Academic Leaders and Executives Form

   Smart University Foundation merkezi ABD California'da kurulmuş ve 2019 yıllık kongresini Ankara'da yapmaya karar vermiş. “Academic Leaders and Executives Form” başlığı altında düzenlenen bir günlük panel alt başlıkları itibarı ile gitmek için önemli konuları içeriyordu.
   Bu konular, 21. YY'da Liderlik ve Yönetim, Üniversitelerin üstlendiği yeni sosyal roller, Yükseköğretim'de yeni trendler, Üniversitelerin Kalite Yönetim ve ölçme modelleri, Üniversitelerin geleceği şimdi, gibi başlıkları taşıyordu.
   Anlaşılacağı üzere, benim ve GAU adına katılımım önemli ve bir o kadar da verimli olacaktı.
Daha fazla katılımcı beklerken, katılımcı sayısının bilerek elliden fazla olmaması için hassasiyet gösterildiğini sonradan öğrendim.
   Fransa, İspanya, Belçika, Amerika, Mısır, Türkiye, Nijerya, Slovenya ve Kıbrıs'tan şahsım ve Final Üniversitesi’nden de yetkililer vardı.
   Tam gün süren panelin en fazla öne çıkan konuşmacıları özellikle Nişantaşı Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Smart University Foundation Genel Sekreteri Mısır uyruklu Amerikalı Prof. Bassem Kafaghy, İspanyol Dr Lela Melon, ve Belçikalı Prof Jeanne Schreurs oldular. Bir diğer taraftan ASELSAN, aklımda kalan önemli sunucular oldu.
   Panelistler ve katılımcılar arasında üzerinde mutabık kalınılmayan tek konu ise 7 Eylül tarihinin dünyada üniversiteler günü olması üzerine verilen teklif oldu. Bazı katılımcılar bunun bir günde kutlanılamayacağını bir hafta süre gerektiğini ifade ettiler. Ben onlar gibi düşünmüyorum açıkçası. Sembolik olarak, anneler, babalar günü, turizm günü, sevgililer günü gibi kutlanılabilir. Neyse biz konularımıza geçelim.

Bassem Kafagy ve akılda kalanlar
   Kurucu Başkan Bassem Kafagy konuşmasına bazı istatistikleri açıklayarak başladı. Dünyada bugün yaklaşık 28 bin üniversite olduğunu bunların bin beş yüz tanesinin bilindiğini, ancak diğer üniversitelerin dünya çapında, bilinmediğinin, duyulmadığının altını çizdi. Buna en büyük gerekçe ise, üniversitelerin genellikle kendi kendine benzer üniversiteler ile işbirliği içerisinde olmaya çalıştıklarını, halbuki bütçeleri 1 milyar dolara yaklaşan üniversiteler ile hiç işbirliği düşünmediklerini belirtti. Daha fazla yatay büyüme yerine, bizim üniversitelerimizin dikey yani daha üst bir büyüme hedeflememiz gerektiği inancı taşıdığını vurguladı. Çok enteresan bir bilgi daha verdi Bassamy, “Birleşmiş Milletler Uluslararası Üniversiteler birliğinin sadece 250” üyesi olduğuna dikkat çekti. Bizler genellikle akıllı telefon taşıdığımız da teknolojiyi elde ederken kısaca satın alırken, kendimizi büyük bir yanılgıya da düşürüyoruz. Teknolojinin para ile satın alınması bir gelişmişlik örneğinden öte bu

teknolojinin ne kadarını da kullanabildiğimiz daha da önemli. Bizlerin teknolojik düşünce yapımızı geliştirmemiz gerekiyor anlaşılan. Burada en önemli duruş aslında eğitimin geleceğinin bütün teorik ve idari adımlarda istikrar faktörünü yakalanması ile alakalı. Kendi üniversitelerimizden daha üst bir üniversite ile işbirliği içinde olursak, kendimiz daha fazla gelişeceğiz. “Burada yaşadığımız toplum içerisinde hümanist adımlar atarak sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri ile sürdürülebilir bir anlayış içinde olunmasın altını çizmek istiyorum” diyen Bassamy bence insanı yaklaşım ve işbirliklerinin; üniversitelerin toplum tarafından benimsenmesi ve sahiplenmesi anlamında en önemli etken olduğunu anlatmaya çalıştı.

Prof. Esra Hatipoğlu
   Müthiş bir entellektüel duruş sergileyen kıymetli Nişantaşı Üniversitesi eski Rektörü. Hocamız kırklı yaşlarda ama sanki duruşu ile elli beş yaşlarındaki bir insanın tecrübe ve birikimine sahip. Konuşurken “İsmet Hocam benim babam askerdi o yüzden tayinlerinden dolayı çok dolaşırdık. İlkokulu Kıbrıs Çamlıbel İlkokulu’nda bitirdim” dedi.
   Karşımda konuşurken kelimeleri seçmeye çalıştığım ender insanlardan birisi oldu Esra Hoca. Marmara Üniversitesi’nde çeşitli görevlerde yavaş yavaş kariyer merdiveninde yukarıları doğru çıkarken Esra Hoca üniversitelerde liderlik konusu başlığında söyledikleri çok önemli idi. Liderlik denen şey insanın içinde olan yeteneklerin farklı süreçler ile harmanlanması dedi. İç sesimizin çok önemli olduğunu ifade eden Hatipoğlu
   “Bulunduğumuz konumlarda bazen teknik kapasite kabiliyetinden çok, verdiğimiz kararlardan zigzaglar çizmememiz gerekmektedir” diye ilave etti. Digital Media yanında, Endüstri 4,0 özelliklerinin kullanımına değindi. Sorumluluk alanlarımız her gün artarak ve genişleyerek devam ederken, liderlik vasıfları arasında, sabır, insanları (öğrenciler, çalışanlar, toplum) felsefemiz doğrultusunda etkileyerek peşimizden sürüklemek, iyi bir dinleyici olmak, katılımcı olurken, şeffaflık ve girişimcilik özelliklerinden de bahsetti. Bildiğimiz üzere Endüstri 4, 0 STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics) diye tanımlanan endüstriyel devrimin aslında bu devrime ulaşırken eğitim ve öğretim metodları burada çok önemli bir rol alıyor. Böylesine bilimsel yaratıcılığın çıkış yolunun düşünsel bazda da devrim yapılmasından da geçmektedir diye düşünüyorum.
İster vakıf, isterse devlet üniversitesi olsun herkesin kurumsal alan içersinde sorumlulukları olduğunu ve buna göre hareket edilmesi vurgusunu yapan Esra hoca, müthiş bir değişimin her anlamda başlangıcında olunduğu ve değişen nesillerin ve bu yeni nesil öğrencilerin ihtiyaç ve öğrenme metodlarının bizim zamanımızdaki yöntemlerden farklılık gösterdiğinden bahsetti. Bilgiye ulaşmanın bu çağda daha kolay olduğunu, bunun da beraberinde birçok dezavantajlarını da yaşadığımızın farkında olmamız gerekli.
   Bu aşamada çok yeni başıma gelen bir tecrübeye istinaden örnek verecek olursam, öğrenciler bazen bilgiye ulaşmak anlamında internet üzerinden bilginin ana karakterlerini yazıp Google da aradıklarında içeriğini okumadan çıkan sonuçları sizlere doğrudan verebiliyorlar. Teknoloji doğru kullanılmıyor açıkçası.
   Üniversitelerin dünya üzerinde sıralamaları (Rankingler) mi önemli yoksa sosyal hayata ve içinde bulunduğu coğrafyaya koyduğu katkı mı daha önemli.
   Panele katılan tüm katılımcılar bu başlık altında müthiş bir bilgi birikimleri ile kendilerinin neyi ön plana çıkarmak istedikleri görüşlerini paylaşırken belki de unuttuğumuz bazı insanı değerleri bizlere hatırlatıyorlardı.
Düşünün hocaların ders yoğunluğu bir yana, akademik yayınlar ve bu yayınlara ayrılan zaman mevhumu düşünüldüğünde yazılan yayınların kalitesini de düşünmek gerekli.
Belki uluslararası yayınlar anlamında en fazla yayını yazan üniversite olabilirsiniz ama içinde yaşadığımız coğrafyada kaç kişiye iş ve aş imkanı da sağladığınız daha da önemli.
   Yine bir konuşmacı Endonezya'da bir üniversite örneğini veriyor. Zamanında zor şartlarda ulaşılan, yolları bile doğru düzgün olmayan köylerin arasından geçilerek gidilen bu üniversite çevresindeki bu yolları topraktan olan çoğu balıkçı köylerine hayat veriyordu. Herkes geçimini o üniversitenin sağladığı iş imkanlarına göre hayat buluyordu.

Eğitimin geleceği yaratıcılıkta
   Çocuklarımızı daha küçük yaşlarda özellikle kültürel bir miras neticesinde hep doktor, mühendis, bilgisayar programcılığına yönlendirirken, onların sanatsal becerilerini ön plana çıkaran yeteneklerini görmezden geliyoruz. Müzik, resim, sahne sanatları, beden eğitimi becerilerinde başarısız olsunlar ama matematik, fizik, kimyadan on alsınlar önemli değil. Ne kadar yanlış bir tutum ve kültürel yapı içerisinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Bu önemsenmeyen sanatsal etkinlik ve becerilerin yaratıcılığı artıran en önemli unsurlar olduğunun önemini çok idrak edemiyoruz.
   Eğitimin değerini bilelim ve gelecek nesillere aktarım konusunda en güzeli bulmak için sürekli araştıralım.

 

YORUM EKLE

banner75