Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Uzm. Sos. Nihal SALMAN

Uzm. Sos. Nihal SALMAN

06.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Mutlu bireyler, mutlu ailelerde yetişir

Mutlu olmak sizin elinizde... Elbette mutsuz olmak da! Çünkü mutluluk gibi mutsuzluk da bir tercih meselesi. Hayata nasıl baktığımız, bardağın hangi tarafını gördüğümüz mutlu olup olmayacağımızı belirler...

Mutlu olmak için neye sahip olmak gerekir? Mutlu olmak için çok para mı gerekir? İnsan para sahibi olunca mutlu olur mu?

Çoğumuza göre mutlu olmak için sevgili bulmak, evlenmek, araba, ev sahibi olmak lâzımdır; çaba sarf ettikten ya da bir bedel ödedikten sonra mutlu olur insan.

Bazılarımız ise mutluluğu, başına konacak bir talih kuşu gibi görür; eğer insanın şansı varsa mutlu olur yoksa mutsuz.

Peki, sizin mutluluk anlayışınız hangisi? Siz mutluluğu eksikleriniz tamamlanınca ulaşacağınız bir ruh hali gibi mi yoksa başınıza gelecek güzel bir şey olarak mı tanımlıyorsunuz?

Paranın mutluluk getirmeyeceği düşüncesi, “Easterlin Paradoksu” olarak bilinir. Easterlin, gelirle mutluluğun hiçbir ilişkisinin olmadığını saptadı. 1970’lerin başında Amerika, Japonya ve İngiltere’de yaptığı araştırmalara göre, ailelerin geliri artınca mutluluk seviyeleri artmıyordu. Son yıllarda Amerika’da Gallup tarafından yapılan araştırmalar da bu olguyu kanıtladı. Esas olan "geçinecek kadar bir gelire" sahip olmaktı, bunun üzerine çıkılınca mutluluk artmıyordu.

Ama bunun tersi yani geçinecek kadar gelire sahip olmamak mutsuzluk getirir.

Amerika’da piyangodan büyük ikramiyeyi kazananlar üzerinde yapılan araştırmada da benzer bir sonuç elde edildi. Piyangoyu kazanan şanslı insanların mutlulukları ortalama bir yıl sürüyordu.

Antik Yunan’da mutluluk, ahlaklı olmak ve erdemli bir hayat yaşamak demekti. Aristo’ya göre “Mutluluk, insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir ve mutluluk, ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir. Kişi ancak hayatının bütününü soylu bir biçimde yaşarsa mutlu olabilir”.

Descartes, mutluluğu “bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu” olarak tanımlar. Descartes’a göre mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır.

Nörolog Nancy Etcoff beynimizin evrimsel olarak mutluluk ve acıyı azaltmaya odaklı olduğunu söyler. Şekerli şeylerin tadını doğuştan sevmemiz ve acı olanları da reddetmemiz, mutluluk arayışının içgüdüsel olduğu görüşünü destekler niteliktedir.

Bana göre ise mutluluk öğrenilen bir şeydir. Bence mutlu olmayı ya da mutsuz olmayı çocukluğumuzda öğrenmeye başlıyoruz. Mutluluk tamamen bizim kişisel tercihimizle elde edebileceğimiz bir ruh hali.

Freud’çu yaklaşıma göre kişiliğimiz, 0-5 yaş arasından ebeveynlerimizle yaşadığımız ilk hayat deneyimlerimizle şekilleniyor. Freud’un Oral dönem olarak tanımladığı 0-1,5 yaş arasında bebeğin, anne memesiyle yeterli teması sağlamaması, dokunma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli doyurulmaması ileride aşırı eleştirel, aşağılayıcı, suçlayıcı, aşırı konuşan, aşırı sigara ve yeme alışkanlığı olan bir kişilik gelişimine yol açmaktadır.

Anal dönem olarak adlandırdığı, 1,5-3 yaş arasındaki tuvalet eğitiminin çok katı ve disiplinli olması ise aşırı mükemmeliyetçi, aşırı düzenli, kontrolcü, katı görüşlü, ya çok cimri ya da çok savurgan bir kişilik gelişimine yol açmakta.

3 yaşına kadar temel ihtiyaçları yeterince ve zamanında karşılanmayan, ardından dayak yiyen, cezalandırılan, aile içinde şiddet, öfke gibi olumsuz duygulara maruz kalarak büyüyen çocuk bilinçaltına ve bilinç dışına kaydettiği başta değersizlik ve yetersizlik gibi olumsuz inançlarıyla bir kişilik geliştirir.

Bu gelişen kişilikle, durumlar karşısında verdikleri tepkiler ve yaptıkları seçimlerle deneyimlerini yaratır. Yaşadığı bu deneyimleri, olumsuz inançlarını teyit edecek şekilde algılayarak yine benzer davranışlar ve seçimler yapar. Bir döngü halinde sürer gider. Sonuçta bilinçaltı ve bilinç dışında kayıtlı değersizlik ve yetersizlik inançlarını teyit edecek deneyimleri, yaşayacak olay ve kişileri hayatlarına çekerler.

Bu kişiler ne kadar iyi eğitim alırsa alsın, ne kadar iyi işlerde çalışırsa çalışsın, hayat karşılarına kendilerini değersiz ve yetersiz hissedecekleri deneyimleri çıkartmaya devam eder.

Ailesine maddi ve/veya manevi yük olduğu, sevilmeye değer olmadığı inancıyla büyüyen çocuk, hayat boyu ne yaparsa yapsın arzu ettiği başarıda ve doyumda kendini görmez, hissetmez.

Mutlu bir birey, mutlu bir ailede, sevgi ve şefkatle büyüyen bireylerdir… 

Mutluluk, sevgi ve şefkat ilişkileri içinde yaşanan bir duygu. Daha çok para sahibi olmak, daha iyi bir hayat yaşamak mutlu olmak anlamına gelmiyor. İnsan içinde sevgiyi ve şefkati büyüttüğü zaman mutlu oluyor. Ve mutluluk hayattaki “bedava” olan şeylerle elde ediliyor. Sevgi ve şefkat üzerine inşa edeceğimiz bir hayatımızın olması için zengin olmaya değil, sevgi ve şefkati paylaşacak insanlara ihtiyacımız var.

Mutluluk bir zihin durumudur. Hayata nasıl baktığımız, zihnimizi nasıl terbiye ettiğimiz, bardağın hangi tarafını gördüğümüz mutlu olup olmayacağımızı belirler.

Bu yüzden Dalay Lama "Son derece modern ve rahat bir binanın yüzüncü katında, en yüksek teknolojiye sahip bir daire bile satın alsanız mutlu olamayabilirsiniz. Eğer zihinsel uyumu yakalayamazsanız arayacağınız tek şey, atlamak için bir pencere olacaktır." der.

Başından yeterince sıkıntı geçmiş her insan bilir ki mutluluk için gerekli olan ne zenginlik, ne başarılı olmak, ne şöhret sahibi olmaktır. Mutluluk içinde bulunduğumuz durumları nasıl algıladığımız; yaşadıklarımızdan iç dünyamıza neyi aktardığımızdır.

Mutluluk sadece ve sadece bizim tercihimizdir. Bu tercihi yapabilmek bize küçükken ailemizde öğretilir…

Kaynak:  https://gulferiyildirim.com/2016/05/31/ben-de-mutlu-olmak-istiyorum-ama/
             http://www.kigem.com/mutluluk-bir-tercih-meselesidir.html

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.