Adayı yeme içme ve Allah kurtaracak

   Sayın N. Anastasiadis, Kooperatif’in cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi satılmasının ertelenmesi ile ilgili olarak “bir yalan söyledik” açıklamasını yaptı. Bu yalanı söyledi, zira kooperatifin çökmesi durumunda seçimi kaybetmekten korkuyordu. Bir Avrupa ülkesinde yaşıyor olsaydık ve o ülkenin başbakanı veya cumhurbaşkanı açık bir şekilde vatandaşlara yalan söylediğini kabul etmiş olsaydı ertesi gün evine gider ve torunlarıyla oynar veya hukuk bürosuna dönerdi. Kendi görüşlerine göre, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koymak, “yenilmeyen bir şey varsa” onun “yutulmasını” gerektirir. Ve “çok yiyorlar”. Bunun her iki toplum için de geçerli olduğu kanısındayım. Kıbrıs’ın tüm politikacıları onlarca yıldır yerlerinde oturuyorlar çünkü hizmet sunmak istiyorlar. Oysa bunun karşılığında aldıkları ise “birazcıktır”. Kapalı zihinlerle ilgili sorun, ağızların her zaman açık olmasıdır (bu cümleyi, Şilili bir kadının ülkesinde siyasilerin yolsuzlukları mitinginde attığı slogandan ödünç aldım).  Gasp etme halihazırda her iki toplumdaki siyasilerin ve görüldüğü üzere Latin Amerika’daki siyasilerin karakterlerinin özünü teşkil etmektedir. Sayın Anastasiadis kooperatifin kurtulması uğruna, kooperatifi tıraşlamadan kurtarmak uğruna bize bir yalan söyledi. Fakat sadece tek bir yalan mı söyledi? İlk ve ikinci cumhurbaşkanlığı seçim döneminde başka yalan söylemedi mi? Cesareti olsaydı ikinci kez seçilmek ve “sert taş” imparatorluğunu yönetmek adına kaç tane yalan sıktığını söylerdi. Elbette, hangi siyasi alana ait olursa olsun herhangi bir siyasetçi için devletin vatandaşlarına gerçeği söylemenin ne kadar zor olduğu herkesin malumudur.  Bunu da yaşadık, sonuçlarını da yaşadık. Siyasetçi popülizm unsurlarının temelinde yalan ve çarpıtma üzerine hayaller inşa etmeyi tercih eder. Kıbrıs’ta popülizm oldukça pazarlanabilir bir üründür. Mesela Maliye Bakanı’nın şimdi değil, önümüzdeki Aralık ayındaki istifası… 104 yıl yaşamış olan, Osmanlı İmparatorluğun, İngiliz ve Makarios hükümeti dönemlerinde çok görüp geçirmiş olan nenem “yaşayacak olan onurdur” derdi. 
   Sayın Anastasiadis yalanlar söyleyerek, devleti aşırı sağın insafına bırakarak neo ulusalcı politikaların reklamcısı ve uygulayıcısı haline gelmiştir. Oysa Kıbrıs Devleti’ni yönetmek ve korumak için yemin eden kendisiydi. Anastasiadis takımı aşırı sağ alanına sızabileceğine inanıyor. Bu yönelim, Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması sürecini engellemek doğrultusunda ortaya yeni önerilerin konması ve kabul edilmiş önerilerin reddedilmesiyle yeni sorunlara yol açmıştır. Kendisi tarafından Crans Montana ve sonrasında o kadar çok ve farklı açıklamalar yapıldı ki artık kendisinin bile nerede doğru nerede yalan söylediğini tespit etmesi mümkün değildir. Popülizm doğru sözün yerini almış durumdadır.  Popülizm Sayın Anastasiadis’in göreve geldiği ilk beş yıllık süre içerisinde doğru sözün yerini aldı. İlk beş yılık sürenin sonuna doğru zaten doğru sözü unutmuş, onun yerini tamamen popülizm almıştı. İşte bu yüzden tüm bunlar ortaya çıkıyor, popülizmin yapısal unsurları egemen oluyor: Atanmışları betimlediği şekilde, “mükemmel” atamalarla devlet mekanizmasını bozma girişimi, yolsuzluk ve toplu müşteri ilişkileri ve vatandaşlar topluluğunu güçsüzleştirme doğrultusunda sistematik çaba… 
   Sayın Anastasiadis Kıbrıs Rum vatandaşlar topluluğunu 1970’li yıllara geri götürdü. Ulusalcılığı ve popülizm retoriğini diriltti. Şimdiki zamanı gelecek olmaksızın akıp gitmeye bıraktı. Olayı yöneten olarak Sayın N. Anastasiadis ilgilenmiyorsa başka kim ilgilenecek? Allah bizi kafa ve yaşam olarak yarasız beresiz çıkarırsa o ayrı…

 

YORUM EKLE