1911’de Amerika’da Bir Ermeni Tiyatro Gurubu ve “Türk-İslâm Karşıtlığı”

24 Nisan’ı sözde Ermeni soykırımı diye 100 yıldır pompalayanlar, taktik olarak İtalyan yazar Macchiavelli’ni şu sözünden hareket ediyorlardı:
“Siz yalan bir şey üzerinde gerçekmiş gibi devamlı iddiada ve çalışmada bulunun, o şey zamanla kendine uygun bir hukuk kılıfı uydurur.” 
Ermenilerle Türkler arasında karşılıklı çarpışmalara dayanan bir tarihi hadisenin başka yerlere evrilmesinde Ermenilerin kullandıkları bu taktik kadar, bizim de acıları unutmak ve üstünü kapatmak istemek şeklindeki anlayışımız yatar. Bunun zamanla zararlarını bir çok olayda gördüğümüz gerçek.
Osmanlı Türkiye’sinde, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan Batılılaşma hareketlerine paralel kültür ve edebiyatımıza giren modern piyesin (trajedi, dram, komedi) gelişip sahnelenmesinde Osmanlı Ermeni sanatçılarının inkar edilmeyecek rolleri söz konusudur. Güllü Agop’un Osmanlı tiyatrosuna hizmetleri malumdur. Hatta Güllü Agop ve Ermenilerin tiyatro alanında Türk edebiyatında bir tekeli ellerinde tuttukları dahi söylenebilir. Buna karşılık 1890’lardan itibaren Rusya ve Avrupa ülkelerini kışkırtmasıyla Anadolu’da birlikte, iç içe veya yanyana yaşadıkları Türklere karşı kan dökülmesine yol açan Ermeni guruplarının, Türk kültür ve bilinçaltında millet-i sadıka olarak nitelenen Ermeni imajını değiştirdiği de bir gerçektir. Sultan II. Abdülhamit’e karşı giriştikleri başarısız suikast, banka baskını, terörist saldırılar, 1915 sürgün ve göç ettirilmesinden önce giriştikleri eylemlerden bazılarıdır.
Ulusların ve ulus fertlerinin birbirileri hakkında sahip bulundukları ve gerçeğin tam karşılığı olmayan algılamaları imge-imaj olarak tanımlıyoruz. İmge çözümlemeleri yaparken imgeyi oluşturan etkenlerin varlığını bilmek gerekir. “Tarih, edebiyat, güzel sanatlar, savaşlar, ticaret, din, toplumun genel kabulleri, birebir temaslar vb bir kişi veya ulus hakkındaki algımızı, doğru veya yanlış biçimde şekillendirebiliyor. İmgebilim, imajı şekillendiren etmenlerin neler olduğunu ortaya çıkarıp genellemeler yapmaktan ve önyargılardan uzaklaşmak misyonunu bir noktada üstlenmiş durumda. Demek ki “tarihi olaylar, edebiyat, güzel sanatlar” bir birey veya ulus hakkında sahip olunan doğru, yanlış, çarpıtılmış, eksik veya önyargılı imgeyi şekillendirmekte birinci derecede etkili.
Türkçede propaganda sözcüğünün karşılığı yoktur, doğrudan yabancı dilden alınmıştır. Bu durumu, Türklerin propagandayı bilmediklerine ve çığırtkan bir karakteri bulunmadığına kanıt olarak gösteren Yakup Kadri Karaosmanoğlu şöyle der: “Türkler yer yüzündeki milletlerin en sessizi, en alçak gönüllüsüdür. Yaygara, nümâyiş, propaganda –bakınız bu kelimenin bizim dilimizde doğru dürüst bir karşılığı bile yok! – Türk’ün hiç bilmediği, sevmediği hayat anâsırındandır (unsurlarındandır).”
Türklerdeki bu duruma yani propagandayı bilmeyişe ve sanat yoluyla “kendi-ben” tanıtmada ve görüşlerini karşı tarafa iletmedeki eksikliğe karşılık Türk aleyhtarlarında, sinema, tiyatro, edebiyat, görsel belgeler başta olmak üzere sanat yoluyla propaganda, alay, taraftar toplama, kamuoylarını yönlendirme eylemleri yaygın ve daha planlıdır. Propagandayı bilmeyen Türk milletinin onu öğrenmeye ve görsel belgelerde kullanmaya başlaması, 1911 Trablusgarp Savaşı ile 1912-1913 Balkan Savaşları dönemine rastlar. İtalyanların, Yunan, Sırp, Bulgar ve Hırvat çetelerin Afrika ve Balkanlarda Türk ve Müslüman unsurlara yönelik giriştikleri katletme, tecavüz ve insanlık dışı sahnelerin resimlenip gazete, afiş, kartpostal ve benzer tarzlarda kamuoyu ile paylaşıldığını biliyoruz.
Tarih, 23 Haziran 1911. İstanbul’da çıkan eski yazı çıkan Sırat-ı Müstakim adlı gazetede yer alan bir haber (Münasebetsiz Bir Tiyatro ve Washington Sefirimizin Teşebbüsâtı), Ermenilerin Türkler ve İslamiyet aleyhine propagandalarına Amerika’dan bir örnek olarak karşımızda durur. Amerika Birleşik Devletleri’nde Saint Charles’ta bir Ermeni tiyatro kumpanyası, sahnelediği oyunda “ezan ve namaz”la alay etmiş, tesadüfen orada bulunan birkaç Müslüman durumu protesto edip daha sonra Osmanlı devletinin Washington elçisi Ziya Bey’e telgrafla olayı bildirmiş ve Ermeni tiyatro gurubunun oyununa müdahale talep etmişlerdir. Elçimiz Ziya Paşa, ABD Dışişleri’ne başvurarak oyunun kabul protesto eder. ABD Dışişleri ertesi gün oyuna polisler yollar ve Ermenilerin oyunda ezan ve namaz/İslamiyet aleyhine hakaretlerine izin vermez, o sahneyi canlandıramazlar.
Bu olay bize, hem Ermenilerin Türklük ve İslamiyet aleyhine çalışmalarını ve propagandayı yurt dışında, 1911’de Amerika’da nasıl yaptıklarını gösterir, hem de gerilemekte olan Osmanlı Devleti’nin her türlü olumsuz şarta rağmen Washington Hariciyesi’nin etkinlik ve gücünü kanıtlar. 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75