Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Uzm. Sos. Nihal SALMAN

Uzm. Sos. Nihal SALMAN

23.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kadına yönelik şiddet

Ülkemizde son günlerde yaşanan kadın cinayetleri, herkesi derinden üzmüş ve kadın cinayeti, kadına yönelik şiddet gündem konusu olmuştur. Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri tüm dünyada yaşanan ve önlenmesi için çareler aranan bir olgudur. Bu konudaki en önemli sorun, kadına yönelik şiddet konusunda toplumda bir duyarlılığın olmaması, şiddetin doğal karşılanması ve şiddet olgusunun temel insan haklarının ihlali olduğunun farkına varılmamasıdır. Son yıllarda medyada kadına yönelik şiddet gerek ülkemizde, gerekse dünyada çok fazla gündeme gelmektedir. Aslında ön plana çıkan bu olgu, son yıllarda arttığından dolayı değil, aksine artık doğru olmadığının yaygınlaşmaya başlamasındandır. Yani kadına yönelik şiddetin tarihi çok eskilere dayanır. Son yıllarda bu şiddetin artık kabul edilemez olduğu pek çok zümre tarafından kabullenilmiş ve dünyada de çeşitli örgütler kurularak bu şiddetin önlenme çareleri aranmaya başlanmıştır.

Şiddet ve saldırganlık, doğaya ve insanlara bilerek kötülük yapan yıkıcı ve yok edici eylemleri ifade etmektedir. Dünyada ve ülkemizde kadınların birçok fiziksel, duygusal, mesleki ve sosyal nitelikteki ihtiyaçları ile sağlık hizmeti gibi diğer gereksinimleri bilinçli bir şekilde giderilmemekte ya da ihmal edilmektedir. WHO Kadın Sağlığı ve Aile İçi Şiddet Organizasyonu birçok ülkede kadına yönelik şiddete ilişkin çalışmalar yapmaktadır.

WHO’ya göre, dünyada her yıl 5000 civarında kadın namus adına işlenen cinayetlerle öldürülmektedir. Toplumsal cinsiyet ilişkileri, hayatın birçok alanında erkeklerin daha baskın olduğu, kadınların genellikle ikinci plana itildiği, eşit olmayan güç ilişkisini ortaya çıkarmıştır. Toplumda erkeklere atfedilen işlevlere ve görevlere verilen değer, birçok açıdan kadınlara ve kadınlara atfedilen işlevlere ve görevlere göre daha büyüktür.

Kadına yönelik şiddet; “Cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranış” olarak tanımlanmaktadır. Kadına yönelik erkek partnerin yapmış olduğu şiddet konusunda araştırmalar oldukça artmıştır. Şiddet bir sonuçtur. Bir olgunun nedenlerini incelemeden sadece sonuca odaklanmak ise çözümsüzlüğe yol açar. Son yıllarda hızla artan ya da daha çok haber yapıldığı için gündemde kalan kadına şiddet olgusunu da bu bakış açısıyla incelmenin daha doğru olacağını düşünüyorum.

Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Tıpkı diğer davranışlarımız gibi. Baba ya da başka bir aile büyüğü eşine şiddet uyguluyor ve diğerleri sessiz kalıyorsa davranışın normal kabul edilmesi ve pekişmesi de olayın bir diğer boyutudur. Erkek çocuk için şiddete eğilimli babanın yaptıklarını doğru bilmesi, ilerde eşine benzer şiddeti göstereceği anlamına gelir. Bunun yanında sınırsız sevgi ve kabulle büyümek de büyük tehlike arz eder. Ne dese yapılan, ne yapsa kabul görülen, koşulsuz olarak sevgi sunulan delikanlı yetişkin olduğunda partnerlerinden aynı tutumu göremeyince önce bocalar, sonra öfkelenir ve şiddete yönelir. Hiçbir anne oğlunun kadınlara el kaldırmasını istemez, ama onu yetiştirme biçimindeki yanlışlar bu sonucu doğurur. Bunların yanında, ebeveynleri tarafından yetersiz sevgi ve ilgi gören, disiplin olabilmesi için şiddet gören çocuklar da şiddet eğilimli olarak büyük. Çünkü istenilmeyen her davranışı şiddetle anlatılmıştır. Kendisi de istemediği her davranışla karşılaştığında şiddetle cevap verecektir.

Kocasından dayak yediği halde evliliğini sürdürmesi için baskı yapılan akrabalarını, komşularını gören çocuğun zihnindeki kadın kavramı; zavallı, çaresiz ve boyun eğen bir kişilikle örtüşür. Bunu pekiştiren de genellikle annesi ya da onun gibi düşünen kadınlardır. “Kocasıdır; döver de sever de. Suyundan gitse, karşı çıkmasa yemezdi dayak. İki tokat yedi diye boşanır mı insan?” gibi söylemler kız çocuklarını koşulsuz itaate, erkek çocuklarını sınırsız sosyal kabul göreceklerine dair bir inanışa yöneltir.

Toplumumuzun mimarı annelerdir. Çocukları arasında cinsiyet ayrımı yapmayan, oğullarına bir kadına nasıl davranılması gerektiğini öğreten, kızlarına güçlü bir kişilikleri olması için rol model olan, çevresinde yaşanan aile içi şiddet olaylarına tepkisini gösteren anneler olmadıkça kadına karşı şiddet nesiller boyu gündemde kalmaya devam edecektir…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.