çok zor değildir!

Masayı dağıtmak çok kolaydır.

Anlaşmamak da çok kolaydır.

Ama asıl olan, önemli olan, iyi olan, başarılması gereken çözümse; bunlardan kaçmak gerekmektedir.

Şu anda, Güney’de evet çok yanlış bir şey yapıldı...

Rum lider ve en büyük iki parti bu yanlışı kabul etti.

Akıncı masaya dönmemek için, çekinmese, Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaport Dairesi'nin bize pasaport vermek için talep ettiklerini, Anastasiadis'ten isteyecek... "Sevgili Nikos, annenin kızlık bilmem nesini de getir, görelim, öyle masaya oturalım" diyecek.

KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, daha da ileri giderek, "özür dilesin" diyor!

Yani, "Geleceksin Sayın Anastasiadis, diz çökeceksin ve özür dileyip yalvaracaksın!"...

Ve "belki" başlarız müzakerelere!

-*-*-

Oysa, çözüm istiyorsanız, halka anlatmanız gereken, ne olursa olsun, "masaya dönüyoruz"un haklı gerekçeleri olmalı.

Anastasiadis anasının gızlık soyadını getirsin; bakalım inceleyelim, bir de diz çöküp özür dilesin, görelim, belki masaya döneriz!

Ve biz, çözümden yanayız!

E değiliz!

Çözüm için seçildiniz!

Masaya dönün!

İkiniz de efendim, ikiniz de!

Lütfen!

***

Laurel ve Hardy'den!

Hardy: Sen bana bir amcan olduğunu söylememiş miydin Stanley?

Laurel: Söylemiştim Oliver! Evet bir amcam vardı! Neden?

Hardy: Hayatta mı?

Laurel: Hayır, bir tuzaklı kapıdan düştü ve boynunu kırdı!

Hardy: İnşaat ustası mıydı Stanley? Ev mi inşa ediyordu?

Laurel: Hayır Oliver! O'nu astılar!

***

Bektaşinin duası

Bektaşi yoksulluktan bıkmış, ellerini açıp dua etmiş:

“Allah’ım, şu canımı al da kurtar beni bu sefil dünyadan.”

O sırada yanından geçtiği binanın duvarları yıkılmış. Bektaşi canını zor kurtarmış, ellerini havaya kaldırmış:

“Allah’ım kırk yıldan beri 'bana biraz dünyalık ver' diye sana dua ettim, beni dinlemedin. Şimdi hemen Azrail'i mi gönderdin?”

***

Çok güzel bir kadın

Kanadalı model Soraya Azzabi... Son dönemlerin yıldızı parlayan modellerinden... Geçtiğimiz günlerde Kanada Ekran Ödülleri gecesinde Toronto kentinde objektiflere takıldı... İyi ki de takılmış... Çok güzel bir kadın...

Fotoğraf: REUTERS/Mark Blinch

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.