Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

09.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Zerre ve rantın öyküsüdür!

Çözüm olmazsa ne olur?

Çözüm olmazsa, en kötü ihtimalle "mevcut düzen" devam eder!

Mevcut düzenden, yani statükodan "mutlu" olan yok mu?

Elbette vardır!

Hem de çok!

KKTC'deki, her türlü adaletsizlikten nemalananlar mutlu değil mi?

Çok mutludur!

Vergi adaletsizliğinin yaradığı yüzlerce insanımız vardır... Kazandığının veya mal varlığının "zerresini" vergi olarak ödemez...

Zerre nedir?

"Zerre", "en küçük parçacıktır"...

Neyse, mesele sadece "vergi adaleti" ile alakalı değildir...

Her türlü adaletsizlik, uluslararası denetimin ve baskının uzağındadır hatta dışındadır; bu nedenle çok ciddi mutluluk yaşayanlar vardır...

En basitiyle "kendine ait olmadığını bildiği halde, bir evi, toprağı, mülkü, oteli, araziyi, dükkanı, restoranı hatta plajı 42 yılı aşkın süredir kullananlar..."

Kullanmak derken; bu gayrımenkulden "rant" elde edenler!

Peki rant nedir?

"... Bir malın, mülkün ya da paranın, belirli bir süre sonunda, hiç emek verilmeden sağladığı gelir"...

30 sene devlet memurluğu yapan; bir siyasi partiye yakınlığı nedeniyle, iki evladını hatta üç evladını da aynı

şekilde devlete yerleştiren, zaman zaman "müşavir" olup, ardından yine "üst düzey" bayrak sallayıcısı endamıyla yeniden müsteşar ya da genel müdür sıfatı alıp; emekli ikramiyesi milyonlarla, emekli maaşı da iki rakamlı binlerle ifade edilenler... Bunlar da "happy"... Hatta, bunlar arasında bir parti tarafından Cenevre'ye götürülen bile var!

Bakın, mesele, elalemin zerre vermeyip, rant elde etmesi değildir.

Bakın, mesele paramızın çalınması meselesi değildir.

Mesele, çözüme ve çözümün en azından "adalet" demek olacağına, "sağlam hukuk düzeni" anlamını yaşama geçireceğine inananların "enayi" yerine konmasıdır!

Nasıl mı?

Bu, yukarıda saydığım insanların tamamı; Türkiye'deki her iktidara çok yakın durup, buradaki statükoyu o şekilde sağlamlaştırmaya çalışan, ne yazık ki "sahtekârlar" dır.

Hayatlarında camiye gitmemiştirler... Aralarında mesela değil Fatiha Suresi'ni ezbere bilmek; besmele çekemeyenler vardır ama Türkiye'deki iktidara yakın durmak adına, günde 25 vakit namazdaymış gibi yaparlar!

Neden?

Statüko devam etsin, düzen değişmesin diye!

Öylelerini bilirim ki; yıllarca "Kemalist Militarist Siyaset"ten nemalandılar...

Ülkeye gelen her general, her albay, her onbaşı ahbaplarıydı!

Ne zaman ki Türkiye'de "Kemalist Militarist Siyaset", askeri binalara çekildi; o siyasetin "tu kaka" ilan ettiği, dışladığı hatta yasakladığı şimdiki siyaset, bizim statükocuların "baştacı" oluverdi!

Mesele budur!

Yoksa "ben Anavatan'a bağlanmak istiyorum" diyen dürüst bir kişi, sıkıntı değildir ki!

Doğru veya yanlış, o kişinin bir tuttuğu yol vardır.

Ancak statükocuların o yolu yoktur!

Mesela, son üç - dört yıldır, KKTC'de, Kemalizm'le alakalı "nutuk" sallayan tek bir yetkiliye rastladınız mı?

İşte mesele budur!

Aman kurulu düzenim değişmesin; aman beni kimse sıkıntıya sokmasın, gelen paşam, giden ağam, salla külahı yeylim her şeyi!

E işte budur mesele!

Bundan dolayı, son derece tutarsız, disiplinsiz, laçka bir sistem kurulmuştur...

Yani, isim vermek gibi olmasın ama 2004 yılındaki referandumda, Recep Tayyip Erdoğan'a, "Annan Planı'ne evet" dediği için ana avrat girip de, şu anda hem UBP hem DP saflarında parti meclisleri, MYK' lar seviyesinde yer tutan; hatta Cenevre'ye gidenler yok mu?

Budur mesele!

Çok kısa söyleyeyim; bunlar, çözüm olmasın yeter ki, Atatürkçülüğü dahi satmıştır!

Anlatmaya çalıştığım budur!

Zerre, rant!

Yani zerre vergi vermiyorlar, zerre siyasi duruşları yoktur, zerre kadar da toplum umurlarında değildir... Onları ilgilendiren tek şey, "... kendilerine ait olmadığını bildikleri halde, bir evi, toprağı, mülkü, oteli, araziyi, dükkanı, restoranı hatta plajı ve hatta ve hatta çok yüksek maaşları, ikramiyeleri, başka başka gelirleri 42 yılı aşkın süredir kullanıyor olmalarıdır... "

Yani "Rant"tır.

Meselemiz, zerre ve ranttır...

Onlar, olası bir çözümsüzlükten Türk tarafının sorumlu tutulmasından bile sıkıntı duymazlar!

Hatta onlar, Türkiye mahvolsa bile zerre umurları olmaz!

Onların tek derdi, yasadışı ranttır!

Kızıma da bir ev yapayım. 40 odalı. Dörtte üçü rüşvet... Oğluma da...

Gelinime de damadıma da iş!

Peki, çözüm olmazsa ne olacak?

E tekrar ettirmeyin beni; düzen devam edecek.

Ancak şu unutulmamalı, disiplin tamamen kopacak.

Sivil itaatsizlikleri göçler, göçleri, yok oluşlar.

Yok oluşları daha çok hırsızlık, daha çok cinayet, daha çok uyuşturucu, daha çok kumar, daha çok kadın ticareti, daha çok kuralsızlık, daha çok adaletsizlik izleyecek...

Peki nedir bunun tek kelime ile adı?

Adını siz koyun!

Çözüm olmadı mı?

Çok ciddiyim; çok iddialıyım...

Zerre umurunuzda değil biliyorum; tatile bile gelmeyeceğim bu ülkeye...

Ama unutmayın; benim ve benim gibi düşünenlerin de zerre umurunda olmayacak!

Ortak; yani bize ait neyimiz kaldı?

Ortadoğu uzmanı Doç Dr. Nur Köprülü, geçtiğimiz cuma günü Kıbrıs Tv'de konuğumdu...

En çok merak ettiğim soruyu sordum...

"... Neden Arap Baharı? Neden, bölgedeki tüm devletler (Müslümanlar) ya iç savaş yaşıyor, ya sorunlu, ya demokrasisiz, ya kendi içinde savaşta? İsrail neden öyle değil? Üstelik, İsrail, kendi içinde inanılmaz farklı siyasi - dini - etnik gruplar da barındırıyor..."

Köprülü çok rahat yanıtladı:

"... İsrail'in, İsraillilerin ortak derdi var!"...

Ortak dert!

Ortak sıkıntı!

Ortak üzüntü!

Ortak sevinç!

Aslında ulusları, toplumları, ülkeleri, halkları, köyleri, aileleri veya ne bileyim bölgeleri bir araya toplayan, ortak bir "şey" olmasıdır...

Mesela bir cenaze; Allah göstermesin, aileyi toparlar mı?

Toparlar...

Bir küçük ya da büyük felaket, mesela deprem, sel, büyük yangın; bir köyü, kasabayı, bölgeyi, komşuları toparlar mı?

Toparlar!

İsrail'in de ortak derdi, Filistin!

Kıbrıslı Rumların da ortak derdi, "Türkiye"... Mesela yani...

Kuzeyde bıraktıkları toprakları...

Kuzeydeki evlerine dönme hırs ve arzuları...

Kıbrıslı Rumların ortak sevinci mi?

En basitiyle ulusal spor takımları...

Olimpiyat Oyunları'nda dalgalanan bayrakları, yarışan sporcuları...

Türkiye'de bile dalgalanan bayrakları...

Eurovision Şarkı Yarışması!

O bile, Rumları toparlar...

Kıbrıslı Türkler mi?

Kıbrıslı Türklerin ortak sevinci yok!

Ulusal sevinç yok!

Ulusal üzüntü sıfır!

Türkiye'nin takımları "çok seyrek de olsa" kazanır, "e bravo, sevindik, üç beş kişi şakalaşır, Fener - Galatasaray şakası yapılır falan..."

Türkiye'de bomba patlar, deprem olur... Elbette üzülürüz... Ama göstermelik bir kaç mesaj ötesine geçilmez.

Sevinecek bir kimliğimiz yok.

Üzülecek bir kimliğimiz de yok.

Varsa bile "eğreti"...

Yani "kedi nankör", tilki "kurnaz" ve köpek "sadık"tır... Peki Kıbrıslı Türkler?

Yok!

Ortak hiç bir şeyimiz kalmadı...

Çözüm mü?

Ortak tehdit yok!

Ortak mutluluk yok!

Ortak üzüntü yok!

Ortak inanç yok!

Ortak hiç bir şeyimiz kalmadı!

Bir tek "içiyoruz"! O da işe yaramıyor, öldürüyor!

Eveeeeet, mesele oraya gelecek tabii ki; çözüm olmazsa, biz de kalmayacağız!

Kimliği olmayan, kültürü tüketilen toplum; yok olur...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.