HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Türem Delikurt  TUNÇALP

Türem Delikurt TUNÇALP

27.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Tarihteki lekeler

Bugün bilimin farklı dallarında yapılan tüm araştırmaların ve çalışmaların tabii ki insanlığın iyiliği için yapıldığını düşünür ve ümit ederiz. Ancak bazen ‘iyilik’ adına başlayan bazı çalışmalar, ne üzücüdür ki bir süre sonra hedefinden şaşabiliyor ve insanlık için iyilikten çok zarara neden olabiliyor.

Genetik biliminin tarihinde ne yazık ki bu zararlara örnekler de vardır. Akla ilk gelen örnek, 2’nci Dünya Savaşı’nda ‘mükemmel ırk’ düşüyle Ari ırkı oluşturmak için milyonlarca insanı katleden Adolf Hitler ve Nazi rejimidir. Nazi rejimi bu hedef uğruna, kendi ‘ırkı’ olmayan farklı dinden olan, farklı dil konuşan, farklı fiziksel özellikleri ve cinsel tercihleri olan, en kötüsü de engelli veya hasta olan milyonlarca insanı katletti. Bu örnek sadece genetik tarihinde değil insanlık tarihinde de ‘kara yıllar’ olarak geçen korkunç bir dönemdi.

‘Mükemmel ırk’ uğruna yapılanlar, Hitler’in adının tarihte ‘öjenizm (öjenik/eugenics)’ kavramıyla eş yazılmasına neden olmuştur. Peki, öjenizm nedir? Temelde aslında iyi bir niyet veya hedef güder gibi görünen öjenizm, bir toplumun seviyesini yükseltmek için ‘seçici üremeyi’ teşvik ederek o toplumdaki ‘güçlü’ bireylerin çoğalmasını, “zayıf” bireylerin ise azalmasını (hatta durdurulmasını) savunmaktadır. Öjeniks düşüncesi ikinci dünya savaşından önce doğmuştur. ‘Öjeniks’ adını, 1883 yılında, İngiliz bilim adamı Sir Francis Galton tarafından kazanır. Galton, toplumda başarılı ve önemli kişilerin hayatını takip ederek, 1869 yılında, ‘Irsî Deha’ adında bir kitap yazar. Bu takibin sonucunda, gözlemlerine dayanarak, bu kişilerin kendileri gibi başarılı ve yetenekli çocukları olabileceği düşüncesine ulaşır. Bu düşünceden yola çıkarak da ‘seçici üreme’ ile insanoğlunun başarılı ve yetenekli bireylerden oluşan bir toplum yaratabileceği ‘sonucuna’ varır. Galton’a göre, toplumda ‘ırk’a bağlı olarak bir hiyerarşi vardı: ‘güçlü ırkların’ yeri ilk sırada ve ‘zayıf ırkların’ ise en alttadır. Bu hiyerarşiye göre ‘ırk’, kişinin toplumdaki yerini belirleyen bir özelliktir ve bazı ırklar doğuştan yetenekli ve güçlüdür. Onların toplumda çoğalması, o toplumun gelişmesi açısından çok önemlidir. Galton bu dönem içerisinde kendi çapında ‘saf’ ırk fikrini yaymaya çalışırsa da dünyayı bu fikirle tanıştıran Adolf Hitler olur.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Almanya, hem ekonomik açıdan hem de toplumsal açıdan çöküntü içindedir.  Dönemin hükümeti, ülkeyi toparlamak için, Amerika’da da popüler olmaya başlayan öjenik teorileri uygulamaya başlar. İlk olarak, doğuştan engelli olan veya genetik hastalıkları olan kişiler ve ebeveynleri yasa gereği kısırlaştırılır. Amaç bu kişilerin toplum üzerinde yarattığı ekonomik ve psikolojik ‘ağırlığı’ kaldırmaktır. Böylelikle ‘ırksal hijyen’ fikri doğar. Nazi rejimi ve doktorları ‘seçici üreme’ yi teşvik etmeye başlar. İkinci dünya savaşından 6 yıl önce, zihinsel veya fiziksel özürlü 400,000 kişi kısırlaştırılır.

1930’lı yılların sonunda, genetik hastalığı olan veya engelli olan bireyler toplumda gereksiz ‘asalak’ bireyler olarak sınıflandırılır ve milyonlarca insanı katledecek olan ‘ölüm kamplarının’ altyapısı oluşmaya başlar. Hitler’in saf ırk hayali, Alman doktorların ‘ırk hijyeni’ fikrini bir bilim olarak kabul etmesiyle hızlanır. Nazi kamplarında, bilim adına etik olmayan tüyler ürpertici tıbbi deneyler yapılır. Genetik deneyler adı altında ikizler, hamile kadınlar ve yeni doğmuş bebekler üzerinde insanlık dışı ilk deneyler uygulanır.

Bugün bilimin her dalında olduğu gibi, genetik alanında yapılan tüm çalışmaların ve araştırmaların her aşamasında toplum ve bireyler üzerinde yaratacağı etkiler tartışılıyor. Irkçılığın körüklenmemesi için, toplumda engelli veya özel ihtiyaçları olan bireylerin yaşam ve yasal haklarını kaybetmemelerinin yanı sıra toplumsal birlik ve bütünlüğü kaybetmemek için de etik ve yasal kurallar oluşturulmaktadır. Genetik teknolojisinin gelişmesiyle çoğu genetik hastalık artık hamilelik sırasında, doğum/hamilelik öncesinde, etik olduğu sürece, taranabilmektedir. Ancak bu öjenizm düşüncesiyle karıştırılmamalıdır. Bugün, genetik danışmanlık gibi sağlık hizmetleri, bireylere genetik hastalıklar konusunda tüm seçeneklerini anlatarak kendileri için en doğru kararları vermelerine destek olmak amacıyla doğmuştur. Hedef, bireyler adına kararlar vermek değil onlara karar verme aşamasında destek olmaktır. Geçmişten ders almak bir sorumluluktur!

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.