HUNKAR SAG GIYDIRME
Uzm. Sos. Nihal SALMAN

Uzm. Sos. Nihal SALMAN

09.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Evliliklerde aldatmalar ve nedenleri

Aldatmak ve aldatılmak tanımı kişiden kişiye çok değişiklik gösterir. “Fiziksel olarak bir şey yaşamadıysa aldatmış sayılmaz.”, “Önemli olan duygusal açıdan aldatmaması.”, “Konuşup görüşebilir, önemli olan sevmesin.” gibi birçok düşünce vardır. İlişkideki kişilerin yaşadığı durumu nasıl algıladığı aldatmanın tanımını değiştirir. Bu değişik tanımları bir düzlemde topladığımızda; fiziksel ve duygusal anlamda birlikte olunan kişi dışındaki biriyle yapılan tüm özel paylaşımlar aldatma sayılabilir.

Kadının ve erkeğin ilişkideki öncelikleri, istekleri ve doyumları farklı olduğundan kadın ve erkeğin aldatmalarının altında yatan faktörler birbirinden değişiktir. Araştırmalara göre aldatma konusunda cinsiyetler arasında da farklılıklar görülmektedir. Türk toplumunda da diğer birçok kültürde de erkeklerin kadınlara oranla evlilik – ilişki dışı ilişkilere daha fazla yöneldiği bulguları saptanmıştır. 2009 yılında Türkiye de 200 evli çift ile yürüttüğümüz çalışmada, evli erkeklerin, evli kadınlara göre aldatma eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. (kadınların % 40 iken erkeklerin % 60 tır). Bu çalışmanın sonucu Amerika ve Avrupa da yapılan birçok araştırma ile tutarlıdır. Ancak bu sonuçlar, aldatmanın erkek ve kadın için çifte standartla değerlendirilmesinden, toplumda erkeğin aldatması “yolunu kaybetmişlik” olarak yorumlanırken kadının aldatmasının “ihanet” olarak görülmesinden dolayı ortaya çıkmış olabileceği belirtilmelidir. Ayrıca ilerleyen yıllarda kadınların aldatma oranının da, sosyal ve ekonomik hayatta kadın ve erkek rollerinin eşitlenmesi ve kadınların iş dünyasına girmesi sebebiyle fırsatların artması gibi nedenlere bağlı olarak artacağı da öne sürülmektedir. Ve uzmanların öngörüleri de doğru olmuştur. 2015 yılında ülkemizde yaptığımız araştırmaya göre, kadın ve erkek aldatma eğiliminde farklılık olmadığını tespit ettik… Kadınların da sosyal ve ekonomik hayatta erkeklerle eşitlenmesi aldatma eğilim oranını da eşitlemiştir…

O bir suçludur ve artık yapması gereken tek şey pişman olmak ve kendini affettirmeye çalışmaktır... Peki ya aldatmaya giden yolda neler yaşanmaktadır? Aldatan taraf kendi içinde neler yaşamaktadır. Aldatmanın psikolojik ve sosyolojik temelleri ve nedenleri neler olabilir? Bu yazımızda aldatma ile ilgili bilinen ya da bilinmeyen pek çok konuyu ele alacağım.

İlişkilerde ve evliliklerde birçok sorun alanı mevcuttur. Ancak sadakatsizlik ya da aldatma, son yıllarda, evliliklerde ve ilişkilerde yaşanan ve en çok karşılaşılan sorunlarından biri haline gelmiştir.

Aldatma, partnerler arasındaki anlaşma ve güvenin, başka bir bireyin duygusal, cinsel ya da romantik biçimde ilişkiye dâhil olmasıyla bozulması olarak tanımlanabilir. Bir başka tanımda mevcut birliktelik dışında, 3. kişi ya da kişilerle yaşanan duygusal ve / veya fiziksel bir ilişki sonucu, mevcut birlikteliğin beklenti ve sınırlarının çiğnenmesi ve bu sebeple kaçınılmaz olarak, yalan içeren söz ve davranışların sergilenmesi anlamına gelen aldatma sonucunda, genellikle aldatılan taraf üzgüdür, kırgındır, öfkelidir ancak bu durum, aldatan tarafın da acı çekmediği anlamına gelmez. Ayrıca önemli olan bir noktada, sanılanın aksine, çiftlerin % 70 inden fazlasının aldatma sonrasında halen bir arada kalma kararında olmasıdır. Peki her iki taraf da acı çekerken ve aynı zamanda bir arada kalmak isterken aldatma sonrası süreç nasıl yaşanmalıdır?

Öncelikle aldatmanın sebepleri neler olabilir? Aldatmanın sebepleri oldukça çeşitli ve karmaşık görünmektedir. Psikoanalitik ve sosyolojik literatüre göre insanların ahlaki mirasları, aşkı olumlu şekilde değerlendirirken, cinselliği olumsuz olarak değerlendirirler ve bu anlayış sosyalizasyon sayesinde her yeni nesle aktarılır. Çocuklar seksin ve dolayısıyla cinsel partnerlerin şeytani ve kötü bir şey olduğunu ancak aynı zamanda cinsellikle yaşanan duyguların da gerekli olduğunu öğrenirler. Çocuklukta aşk ve cinsellik farklı elementler olarak öğrenilirken, yetişkinlikte bireyin bunları birleştirmesi ve evlendiği eşi ile yaşaması beklenir. Ancak her birey, evlendiği eşi ile cinsellik yaşamaktan tatmin olmayabilir ve cinselliği dışarıda bir başkası ile yaşama arayışına girebilir. Birey, aşk ve sevgi tatminini başka bir eşte, cinsel tatmini ise başka bir eşte yaşama eğilimine yönelebilir (Weil, 1975). Psikoanalitik yoruma göre, kişiler çocukluk döneminde aşık oldukları karşı cins ebeveyne benzer kişileri eş olarak seçerler ancak Oedipus ve Electra kompleksleri uygun biçimde çözümlenemediğinden, bilinç dışı olarak geliştirdikleri tabular nedeniyle eşleri ile doygun bir seks hayatı yaşayamazlar. Buna ek olarak, çocuğun cinselliği kötü ve kirli bir olgu olarak öğrenmiş olması, bu tatmini eşi ile değil, daha düşük statülü ya da daha düşük değer biçtiği bir başka kişiyle yaşama arayışına girmesine neden olabilir (Freud, 1938).

Kaynak: http://www.psikologdidar.com/makale.aspx?mid=16

http://www.psikoaktif.com/makale-detay/60-aldatma-ve-sanal-aldatma.html (devam edecek)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.