HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Uzm. Mine  ÇAĞLAR

Uzm. Mine ÇAĞLAR

19.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çocukluk çağı kanserlerinde, tedavi yöntemleri...

Kanser tedavisinde bölgesel ve sistemik tedavi olmak üzere iki tür tedavi şekli vardır. Bölgesel tedavi, tümör dokusuna direk uygulanan tedavi yöntemidir. Tümör kitlesine karşı uygulanan cerrahi ve radyoterapi yöntemleri direk uygulanan bölgesel tedavilerdir. Kemoterapi ise ilaç tedavisi olması sebebi ile sistemik bir tedavi yöntemidir.

İlaç tedavisi (kemoterapi) yönteminde damar yolu ile verilen ilaç, tüm vücuda yayılabilmekte, tümör dokusuna, yerleşik olduğu bölgede, vücuda yayılmış olması muhtemel bölgelerde ve kanda gezici olan tümör hücrelerine, ayni zamanda metastatik (uzak dokulara dağılmış) hastalığa karşı etkili olabilmektedir.

Aşırı bölünme ve kontrolsüz çoğalma yetenekleri, kanser hücrelerinin en önemli özelliklerindendir. İlaç tedavisi (kemoterapi), kanser hücrelerinin bu karakteristik özellikleri hedef alarak etkisini göstermektedir.

İlaç tedavileri (kemoterapi), bölünen hücrelerin üreme fazları sırasında üreme işlevlerine dışarıdan dâhil olarak zarar verirler. Kanser hastalığının büyümesini ve ilerlemesini bu görev ile durdururlar. Ne yazık ki vücuttaki diğer üreyen sağlıklı hücreleri ayırt edemezler ve onlara da istenmeyen etkileri ile zarar verirler. Kanser hücresinde olduğu gibi üreme potansiyelleri yüksek olan kemik iliği hücreleri, ağız mukozası, üreme organı hücreleri, saç yapısı, sindirim sistemi iç döşeyici yüzey hücreleri de devamlı üreyen ve değişen hücrelerdir. Kanserli hücreye etki etme amacı ile kullanımları olan bu ilaçlar (kemoterapi ilaçları) ne yazık ki diğer üreme zorunluluğu olan vücut hücrelerine istenmeyen yönde etki ederler. Kemik iliği hücrelerini olumsuz yönde etkileyerek vücut kan hücrelerinin normal seviyelerini düşürürler. Dolayısıyla, hastaların savunma sistemi zarar görür. Bu sebeple ateşli hastalıklara açık hale gelirler. Antibiyotiklerle tedavi edilmeleri mümkün olmayan viral hastalıkların yanı sıra mikrobik hastalıklar da kanser hastasında çok büyük sorunlar yaratarak, ölüme sebebiyet verebilirler... Bu nedenden dolayı, kemik iliğindeki bu istenmeyen yan tesirler sebebi ile hastaların maske takmaları kanser hastalığının bulaştırıcı olduğundan dolayı değil, onlara dıştan hastalık bulaşmasını engellemek maksadı ile istenir.

Kemoterapinin kemik iliği üzerine yaptığı istenmeyen etkilerinin yanında saç dokusuna da yan tesir yapmak sureti ile saç dökülmelerine sebebiyet verirler. Tüm bu istenmeyen etkiler geçici olduklarından dolayı kemoterapi bitiminde saçlar daha gür olarak geri gelirler.

Ağız ve sindirim organlarındaki istenmeyen etkiler ise hastanın ağız yaraları ile sıkıntı yaşamasına sebep olurlar. Ağız yaraları dışında ishal, kabızlık atakları ve en ciddi problemlerden birisi olan kanlı ishallerin gelişmesine de neden olabilirler.

Kemoterapi uygulamak ne kadar önemli ise de, önemli olan tecrübeli ve bilgili ekiplerin hastayı istenmeyen yan tesirlerden koruyabilmeleri ve hayati tehlikeleri savuşturabilmeleridir.

Kemoterapinin istenmeyen yan etkileri yanında, ispatlanan hastalıklarda oluşturulacak ve seçilecek kemoterapi protokollerinin uygunluğunun da hayati önemi büyüktür.

Vücudumuzdaki tek bir hücrenin sınırsız ve kontrolsüz üremesi ile oluşan kanser hastalığının tedavisinde cerrahi müdahale, kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) yöntemleri kullanılmaktadır. Kemoterapi sistemik, bir diğer anlamı ile genel etki ile tüm vücuttaki kanserli hücreleri hedef alırken, radyoterapi ve cerrahi yöntemleri ise bölgesel tedavi yöntemleridir.

Radyoterapi (ışın tedavisi), radyoaktif ışınlar kullanılarak yapılan kanser tedavisi anlamına gelmektedir. Radyoterapi, kanserli dokuya tedavi amacıyla yüksek enerjili ışın uygulanmasıdır. Işın tedavisi kanserli dokuda aşırı üreyen hücrelere etki ederek tedavi olanağı sağlamaktadır.

Radyoterapi yalnızca kötü huylu tümörlere değil bazen iyi huylu tümörlere de uygulanabilir. Işın tedavisinde temel amaç kanserli hücrelerin büyümesini üremesini engellemek ve normal dokulara yayılmasını önlemektir. Radyoterapi ağrı vermeyen bir işlemdir ancak her bir seans süresince tamamen hareketsiz durulması gereklidir. Yaygın inancın aksine kişi çevresindeki insanlara ışın yaymaz. Tedavi süresince normal hayatını sürdürebilir. Başa ya da omuz bölgesine radyasyon uygulanmadıkça çoğu hastada sadece ışın tedavisinin etkisi ile saç dökülmesi beklenmez.

Radyoterapi tek başına, ameliyat öncesi, sonrası ya da kemoterapi beraberliğinde uygulanabilir. Radyoaktif ışınlar, tedavi edilen bölgedeki kanser hücrelerini ortadan kaldırarak etkilerini gösterirler. Radyoterapinin etkisi, kanser hücrelerinin öldürülmesi ya da bölünmelerinin kalıcı olarak engellenmesi şeklinde olabilir. Bu etkilerin sonucunda kanser dokusu ortadan kalkar ya da çevre dokulara yayılması engellenir.

100 yıl önce radyoaktif ışınların keşfinden bu yana radyasyon, tıpta tanı ve tedavi amacıyla, gün geçtikçe yaygınlaşarak kullanıldığı bir gerçektir. Her tedavide olduğu gibi ışın tedavisinin de kendine has yan etkileri olabilmektedir. Radyoaktif ışının normal dokularda kanserojen etki gösterebildiği bilinmektedir. Radyoterapi konusunda yaşanan en büyük endişe de budur. Radyasyonun sağlam dokulara zarar vermemesi için yeni teknolojilerle sağlam dokuların korunması sağlanmaktadır. Bu yüksek teknolojik imkânlar ile mümkündür. Teknik yetersizlik veya çağdaş olmayan teknolojik alt yapı ile radyoterapi verilmeye çalışılması neticesinde hastalara büyük zarar verileceği muhakkaktır. Tecrübeli ve titiz çalışan uzman bir ekip ile teknik donanımı çağdaş ve yeterli bir düzeyde olan radyoterapi merkezlerinin ancak ışın tedavisi vermesi uygundur.

Hastalık türüne göre değişmekle birlikte, ışın tedavisi genellikle birkaç hafta süresince ve haftada 5 gün verilmektedir. Radyoterapinin yan etkileri ise - uygulandığı organ ve dokulara göre değişmekle birlikte - en sık iştahsızlık, kusma ve bulantı gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Radyoterapi sırasında görülen yan etkilerin çoğu tedavi bitiminden kısa bir süre sonra tamamen kaybolmakta ya da çok azalmaktadır. Ancak yine de yan etkilerin hafiflemesini sağlamak ve tedavinin başarısını artırmak için tedavi sürecinde ve sonrasında kişinin sağlığına özel bir önem göstermek gerekmektedir.

Kanser tedavisinde bir diğer önemli yöntem ise kemik iliği nakli yöntemidir. Bu yöntem, bir yüksek doz kemoterapi yöntemidir. Çocukluk çağı kanserlerinde esas olan ilaçla tedavidir. Yani, kemoterapi ile tedavi yöntemidir. Işın tedavisi yöntemi ve cerrahi tedavi yöntemleri seçili vakalarda sadece gerekli durumlarda tercih edilen tedavi yöntemleridir. Ancak, tedaviye cevap alınamayan vakalarda ve bazı özel durumlarda kemik iliği nakli uygulanması gündeme gelebilir.

Aşırı ve kontrolsüz üreme olarak da isimlendirebileceğimiz kanser hastalığının tedavisinde en sıklıkla kullanılan tedavi yönteminin kemoterapi yönteminin olduğu bilinmektedir. Kullanılan kemoterapi ilaçlarının etkilerinin üreyen hücreler üzerine olduğunu ve vücuttaki diğer bölünme hızları yüksek olan hücrelere örneğin kemik iliği hücrelerine de istenmeyen etkiler ile zarar verdiğini paylaşmıştık.

Kemik iliği naklindeki asıl amaç kemik iliğindeki normal elemanları kurtarma hareketi olduğunu belirtmek isterim. Yani, kanser tanısı almış hastada kemik iliği nakli yapılarak kanserli dokunun dışarı alınması hedeflenmiyor. Amaç, yüksek doz kemoterapi verilmesi sırasında oluşması beklenen kemik iliği normal hücrelerinin göreceği istenmeyen etkilerin giderilmesi ve geriye dönüş imkanı olmayacak noktadan sonra kemik iliğinin dışarıdan verilmek sureti ile hastanın hayatta tutulmasıdır.

Kemik iliği naklinde temel prensip, kan hücrelerinin yapımını sağlayan ana-kök hücrelerin, sağlam bireylerden (verici-donör) veya hastanın kendisinden alınarak nakil sırasında kullanılmasıdır. Böylece normal kan yapımı sağlanmış olurken dirençli hastalık için kullanılan yüksek doz kemoterapinin yan tesirlerinden korunmuş olunmaktadır.

Günümüzde dört tür kemik iliği nakli imkânı mevcut olup bunlar sırasıyla;

1- Doku grupları (HLA) uygun kardeşlerden veya nadiren ailenin diğer bireylerinden alınan kök hücreler ile yapılan kemik iliği nakli (RELATRED ALLOJENİK).

2- Doku grupları (HLA) uygun ama akraba olmayan vericilerden yapılan kemik iliği nakil yöntemi (Kemik İliği Doku Bilgi Bankası aracılığıyla yapılan UNRELATED ALLOJENİK).

3- Hastanın kendi kemik iliğinin dondurularak saklanması ve gerektiğinde verilmesi yönteminin kullanılması (OTOLOG NAKİL).

4- Göbek Kordonu Kanı: Bankadan veya yeni doğan kardeşin kök hücrelerden zengin plasentasından (eş) toplanan kanın kullanılması yöntemi.

Kemik iliği nasıl alınır? Yöntem nedir?

Geçmiş dönemlerde sıklıkla tercih edilen vericinin kemik iliği kök hücrelerinin ameliyathane koşullarında uyutularak toplanması yöntemiydi. Özel iğneler kullanılarak kemik içine girilerek hücreler enjektörlere çekilirdi.

1. Kök hücre yönteminde ise amaç kemik iliği kök hücrelerinin yapılan uyarı tedavisi ile kemik iliği dokusundan ayırmak kan dolaşımına çıkartmak temeline dayanır. Sonrasında kök hücrelerin kan alınıyormuş gibi basit yöntemler ile vericiden alınmasıdır. Bu yöntemde vericinin anestezi almasına gerek olmadığı gibi vericiye uygulanan uyarıyı sağlayan ilaçların da hiçbir zararı yoktur. Bu verilen ilaçlar çok ender de olsa spor yaptıktan sonra ortaya çıkan kemik ağrısı gibi tutukluk ağrıları yapabilir ama bunun rahatsız edecek bir boyutta olmadığını ağrı kesici bile kullanma ihtiyacı hissedilmediğini, keza vericiye bir sağlık sorunu yaratmadığının altını çizmek isterim.

Çocukluk yaş grubu kanserlerinde en sıklıkla görülen ve kemik iliğinin kendi kanseri olarak da bilinen lösemilerde kemik iliği nakli, bir başka kişiden alınan kemik iliği hücreleri ile yapılmasıdır. Kendi kemik iliği hücrelerinin hastalıklı hücreler ile tutulu olması sebebi ile çok hayati bir durum olmadığı sürece uyumlu olan akraba birisinden kemik iliği nakli yapılması istenir. Eğer uyumlu akraba birisi yoksa uyumlu akraba olmayan birisinde verici olabilmektedir. Az uyumlu akrabadan yapılan nakiller ise tüm aramalara rağmen uyumlu bir verici bulunamadığı zaman tercih edilebilecek bir yöntemdir. Lösemili bir hastanın kendi kemik iliği hücreleri kullanılarak nakil yapılması hastalık tekrar riskini artıracağı için tercih edilmez. Genetik yapının ayni olması kemik iliğinde kanserli hücrelerin mevcudiyeti ve onların diğer normal hücrelerden ayıklanabilmesinin zor olması sebebi ile hayati bir durum olmadıkça bu yöntem önerilmez.

Lösemi dışı kanserlerde, örneğin; sinir-kas dokularından kaynaklı kanserlerde kişinin kendi kemik iliği hastalıkla tutulu olmadığı durumlarda kendi kemik iliğinden alınan kök hücreler kullanılır. Lösemi dışı kanserlerde kemik iliği hastalıkla tutulu olması halinde ise yine başka bir vericiye ihtiyaç duyulacaktır. Ama bu aşama hastalıkta çok ileri bir evredir ve ne yazık ki kemik iliği nakil yöntemi de çok başarı sağlamayacaktır.

Kemik iliği naklinde, @ ile

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.