2020 TC- KKTC İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nın değerlendirilmesi

   Bugünkü yazımda sizlere geçtiğimiz gün imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nın içeriğini ana hatları ile değerlendirmeye çalışacağım. Zira, anlaşmanın tüm eklerini, kredilerin nasıl dağıtılacağını, reel sektöre yapılacak katkıların dökümünü henüz görmediğimiz için, detaylı analiz yapamıyorum.
   Yapılan bu anlaşma, sadece 2020 yılı için geçerlidir. 3 yıllık bir anlaşma değildir. Geçen yılki anlaşma da, 1 yıllıktı. Bu anlaşma kredi ve hibelerin kullanımına yöneliktir. 3 yıllık yapılan ise, ekonomik programlardır. Son yapılan program da, 2016-2018 yıllarını kapsayan Yapısal Dönüşüm Programı idi. Bu programların içinde çok geniş kapsamlı, 90-100 madde civarında eylem planları ve matriksler bulunuyordu.
   Geçen gün imzalan ve 2020 yılını kapsayan anlaşmanın 7 aylık bir süresi kalmıştır. Umarım, yerine getirilmesi beklenen eylemler ve taahhütler gerçekleşir ve açıklanan kaynaklar ülkeye ulaşır.
   KKTC ve Türkiye arasında 2 milyar 288 milyon 976 TL tutarındaki hibe ve kredileri içeren İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması çerçevesindeki Hibeler toplamı, 1,038.3 milyar TL, krediler toplamı da 1,250.5 milyar TL’dir.
   İmzalanan bu anlaşma ile, Türkiye Cumhuriyeti, 2020 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne savunma için 650 milyon TL, altyapı projeleri için 272.9 milyon TL, Reel sektör harcamaları için 116.9 milyon TL ve bütçe açığına katkı için de 1 milyar 150 milyon TL tutarında destek sağlayacaktır.
   Bütçe açığına yapılan bu katkı hibe değil, dolar bazında kredi olarak kullandırılacaktır. Yani bir bakıma dış borçlanma şeklinde verilmiştir. Keşke, kriz ortamında bütçe açığına  yapılan bu katkı hibe şeklinde olsaydı. Gerçi bu güne kadar, Türkiye’nin yaptığı kredi destekleri de borç olarak yazılmaktadır. Ama, şu ana kadar da geri ödenmesi talep edilmemiştir.
   İşbirliği anlaşmasına göre, KKTC tarafı, 2020 yılı içinde 17 maddelik Eylem Planı’nda belirlenen hedefleri ve reform eylemlerini zamanında ve eksiksiz olarak gerçekleştirecek, 2020 yılı Ekim ayının sonuna kadar 2021 yılını kapsayan Ekonomik Program teklifini hazırlayacak ve 2020 yılı sonuna kadar yapısal dönüşüm adımlarını, makroekonomik amaçları, stratejik hedefleri ve reform eylemlerini içeren en az 3 yıllık bir plan hazırlamayı taahhüt etmektedir.
   Türkiye cumhuriyeti de, anlaşmaya göre, 2 milyar 288 milyon 976 TL tutarındaki hibe ve kredileri kullandırmayı taahhüt etmektedir.
   Bahse konu hibe ve kredilerin kullandırılması için, KKTC tarafı, aylık program izleme raporu hazırlayacak, hazırlanan bu programların, TC teknik heyeti tarafından her ay değerlendirilmesi sonucunda, belirlenen hibe ve krediler kullandırılacaktır.
   KKTC ekonomisinin gidişatı ve Programın uygulamaları, T.C ve KKTC teknik heyetleri tarafından Temmuz, Eylül ve Aralık aylarında yapılacak gözden geçirme toplantılarında değerlendirilecektir.
   2020 yılı KKTC Bütçe gelirleri içinde yer alan TC yardımları (Hibe), altyapı yatırımları ve reel sektör destekleri için 310 milyon, savunma harcamaları için de 650 milyon olacak şekilde toplam 960 milyon TL olarak öngörülmüştü.
   2020 Bütçe gelirleri içinde bulunan diğer bir kalem olan TC kredileri ise 440 milyon TL olarak öngörülmüştü. Sonuç olarak, 2020 bütçesinde toplamı 1.4 milyar TL olan TC yardım ve kredileri halihazırda bulunmaktaydı. Netice itibarı ile yapılan anlaşma ile, 2020 yılı için, bütçedeki rakamlardan yaklaşık 900 milyon TL fazla bir kaynak ayrılmıştır. Fazla kaynak da umarım, ekonomide canlanma yaratacak alanlarda kullanılır.
   Geçen yılki mali işbirliği anlaşması ile karşılaştırdığımızda ise, savunma harcamaları kaleminde 25 milyon TL, reel sektör kaleminde ise  47 milyon TL azalma yaşanırken, Altyapı projeleri kaleminde 48 milyon TL artış yaşanmıştır. Bu bilgiler ışığında, geçen yıla göre hibe toplamında 26 milyon TL azalma yaşanmıştır.
   Özellikle, altyapı yatırım ve reel sektör projelerindeki rakamların yeterli olmadığı, ülkemizdeki sektörler tarafından da vurgulanmaktadır. Ekonominin daraldığı böylesine kriz dönemlerinde, üretimi ve istihdamı artıracak projelere daha fazla kaynak ayrılması ekonomik akla daha uygun olmaktadır.
   Geçen yılki iktisadi ve mali anlaşma ile karşılaştırdığımız zaman ise, krediler toplamında bu yıl 1.1 milyar TL artış olduğu görülmektedir. Yaklaşık olarak bu rakam da zaten, bütçe açığına katkı olarak öngörülmüştür.
   Bütçe açığına yapılan 1.15 milyar TL tutarındaki katkı, ekonominin daraldığı bu dönemde önemli bir kaynaktır. Bu kaynak sayesinde özellikle, belediyelerden, kamu çalışanlarından, emeklilerden kesinti yapılması durdurulmalı, yapılan maaş ve diğer kesintiler de  iade edilmeli ama sadece bununla yetinilmemeli, özel sektör çalışanlarına ücret desteği katkısı yapılmalı, işsizlik fonları, sosyal güvenlik fonları, sağlık ihtiyaçları desteklenmeli ve reel sektörün ayakta kalması için kira, elektrik, sosyal güvenlik katkısı gibi benzeri desteklerde bulunulmalıdır.
   Bu kaynakla birlikte, iç kaynaklardan borçlanılacak 400 milyon TL’nin de nerelerde kullanılacağı ile ilgili bir harcama planı yapılmalı ve şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Görüntü itibarı ile, öngörülen bu kaynaklarla devlet bütçesi bu yıl için daha rahat bir pozisyona gelecektir. Maaş ve benzeri ödemeler ile özel sektöre olan borçların önemli bir kısmı ödenebilecektir.
   Son tahlilde, yukarda bahsettiğim anlaşma çerçevesindeki kaynakların, ülkemize ulaşması için, KKTC tarafı, anlaşma ile taahhüt ettiği eylem ve görevleri yerine getirmek zorundadır. Anlaşmada görülen, TC tarafı taahhüt ettiği kaynakları, gerçekleşecek eylem ve icraatlara göre serbest bırakacaktır.
   Bu bağlamda, Hükümet ve her bakanlık üzerine düşen görev ve eylemleri sorumluluk bilinci ile çalışarak yerine getirmelidir. Aksi halde, geçmiş yıllardaki gibi, program ve protokollere yazılan, fakat yapılmayan eylem ve icraatlar nedeniyle, ülkemizin ihtiyaç duyduğu kaynak akışı istenilen düzeyde gerçekleşmeyebilir.
   Ekonominin daraldığı, işsizliğin arttığı, işletmelerin birçoğunun siftah bile yapmadığı böylesi bir kriz ortamında, herkesi rahatlatacak kaynakların ülke ekonomisine dahil olmamasını kimse izah edemez. Böylece ekonomiye can suyu olabilecek bir imkan heba edilmiş olur. Bunun sıkıntısını ve acısını da, vatandaşlar, esnaf, işletmeler yani bütün ülke çeker.
   Son söz olarak da şunu söylemek istiyorum. Umarım gelecek olan kaynak, seçim kaygıları dışında değerlendirilerek, ekonominin ve hane halklarının ihtiyaçlarına göre planlanır.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104