Cinayet sanığına 30 yıl hapislik

banner37

Mağusa’da yurt arkadaşı Tevfik Uzunoluk’u, kaldıkları odada, darp edip, defalarca bıçakla yaraladıktan sonra boğazını keserek katleden Tevfik Utku Polat’a ibretlik ceza verildi. Mahkeme, Polat’ı adam öldürmekten 28 yıl, ciddi darptan bir yıl ve kanunsuz bıçak taşımaktan bir yıl hapse mahkum etti.

Cinayet sanığına 30 yıl hapislik
banner99

Sedef BOŞNAK

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ), 2015 yılında, Alfam Yurdu C Blok’unun 263 numaralı odasında, insanın kanını donduran cinayetle ilgili dava, dün, Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlandı.
Bahse konu yurt odasında kız arkadaşıyla vakit geçirmek istediği için odadan çıkmasını istediği arkadaşı 19 yaşındaki Tevfik Uzunoluk’u, isteğini reddettiği gerekçesiyle, sinirlenip, elleriyle boğazını sıkıp, yumruk vurup darp ettikten sonra, bir marketten satın aldığı ağız uzunluğu 18, toplam uzunluğu 31 santim olan tahta saplı bıçakla 23 kez yaraladıktan sonra, vahşice boğazını keserek öldüren Tevfik Utku Polat, 28 yıl ağır hapse mahkum edildi.
Mahkemenin adam öldürmeden 28, ciddi darptan 1, kanunsuz bıçak taşımadan 1 yıl olmak üzere toplam 30 yıl hapse mahkum ettiği Tefvik Utku Polat, cezalarını birlikte çekecek.
Öte yandan, İç Mimarlık birinci sınıf öğrencisi Aydınlı Tevfik Uzunoluk’un abisi, amcaları ve yakınları, mahkemeye gelerek, kararı sessizce dinledi.
Acılı aile, evlatlarının acısıyla kahrolduklarını da dile getirdi.

En ağır suç

Başkan Melek Esendağlı, Yargıç Murat Soytaç ve Yargıç Seran Bensen’den oluşan Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesi’nin baktığı davada, İddia Makamı Başsavcılık adına Kıdemli Savcı Mustafa İldeniz, sanık Tevfik Utku Polat ve sanık adına Avukat İbrahim Demirtaş hazır bulundu.
Kararı açıklayan heyet başkanı Melek Esendağlı, insanın kanını donduran cinayetin olgularına ve sanık avukatının mahkemeye aktardığı hafifletici sebeplere değindikten sonra, değerlendirmelerini tek tek sıraladı.
Heyet başkanı Melek Esendağlı, adam öldürme suçunun, ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırılabilecek bir suç olduğuna vurgu yaptı ve şöyle devam etti:
“Cezalandırmanın amacı, bir yandan suç işleyenin adil bir cezayla cezalandırılması olduğu kadar, başka suçların işlenmesinin önünü almak, benzer hareket edebilecek kişileri caydırmak, toplumsal ve kamusal alanda güvenlik sağlamaktır.
Cezalandırmada kamusal, toplumsal menfaatin korunması gayeleri yanında, kişilerin topluma kazandırılması, faydalı bir birey olarak topluma geri dönüşünün sağlanmasına hizmet edecek cezaların tayin edilmesi de mevcuttur. Her mesele kendi koşullarına göre değerlendirilir. Meselenin koşulları doğrultusunda, en uygun ve adil ceza tespit edilmeye çalışılırken, kamu yararının korunması ile kişinin topluma kazandırılması, cezaların kişiselliği arasında denge sağlanması mahkemelerin amacıdır.
Uzun yıllardır, Yargıtay tarafından kabul görmüş bir ilke olarak, ciddi, ağır, yaygın veya yaygınlaşma eğilimi gösteren suçlarda izlenmesi gereken yol, kamu düzeninin korunması ilkesine ağırlık verilmesi ve cezaların kişiselliği gayesinden uzaklaşılması gereğidir.
Adam öldürme, ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılabilecek bir suçtur. Yaşam hakkı, gerek anayasamız, gerekse AİHM sözleşmesi düzeninde korunan ve en fazla değer atfedilen haktır. Yaşam hakkının kanunsuz olarak bir kimseden alınması, hayatının sonlandırılması bir kimsenin yargılanabileceği en ağır suçlardandır.
Bu tür suçların toplumda infial ve korku yarattığı aşikârdır. Adam öldürme, hiç şüphesiz en etkin ve ciddi surette cezalandırılacak suçlardan bir tanesidir.”

Öfke patlaması yaşadı

Suçun işleniş şekli hakkında incelemede bulunduklarını kaydeden heyet başkanı, tüm olguları dikkate aldıklarını belirterek, olayın cereyan edişini şu şekilde betimledi:
“Sanık, lise çağlarından itibaren obsesif kompisif bozukluğu tanısıyla ilaç kullanan bir kimsedir. Sanık, 6 Ağustos 2014’te, DAÜ’ye kaydını yaptırmış. 7 Ekim 2014’te Alfam Yurdu’nda kalmaya başlamıştır. 30 Ekim 2015’te ise, KKTC’ye yeni gelmiş, DAÜ’ye kayıt yapan maktul ile aynı yurt odasında kalmaya başlamıştır.

Sanık, 19 Ocak 2015’te, DAÜ Sağlık Merkezi’nde, doktor kontrolünde psikiyatrik tedavi ve ilaç kullanımına başlamıştır. Bu takip, sanığın kendiliğinden vazgeçtiği 24 Haziran 2015’e değin devam etmiştir. Sanık, Kasım 2015 tarihlerine değin, en son doktorunun kendisine önerdiği ilaçları kullanmış ve bu tarihlerde ilaçlar uyku verdiği inancıyla ilaçlarını almayı bırakmıştır.
Sanık, ilaç kullanımını bırakmasına müteakip, aynı ay içerisinde, sinir ve öfke kontrolü bozuklulukları yaşamaya başlamış, kendi kendine bunu fark ettiyse de teskin olamamış, bunu babasıyla da paylaşmıştır.
Yine sanık, bu dönemde de kız arkadaşına yönelen kıskançlıklar yaşamaya başlamıştır. Bu koşullarda sanık, 22 Kasım 2015’te, kız arkadaşının bir başka kişiyle ilgisi olduğu şüphe ve öfkesi hat safhaya yükselmiştir.
Kız arkadaşıyla, kendi kalmakta olduğu odasında görüşmek istediğini ona ilettiğinde, kız arkadaşından ilk başta olumsuz bir yaklaşımda bulunulduğunda ve oda arkadaşı olan maktule, bu sebeple, konu gece odadan ayrılmak istediğinde, maktulün de odadan çıkmak istemediğini belirtmesinden öfkelenmiş ve bu iki husustaki öfkesine binaen ifadesinde de belirttiği gibi, ‘ya kendimi, ya oda arkadaşımı ya da kız arkadaşımı öldürmek’ gayesiyle, saat 22.00’de yurttan ayrılmış, markete gitmiş, 2 bıçak almış ve odasına geri dönmüştür.
Sanık, odasına geri geldiğinde, oda arkadaşına aynı teklifi yapmış ancak yeniden reddedilmesi üzerine, öfke patlaması geçirmiştir. Sanık, önce oda arkadaşını yumruklayarak boğazını sıkmış, ardından da marketten aldığı bıçaklardan tahta saplısını mutfaktan alarak, oda arkadaşının, karın ve göğüs kısmına 23 bıçak darbesi vurarak, ölümüne sebebiyet vermiştir. Daha sonra, ifadesinde de belirttiği gibi, acı çekmesin diye maktülün boğazını da kesmiştir.”

Katkısal kusur yok

Melek Esendağlı, olayın meydana geliş şeklini incelediklerinde sanığın, münhasıran kendi sıkıntılı ve rahatsız yaklaşımlarıyla maktule yöneldiğini söyledi.
Sanığın maktulle, ne olay gecesi, ne de oda arkadaşı olması hasebiyle, olay öncesinde, hiçbir hususta aralarında husumet veya gerginlik yaşanmadığına vurgu yapan Melek Esendağlı, “Maktulün, fiili, icrai veya ihmali düzeyde sanığa yönelmiş hiçbir hareketi yoktur” dedi.

banner134
Melek Esendağlı, maktulün, sanığın birlikte kaldıkları odada, gece dışarıya çıkmama tercihini kullandığını ve bu tercihini en doğal bir şekilde beyanda bulunduğuna vurgu yaparak, konu olayın meydana gelmesinde maktulün katkı koymadığı gibi herhangi surette sanığı tahrik etmediğine de dikkat çekti.
Melek Esendağlı, şöyle devam etti:
“19 yaşında üniversite eğitimi için KKTC’ye gelen maktul, hiçbir kusur atfedilemeyecek şekilde cinayete kurban gitmiştir.
Sanık, kendi içerisindeki öfke patlamalarını, öldürme düşüncesi raddesine taşıdığında, marketten bıçak almış ve odasına geri döndüğünde, oda arkadaşı maktulü, önce darp ederek boğazını sıkmış, ardından da 23 bıçak darbesiyle ve en son da boğazını keserek ölümüne sebep olmuştur.
Emare otopsi raporuna göre, tespit edilen 23 adet kesici, delici alet yaralanmasının 3 tanesi tek başına öldürücü mahiyettedir.
Sanığın suçun işlenmesi esnasında, fiilen maktulün üzerine bıçak darbeleriyle saldırması, bir sefer yaralamak veya bıçak sokmakla eylemlerini sonlandırmayıp, 23 kez sıcak darbe ve temas yaparak maktulün ölümüne sebebiyet vermesi, bu cinayetin şiddetinin ve vahametinin bir göstergesidir. Sanık, defalarca durmaksızın fiiline devam ederek bu suçu işlemiş ve son hareket olarak da maktulün boğazını kesmiştir.

Endişe ve korku yarattı

Melek Esendağlı, ülkeye eğitim için gelen maktul Tevfik Uzunoluk’un, ülkeye geldikten iki ay sonra öldürüldüğüne değinerek, olayın gerçekleştiği yerin, yurt odası olduğuna vurgu yaptı.
Yurda yerleştirilmenin, yurt yönetimi tarafından yapılmakta olduğunu belirtip, sanık ve maktulün, oda arkadaşı olup olmaması hakkında bir tercihte bulunmadığından da söz eden heyet başkanı, sanık ve maktulün, yerleştirme usulüyle tanıştığından söz etti.
Heyet başkanı, olayın üniversite kampusü içerinde, üniversite öğrencilerinin iskan edildiği yurt binasında meydana gelmesini sanık lehine ağırlaştırıcı bir faktör olarak ele aldıklarından söz etti ve “Cinayet, üniversite ve yurt sakinlerinde ciddi bir endişe ve korku yarattı. Üniversite eğitimi için, ailelerinden uzakta, yurtta kalan genç kişilerin huzur ve güvenliği, bu olaydan ciddi surette zedelenmiş kamu vicdanı yaralanmıştır. Bu husus, meselenin ciddiyetini artırmaktadır” şeklinde konuştu.

 

İtiraf etti

Sanığın kişisel durumuna da değinen heyet başkanı, sanığın, olay gecesi suç işledikten sonra çevresinde hiçbir görgü tanığı olmamasına karşın ilk yaptığı hareketin itirafkar olduğuna değindi.
Heyet başkanı, sanığın, olay sonrası, gönül bağı olan kız arkadaşını son kez görmek için buluştuğunu, ona yaptıklarını itiraf ettiğini ardından da taksi için para çektikten sonra, polis müdürlüğüne gidip teslim olduğundan söz etti.
Sanığın kendi ülkesine kaçma veya yargılanmadan kaçma ihtimalini hiçbir surette aklından geçirmediğine vurgu yapan heyet başkanı, şöyle devam etti:
“Sanık, olayın hemen akabinde teslim olup, en erken vakitte olanları tüm detaylarıyla polise aktarmıştır. Polise yardımcı olmuştur. Sanık, doktorlar ve sosyal tahkikat memuruyla olan görüşmelerinde ise pişmanlığını derin şekilde ifade etmiştir. Sanığın, mahkemedeki gözlemi de ayni pişmanlığı göstermektedir. Pişmanlık ve nedameti sanık lehine hesaba kattık. Sanık ilk günden polise yardımcı oldu gibi, aleyhindeki ithamı da en erken bir zamanda kabul edip adaletin erken tecellisine katkı sağlamıştır. Sanık, kamu vicdanının rahatlanması için katkı koymuştur.”

Psikolojik rahatsızlığı var

Melek Esendağlı, “Sanığın psikolojik rahatsızlıklarına da değinerek, üç doktorun da sanığı muayene ettiğini ve cezai ehliyeti olduğu yönünde fikir birliğinde oldukları gibi, sanığın hakkında obsesif kompisif tanısı ve ilaç tedavisi hakkında da fikir birliğine varmışlardır” dedi.
Sanığın lise çağından beri, Türkiye’de, ardından da üniversitenin sağlık merkezinde psikiyatrist desteğe muhtaç, ilaç tedavisi gerektiren bir hasta olduğuna dikkat çeken başkan, sanığın, ruh sağlığı rahatsızlıklarının azımsanamaz bir boyutta olduğunu dile getirdi.
Heyet başkanı, şöyle dedi:
“Sanık, olay sonrası, maktülün üzerini örtmek, kendi kıyafetlerini çıkartıp maktülün üzerine koymak gibi karmaşık duygu durumunu gösteren hareketler sergilediği gibi, gönüllü ifadesinde, görüntüden ve kendinden tiksindiğini de ifade etmektedir.
Sanığın ruh sağlığı sorunları sebebiyle önerilen ilaçları kendi kararıyla bıraktıktan sonra öfkesini kontrol edemez bir boyuta geldiği olgularda aktarıldığı gibi, sanık avukatı tarafından da belirtilmiştir. Sanığın daha etkili bir tedavi süreci içerisinde olmasının olumsuz durumuna faydası olacağı kabul edilebilir. Ancak, sanığın tedavisini yarım bırakmak ve ilaçlarını kendi kararıyla almaması, sağlık koşullarını kendi eliyle ağırlaştırdığı görülmektedir.”
Melek Esendağlı, sanığı, işlediği suçlardan ötürü suçlu bulup aleyhine getirilen davalardan mahkûm ettiklerini açıkladı ve “adam öldürme” suçunun ağır bir suç olup, ebedi hapis cezasıyla cezalandırıldığına dikkat çekti ve sanığa verilecek en uygun cezanın hapislik olduğuna kanaat getirdiklerini açıkladı.
Konu cinayettin, vahim ve tüyler ürpertici olduğuna işaret eden başkan, suçunu itiraf edip, adaletin erken tecellisine katkı koyan ve karar süresince başını yerden kaldırmayan sanığı, oy birliğiyle suçlu bulduklarını söyledi.
Başkan, olayda hiçbir katkı ve kusuru bulunmayan 19 yaşındaki üniversite öğrencisinin kalmakta olduğu yurt odasında, vahim surette hayatına son veren sanığa ibretamiz bir ceza vermeyi uygun ve adil bularak, sanığı 28 yıl hapis cezasına mahkûm ettiklerini açıkladı.
 

 

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2017, 08:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75