5+1 ne ki, önemli olan 3+1; bizden uyarması…

Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak, 5+1 toplantısının hazırlıkları süredursun, konferans tarihinin nisana kaydığı ve büyük bir olasılıkla Cenevre’de yapılacağı kaydediliyor. Bilindiği gibi 5+1 konferansına Kıbrıs Türk ve Rum tarafıyla üç garantör ülke Türkiye, Yunanistan ve İngiltere katılacak. +1 olarak da BM! Genel Sekreter Antonio Guterres, bu konferansa özel önem vermekte, çözüm olasılığının mümkün olup olmadığını belki de son bir kez daha görmek istemektedir.


Crans-Montana’dan bu yana dört yıla yakın bir süre geçmiş olup, Kıbrıs konusunda yaprak kıpırdamış değildir. Yarım yüzyıldan fazla bir süre yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamaması, elbette düşündürücüdür ve herhalde Genel Sekreter de düşünmektedir. Nitekim Rum uzlaşmazlığı sonucu Crans-Montana’da müzakere masasının çökmesiyle Genel Sekreter Guterres bir açıklama yapmış ve Kıbrıs konusuyla ilgili yeni görüşlerin de masaya gelebileceğini söylemişti…


İşte egemen eşitlik temelinde yan yana iki devletin oluşumu formülü de, yeni görüşlerden biri olarak değerlendirilmektedir. 52 yıldır federal çözüm konuşmalarından bir hayır gelmediğine, bir sonuç alınmadığına göre, bundan böyle alınması da hayaldir. Bir başka deyişle adada statükonun devamını isteyen ve savunanlar, federal çözümü işaret ederken, boşa kürek sallamakta, çözümsüzlüğü savunmaktadırlar. Çünkü Rum tarafı, geride kalan 52 yılda müzakere masasına ‘iş ola’ ve Türk tarafını masaya hapsederken, kendi yoluna devam etmek’ ilkesiyle oturdu. Bunun en son örneği Annan Planı referandumunda yaşandı. Plana hayır demekle de Kıbrıs’ta statükonun devamından yana oy kullandılar, Türklerle ortaklığa ve paylaşıma sıcak bakmadıklarını dünya kamuoyu önünde kanıtladılar.


Tüm bunlara karşın, birleşik federal Kıbrıs’tan söz etmenin inandırıcılığı olabilir mi? Zaman kaybından başka bir işe yarar mı?


Kıbrıs Rum tarafının 5+1’de ortaya koyacağı formül bellidir. Nitekim Anastasiadis, BM parametrelerinin değişmemesi gerektiğini yinelerken, Maraş konusunda bilindik politikasını sergiliyor ve ek olarak da, Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini sonlandırması gerektiğini savunuyor. Allah aşkına Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleriyle Kıbrıs sorununun ne ilgisi var? Esas olan, bu istemle Rum tarafının, Kıbrıslı Türkleri yok saydığı ve Türkiye’ye de ‘Senin Doğu Akdeniz’de ne işin var?’ diye yüzsüzleşmesidir. Özetleyecek olursak, Rum Yönetimi, kendi egemenliğindeki ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama ve de azınlık olarak kabul etmekte, zamanla Kıbrıslı Türklerin eriyip gitmesine zemin hazırlamakta, ortaklığa asla yanaşmamaktadır.
 


Ve gelelim başlığa… Rum Yönetimi ile Yunanistan ve İsrail’in oluşturduğu güç birliğine, ABD’nin de sıcak baktığı, bundan memnuniyet duyduğu ve ABD’nin de dıştan katılımıyla bunun 3+1’e dönüştürülebileceği belirtiliyor. Nitekim Yunan Dışişleri Bakanı Dendias’ın, ABD Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşme hakkında Rum meslektaşı Hristodulidis’i bilgilendirdiği ve ABD’nin bu işbirliğinden memnuniyetini dile getirdiği kaydedildi.


Anlayacağınız, bir yandan AB’nin Türkiye’ye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz, hatta Maraş gibi konularda baskı uygulamasını isteyen Güney Kıbrıs, diğer yandan da ‘şer ittifakını’ güçlendirme çabalarına hız vermekte, ABD’de yeni başkan Joe Biden’ın başa geçmesiyle İsrail’le ilişkileri işaret ederek, destek ummaktadırlar. Kısaca Rum tarafı ve Yunanistan için 5+1’in zerre kadar önemi yoktur. Onlar için önemli olan 3+1’dir. Her türlü entrikaya tevessül eden, müzakere masasında Türk tarafını 52 yıldır kasıtlı olarak oyalayan ve sonuçta değişmeyen bir zihniyetten ne beklenebilir? Varın 5+1’den ne çıkabileceğini siz düşünün.


 

YORUM EKLE

banner111

banner75