ABD-Rusya-KKTC

Türkiye iktidarına çok yakın konumda olan SETA Vakfı’nın İngilizce yayın organı ‘The New Turkey’de, birkaç hafta önce Türk-Rus Proje Geliştirme Derneği Başkanı Ivan Starodubtsev’in bir makalesi yayınladı. Makalesinde KKTC ibaresini kullanan Rus uzman, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin bir tarafta; Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, Mısır ve onları destekleyen ABD, AB ve global şirketlerin diğer tarafta yer aldıklarını ancak Rusya’nın henüz sözünü söylemediğini ifade ediyor.
   Ivan Starodubtsev, Doğu Akdeniz’de Rusya’nın önündeki iki seçenek bulunduğunu ve Rusya’nın Türkiye ile KKTC’nin yanında yer almasının daha akıllıca olduğunu vurguluyor. Yazar, Rusya’nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la ilişkisine dair Rus dış politikasında tarihsel ve dinsel anlamda ‘kardeşlik’ bağlarının etkisi olmadığını savunuyor ve bunun Rusya-Ukrayna ilişkisinden de anlaşılabileceğini, Rusya’nın Türkiye’ye olan ticaretinin Yunanistan’dan 7 kat daha fazla olduğunu kaydediyor.
   Rusya’nın Doğu Akdeniz’de askeri ve siyasi varlığını inşa etmek üzere stratejisini Türkiye ve KKTC’den yana oturtması gerektiğine işaret eden Rus araştırmacı, NATO üyesi olması nedeniyle Türkiye ile Rusya arasında askeri ve siyasi bir anlaşma sağlanmasının büyük bir soru işareti yaratacağını fakat Rusya’nın ancak Türkiye ile birlikte hareket etmesi durumunda Doğu Akdeniz enerji alanlarında varlık gösterebileceğini belirtiyor.
   ***
   ABD’nin görece saygın düşünce kuruluşlarından Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS)’nin 2018’de yayınlandığı, Türkiye basınında yer yer çarpıtılarak ve yanlış çevrilerek haberi yapılan ‘Doğu Akdeniz’i ABD’nin Stratejik Çıpası Olarak Yeniden Düzenlemek’ başlıklı raporda ise bambaşka bir Kıbrıs dizaynı görmüştük. Raporda, Türkiye’nin ABD ve AB ile bağlarının zayıfladığı ve Doğu Akdeniz’de Türkiye ile ABD arasındaki eski stratejik ve askeri işbirliği yerine bölgede Türkiye’nin yerini doldurabilecek diğer aktörlerle birliktelikler geliştirilmesi öneriliyordu. Doğu Akdeniz’de dengeleri sağlamak adına Kıbrıs’taki İngiliz üslerinde ABD’nin çıkarlarına uygun yeni bir düzenleme yapılması salık verilirken Ada’nın tekrar birleşmesi söz konusu olabileceği için İngiliz üslerinde uzun vadeli bir plan yapılamayabileceği ayrıca not ediliyordu.
   (Güney) Kıbrıs’ın kendi güvenliği açısından askeri donanımının çok yetersiz olduğu belirtilen raporda, ABD ve AB’nin (Güney) Kıbrıs’ın sınır ve deniz güvenliğini güçlendirmek üzere ortak çaba geliştirilmesine dikkat çekiliyordu. Yayında, ABD’nin (Güney) Kıbrıs ile diplomatik ilişkilerinin yanında finans sektörünün kurumsal şeffaflığını güçlendirmek üzere AB ile birlikte çalışma yürütmesi de isteniyordu. Çözüm bağlamında, ABD’nin garantiler ve güvenlik konularını 1960 Anlaşmaları temelinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin işbirliği ile ele alması vurgulanan raporda, Doğu Akdeniz’de Çin-Rusya ve Türkiye karşısında ABD’nin Yunanistan, (Güney) Kıbrıs ve İsrail ile ittifak potansiyelini değerlendirmesi tavsiye ediliyordu.
   ***
   Doğu Akdeniz için Rus ve Amerikan görüşlerinin birbirine taban tabana zıt şekillendiği bir ortamda, gerginlik tırmandıkça Kuzey Kıbrıs dünyadan daha da soyutlanacaktır. Kutuplaşma artarsa ABD ve Avrupa raporlarında Kuzey Kıbrıs ve kurulan rejim üzerinde ağır bir dille eleştiriler yapılmaya başlanacak ve bu durum Kıbrıs’ın kuzeyine 3. ülkelerden gelen turist ve öğrenci sayısında daha ciddi düşüşler yaşanmasına neden olabilecektir. Kıbrıs Türk siyasilerin çözüm ve barış söyleminden uzaklaşması, yakın gelecekte ekonomiye çok daha büyük darbeler vurabilir. Rusya-Çin-İran-Türkiye yanında çözüm söylemini terk eden bir Kuzey Kıbrıs liderliği yaratılırsa, işe en zayıf halkadan başlanacağı ve Kuzey Kıbrıs’taki yapının her nüvesinin büyüteç altına alınacağı açıktır.

   Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önceki günkü ‘çatışma siyaseti istemiyoruz’ demeci anlamlıdır. Bazen eleştirsek de tecrübesi, duruşu ve uluslararası kamuoyundaki saygınlığı ve tanınırlığı ile Akıncı, mevcut konjonktürde liderliğine en çok ihtiyaç duyulan siyasetçidir.
   Öte yandan, yeni ambargoları önlemek için Kıbrıs’ta kara olan her şey ile mücadele vakti gelmiştir ve uluslararası standartlara ulaşmak artık zorunludur.
  

YORUM EKLE

banner96