Dede, dövülerek değil, suda boğularak öldü!

banner37

“Dede Cinayeti Davası”nın bir numaralı sanığı Nidai Şanlı’nın avukatının tanık olarak dinlettiği Süleyman Demirel Üniversitesi Anabilim Dalı Başkanı Süleyman S. Gürpınar, Adli Tıp Uzmanı İdris Deniz’in otopsi raporunun hatalı olduğunu iddia etti:

Dede, dövülerek değil,  suda boğularak öldü!
banner90
banner8

“DEDE, ESRAR MADDESİ ETKİSİ ALTINDAYDI”… Savunmanın tanığı Süleyman Gürpınar, Kennedy Taomwabwa Dede’nin künt, kafa ve göğüs travması sonucu gelişen beyin kanaması ile pnömotoraksın müşterek etkisinin değil, suda boğulma öldürdüğünü ileri sürdü. Gürpınar, İdris Deniz’in otopsi raporunda belirttiği yaralama bulgularının ölüme yol açacak nitelikte olmadığını savunarak, esrar maddesi etkisi altında olan Dede’nin, gölette ölü olarak başı su içinde yüz üstü bulunma pozisyonu da dikkate alındığında, su solumuş olduğundan mideye su yuttuğunu ve bu şekilde ölmüş olduğunu iddia etti.

Sedef BOŞNAK

   Kennedy Taomwabwa Dede isimli Nijeryalı gencin, Ocak 2018’de, zorla evinden kaçırılıp Çanakkale Göledi’nde dövülerek öldürülmesiyle ilgili Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen cinayet davasının duruşmaları devam ediyor.

   Başkan Fatma Şenol, Kıdemli Yargıç Ayşen Toroslu ve Yargıç Hazan Aksun’dan oluşan Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin baktığı davanın dünkü celsesinde, sanık Nidai Şanlı’nın avukatı Ulaş Sabancı’nın tanığı, Türkiye’deki Süleyman Demirel Üniversitesi Anabilim Dalı Başkanı Süleyman Serhat Gürpınar, KKTC’nin tek deneyimli Adli Tıp Uzmanı İdris Deniz’in hazırladığı otopsi raporunun hatalı olduğunu iddia etti.

   Savunmanın tanığı Süleyman Gürpınar, Kennedy Taomwabwa Dede’yi, künt, kafa ve göğüs travması sonucu gelişen beyin kanaması ile pnömotoraksın müşterek etkisinin değil, suda boğulmanın öldürdüğünü ileri sürdü.

   Gürpınar, İdris Deniz’in otopsi raporunda, Dede’nin vücudunda tanımlanan yaralama bulgularının ölüme yol açacak nitelikte olmadığını belirterek, “Bulgular, beyin kanaması veya pnömotoraksa yol açmaz. Bunların kanıtı yok. İç organ veya büyük damar yaralanması da yok” dedi.

   Esrar maddesi etkisi altında olan Dede’nin, gölette ölü olarak başı su içinde yüz üstü bulunma pozisyonunu da dikkate alan Gürpınar, su solumuş olduğundan mideye su yuttuğunu ve bu şekilde ölmüş olduğunu iddia etti.

   Dede’nin ölümünün, ısrarla suda boğulma sonucu gerçekleştiğini ileri süren Gürpınar, şöyle devam etti:

   “Dede’nin vücudunda, inkar edilemez birçok travma var. Ekimoz ve şişlikler de var. Ancak bu travmaların hiçbiri ölümcül değil. Kişinin vücudunda elektro şok yarası, taş yarası yok. Taş yarası olsaydı, ciltte sıyrık ya da açık yara olurdu. 

   Elimizdeki tek objektif bulgu, sadece esrar. Ölümünden önce bir buçuk saat arayla, iki kez esrar aldı. Bunun sonucunda halüsinasyon gördü. Suya düştü, az suda dahi kendini kurtaramadı, boğuldu.

   Net fotoğraflara göre, maktulde, ölü sertliği var.Ölü katılığı devam ederken, ölümünün üzerinden 36 saat geçmiş olamaz. 36 saat geçmiş olsaydı, ceset, gevşemeye ve çürümeye başlayacaktı. Ölümü, 24-30 saat öncesinde meydana geldi.

   İdris Deniz’in raporunda, ispatlanmamış, bulgusu saptanamayan iddialar var. Suda bulunmuş cesetlerde, suda boğulmayı ekarte etmek gerekir. Burada ekarte edemiyoruz. Akciğer çok şiş ve ödemli. Soluk borusunda ve midede kanlı sıvı var. Ceset suda yüzü koyun yatıyor. İdris Deniz’in değerlendirmesi yanlış. Ben, genetik tıp bileğisiyle, olayı çözecek kadar bilgi verdim, takdir mahkemenindir.”

“İdris Deniz, hata etmemiştir”

   İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Kıdemli Savcı Mustafa İldeniz, Süleyman Serhat Gürpınar’ı, saatlerce süren sıkı bir istintaka tabi tuttu.

   Kıdemli Savcı Mustafa İldeniz, Gürpınar’a birçok iddiada bulunarak, bu iddialarını adli tıp literatürlerindeki kriterlere dayandırdı.

   Mustafa İldeniz, “İdris Deniz, hata etmemiştir. Maktulün baş, yüz, boyun, şakak ve göğüs bölgesinde çok sayıda yoğun travma var. Suya düşmeden öldüğü kesindir. Olay yerinden toplanan deliller konuşur. Ağız içinde çamur yok. Suda boğulduğunu gösteren bir bulgu yok. Akciğerine su gitmedi. Kişide, travma sonucu beyin kanaması olduğu açıktır” dedi.

   İldeniz, Gürpınar’a avukatı tarafından incelemesi gereken birçok belgenin kendisine eksik gönderildiğini söyledikten sonra, 4 uzmanla para karşılığı hazırladığı raporun, bilir kişi raporu değil, eksik ve yetik doğmuş bir bilimsel görüş olduğunu iddia etti.

   İldeniz, sözlerine devamla şu iddiaları koydu:

   “Dede’nin otopsisini layıkıyla yapan İdris Deniz’in, gördüklerini rapora işlememesi için bir sebebi yoktu. Ama sizin vardı. Otopsi başlama saati 09.40. Yani, bu saat, dikkate alındığında, ölüm saati otopsiden 24 saat değil 32-36 saat öncedir. Maktul, tatlı suda olduğundan ölüm katılığı yavaşlamıştı. Başındaki tüm sahalarda kanama ve ekimoz vardı. Suda olduğuna dair iz yok. Bulunduğunda, su içerisinde, yüz üstü, başı dirseğindeydi. Siz bize yorum yaptınız. Sonradan uydurdunuz. İdris Deniz’in bulgularının ispatı, kitaplarda da mevcuttur. Hata etmemiştir. Ne ölüm zamanında ne de ölüm tayininde. Dede’nin, beynine ve göğüs bölgesine uygulanan şiddetli travma, akciğerine hasar verdi. Bu hasar, göğüs boşluğuna serbest hava çıkmasına neden oldu. Beyin boşluklarındaki kanama ve pnömotoraksın birlikte cereyan etmesi, ölümü hızlandırdı. Suya düşmeden öldü.”

   Mahkeme, huzurundaki davayı, kaldığı yerden dinlemek üzere bugüne erteledi.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75