Cyprus Today sol
  • 23 Ocak 2018, Salı 9:18
SerkanSOYALAN

Serkan SOYALAN

Ingmar Bergman

Okuduklarımdan…

İsveç televizyonu için yazar Jörn Donner’in hazırladığı belgesel, Hayat ve İş, 80. Yaşında yönetmenin kendi kendisini sorguladığı büyük bir monoloğa dönüşmüş. Bergman: Uğultulu tepe. Dilimize de çevrilen (Alfa yayınları) sancı dolu özyaşamöyküsü “Büyülü Fener” e parantezler açan, uzantılar getiren bir tanıklık: Nasıl olmuş da yaşamayı, üretmeyi sürdürme başarısını göstermiş? Susmasına, çıldırmasına, ölmesine yol açabilecek onca iç depremden sonra.

Bergman’ın “hayatı ve işi”, baştan uca bir imam bunalımına dayanıyor. İçinde yaşadığı topluma “tahammül” edemiyor, ama ondan büsbütün kopamıyor. İsveç’in en ucuna gitmiş, Farö adasında, gene de belli belirsiz bir temasa gereksinmesi var. Kadınlarla kronik bir cehennem atmosferini paylaşıyor, ama pek çok evlilik ve ilişki gösteriyor ki varoluşunun motoru onlar. Son eşi Ingrid’in ölümünden bu yana, yapayalnız yaşadığı evinde yüksek sesle onunla konuşuyor. İnançla imanla ilişkisi de böyle işte. Din adamının oğlu, 80 yılını Kilise’yle didişerek geçirmiş hâlâ orada tutunacak bir sürgün dalı arıyor.

Etkileyici yanlarından biri: Yorgun düşmemiş. Daha da etkileyici yanı: Ona göz kamaştırıcı bir ayna tutan, yıllar yılı hırpalandıktan sonra onda yüzyılın büyük sanatçılarından birini okumayı kabullenen dünyaya tutsak düşmesi: Geri çekilmiş, dilediği zaman gelip yüzüne bir Lama gibi tükürüyor.

Genel onay görmüş bütün ustalar gibi, durumu aşmayı öğrenmiş: Bir işçi olarak görüyor kendini, işinin zanaat olduğunu söylüyor, ikidebir vurguluyor: “Ben, tüketim ürünleri ortaya koydum.” Küçümsüyor mu, hayır: Seyircim olduğu sürece varım. Dile getirmiyor ama belli ki inanıyor: Her zaman seyircisi olacak işler yaptım.

Son filmi,  Gürültü Çıkar ve Budalaymış Gibi Davran, Bergman metafiziğinin atom çekirdeğinde toplanmış hali. Bir vasiyetname değil film, bir antoloji mantığı da içermiyor tam, gene de yönetmenin dünyasının ana kesitini veriyor: Akıl hastanesinde başlıyor (Bregman sormuş, tedavisini üstlenen ünlü ruhçözümcüye: “Kimseyi iyileştirdiğiniz oldu mu?”), bir intihar sahnesiyle bitiyor. Arada: Sinema, Tiyatro, Seyirci, Aşk, Cinsellik, utku ve Bozgun, Ölüm ve Ölüm. İki kıpkısa rolde kendini gösteren iki ana kahramandan biri: Renkli filmin içinde simsiyah (yani: Siyah, beyaz, gri) gezinen bir Shakespeare figürü: Ölümü çağıran, fısıldayan soytarı. Öbürü: Tıpkı Hitchock gibi, akıl hastanesi sahnesinde bir görünüp yiten, koridorda ayakta dikilmiş Ingmar Bergman. Varoluşunun bütün sıkıntısını çekirdeğine toplamış, oradan 120 dakikalık bir filme daha varmış.

Bir televizyon kanalımız, geçenlerde, Hitchock’un İp adlı efsanevi filmini sundu. Hiç makas kullanılmamış filmde, kameranın düğmesine basılmış ve baştan uca, kesmeksizin anlatıyı götürmüş Hitchock. ( Tabii, bizim televizyonumuzun “Reklamlar”ını hesaba katmamış). Bergman’ın son projesi de bunu andırıyor. Tek bir plan kullanacakmış, yakın plan bir kadın yüzü gelecekmiş ekrana, bütün film orada geçecekmiş.

İnsan yüzü, bütün filmlerinde ana rolü üstlenmişti. En derin, karmaşık, fırtınalı olayların cereyan ettiği yer değil midir yüz? Savaşlar, düğünler, yas ve esrime yüzün yüzünde yazmaz, okunmaz mı?

Çekildiği, nicedir insanlardan uzak durduğu adasında, Bergman’ın görebildiği tek yüz aynada beliriyor olsa gerektir. Yaralı, bitkin, birikmiş bir Nergiz. Bir de şüphesiz, belleğine dolmuş, iç takviminde yer etmiş, artık geçmişteki hallerinden uzaklaşmış sayısız yüz vardır.

Bergman’ın fenerinin büyüsü, hangi yüzü seçerse seçsin, orada kendi yüzümüzü, hayatımızın yüzlerini bize anımsatacak bir gramer yaratmasından geliyor.

(KURŞUNKALEM PORTRELER / ENİS BATUR, Sel Yayıncılık, 2000, s.14-16)

***

Objektifimden…

Sokak… (Ocak 2018, Lefkoşa)

***

Bir Şiir…

KIYAMET

“Elyazını yaktım, dürüsttü ve aşınmamış

Sevgi sözcüklerini yaktım, hoyrattır onlar

Sıcaklığı saklı akarsuyu anlamazlar

Sorular, kurutur incitir sorarlar

Elyazını yaktım

Adresini yaktım

Yakmak gibiydi biraz da dünyayı herşeyi

Bastığımız düşümüzde gördüğümüz

Özlediğimiz yaklaştığımız

Hayatım özlemdi ansımaydı düştü

Yaktım adresini şimdi özlem oldu hayatım

Resimleri yaktım birini saklasam dedim

En çok onu yaktım onu yaktım

Kış göğünü yaktım, bir kavak büyüttüm balkonumdan

Akşam desem değil, yangın desem değil

Dışarda apansız bir kıyameti yaktım

Sevgidir kendimi bildiğim, onunla başladım

Elyazın mı, adresin mi, resimlerin mi

Sen mi ömrün mü

Çıkardım onları şimdi sakladığım yerden

Kıyameti göğü kışı akşam sözlerini

Sevgiyi yaktım”

(Gülten AKIN)

***

Bir Söz…

“Fikir, sanat, eğitim, sanayi, tarım, adalet. Her konuda müthiş bir sefalet içindeyiz. Elimizde duble yollar, AVM'ler ve lüks rezidanslardan başka bir şey kalmadı.”

(İlber ORTAYLI)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek