AİHS’e göre işkence yasağı

AİHS’in 3. maddesinde “İşkence Yasağı”nın güvence altına alındığını görürüz. Buna göre; “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.” İşkence yasağı, AİHS’te ve TC. Anayasası’nda öngörülen ve olağanüstü durumlarda bile sınırlanamayan mutlak bir hakkı içerir. Buradan çıkarılacak sonuç ise işkence yasağına ne bir istisna getirilebileceği ne de Sözleşme’nin 15. maddesine göre askıya alınabileceğidir. Burada amaç bireyin vücut bütünlüğünü ve kişilik onurunu mutlak surette korumaktır.
   AİHM, “işkence”, “insanlık dışı” ve “onur kırıcı” kavramlarından ne anlaşılması gerektiği konusunda bir yorumlamaya gitmiştir. İrlanda/İngiltere davasında, kişi üzerinde uygulanan fiilin “en az belli bir ağırlıkta” ya da “belli bir düzeyde” olması gerektiği konusunda bir yorum yapmıştır. Üç fiil arasındaki temel fark, bir nitelik değil yoğunluk farkı olacaktır. “Onur kırıcı” muamele bireyi, başkaları ya da kendi nazarında küçük düşüren bir harekettir. Buna örnek vermek gerekirse; ırk ya da inanca dayalı bir ayrım somut olaya göre onur kırıcı bir muamele oluşturabilecektir. İnsanlık dışı muamele ile işkence arasındaki temel fark ise bir ağırlık ya da yoğunluk farkı olacaktır. İşkence yasağı kapsamındaki muameleler, kasten yani bilerek ve isteyerek işlenebilen fiillerdir. Ancak bir muamelenin insanlık dışı ya da aşağılayıcı olması için kırmak ya da aşağılamak kastını taşıması gereği mutlak değildir. Bir muamelenin insanlık dışı ya da aşağılayıcı sayılması için bunların yol açtığı ıstırap ve aşağılanma duygusunun herhangi bir meşru muameleye yol açtığı kaçınılmaz ıstırap ve aşağılanmadan her durumda daha ileri boyutta olması gerekir. İşkencede ise özel kast aranır. İşkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye göre daha ağırdır. Bir fiilin işkence yasağına aykırı sayılabilmesi için mutlaka kişiye uygulanan kaba kuvvet ya da şiddet olması gerekmeyecektir. Kişiye verilen manevi ıstırap da bu bağlamda değerlendirilebilecek bir husustur. Suç ile ceza arasındaki aşırı orantısızlık da insanlık dışı muamele sayılabilir. AİHM kararlarından örnek verecek olursak; “Bir kimse polis gözetiminde iken yaralandığı takdirde bu durum kötü muamele iddiasına ciddi bir dayanak oluşturur. Hükümetin bu konuda, özellikle mağdurun yaralandığı doktor raporu ile saptanmışsa, kötü muamele iddiasını çürüten nesnel ve inandırıcı sebepler göstermesi gerekir” (Altay/Türkiye kararı). Gözaltına alınan bir kişi gözaltına alındığında sağlıklı iken gözaltı süresinde sağlığında bir kötüye gidiş söz konusu olmuşsa bunun işkence ya da kötü muamele nedeniyle olmadığını devlet ispatlamakla yükümlü olacaktır. AİHM, devletin işkence iddiaları konusunda etkili bir soruşturma yürütmemiş olması hâlinde de devletin 3. maddeyi ihlâl ettiği sonucuna varmaktadır. Bir davada başvuran, altı polis memuru tarafından evinin aranması sırasında evinin balkonundan düşmüş ve yaralanmıştır. Kişi polisler hakkında şikâyetçi olmuş ve polis memurları yargılamaları sonucunda isnat olunan suçtan beraat etmişlerdir. Kişi, 3. maddenin ihlâli gerekçesiyle AİHM’e başvurmuştur. Mahkeme, ceza yargılamasında polis memurlarının beraat ettirilmiş olmasının davalı devleti Sözleşme çerçevesinde üstlendiği yükümlülüklerden kurtarmadığını vurgulamaktadır. Başvurucunun yaralarına inandırıcı bir açıklama getirmek davalı devletin göreviydi. Yetkililerin denetimleri altında tuttukları kişiler konusunda hesap vermekle yükümlü olduklarını hatırlatan Mahkeme, devletin başvurucunun altı polis memurunun gözetimindeyken düşmesi sonucu oluşan yaralarından sorumlu olduğu görüşündedir (Berktay/Türkiye kararı).
   Son olarak kişilere karşı güç kullanılması mutlak surette gerekli olmalıdır; ancak ölçülü (orantılı) kuvvet kullanıldığı takdirde devlet ve güç kullanan kamu görevlisi sorumluluktan kurtulabilecektir.
  

YORUM EKLE

banner75