Allah yolunda hizmet için birbirimizle yarışalım

   Kuranda müminlerin özellikleri sayılırken Müminlerin Allah yolunda hizmet etmek için birbirleriyle yarıştıkları A’li İmran suresi 114. ayette Şöyle buyruluyor:

  “Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte Salihler onlardır.”

   Adîy ibni Hâtim (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rabbiniz arada bir tercüman bulunmaksızın mutlaka hepinizle konuşacaktır. O gün kişi sağına bakar önceden gönderdiği hayırlı işleri ve sevabını görür, soluna bakar yine önceden işlediği kötülükleri ve günahları görür. Önüne bakar önünde de sadece cehennemi görür. Öyleyse yarım hurmayla da olsa cehennemden korunmaya çalışınız, hayırlı amellerinizi artırınız.” (Buhari, Zekat 9, Müslim, Zekat 67)

   “Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önceden ne yollarsanız, onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz ki Allah, yaptığınızı hakkıyla görendir.” Bakara 2/110

   Yasin suresi 12. ayette şöyle buyruluyor: “Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.”

   Allah’ın rızasını ve cenneti kazanmak için sahabenin bir birleriyle yarıştıkları gibi bizimde hayırda yarışmamız gerekmektedir.

   Bir seferinde ordu gazve için hareket hazırlığı yapıyordu. Ebi Vakkas’ın oğlu Umeyr (r.a.) küçük yaşta olduğu için kendisini kimse görmesin diye Peygamberimiz (s.a.v.) görürde savaşa götürmez diye oraya buraya gizlice sokulmaya çalışıyordu. Şehit olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Ordu görüşe hazır olunca korktuğu başına geldi ve peygamberimiz onun yaşı küçük olduğundan savaşa katılmasını uygun görmedi. Ama o arzusunun çok şiddetli oluşundan üzüntüsünü yenemeyip, ağlamaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz onun bu arzusunu görünce müsaade buyurdu.

   Bir keresinde Uhud savaşına giderken bir konak yerinde efendimiz orduyu teftiş etti ve küçük yaştakileri geri gönderdi. Geri gönderilen çocuklar aşağı yukarı 14 yaşlarında idi. Geri gönderilirlerken Hz. Hadic (r.a.): “Ya Resulullah oğlum Rafi çok güzel ok atar” dedi. Bir taraftan da oğlu Rafi izin koparmak için ayaklarının ucuna basarak yürümeye çalışıyor ve kendisini uzun boylu göstermeye çalışıyordu. Peygamberimiz ona müsaade etti. Bunun üzerine Cündüp oğlu Semure üvey babası Sinan oğlu Mürre’ye dedi ki: “Resulullah Rafi’e izin verdi, bana izin vermedi. Hal bu ki ben ondan kuvvetliyim. Benimle güreşirse onu yıkarım.” Bu sözleri peygamberimize ulaşınca güreşmelerine izin verdi. Bunun üzerine hakikaten Semure Rafi’yi yendi. Peygamberimiz ona da izin verdi. Bunun üzerine diğer çocuklar da izin alabilmek için büyük gayretler gösterdiler.

   Bu gün Allah yolunda yapılabilecek hizmetin en başında tebliğ gelmektedir. Çünkü tevhidin tebliğcileri yok denecek kadar azalmıştır. Şirk’in din diye tebliğ edildiği bu gün tevhidin tebliğinden daha büyük cihad olur mu? Kokuşmuşluk dönemlerinde her zaman tebliğcilerin ve Allah yolunun hizmetçilerinin olması gerektiği hakkında A’li İmran suresi 104. ayette şöyle buyruluyor: “İyiliği emreden, kötülükten sakındıran ve hayra, doğruya güzele çağıran içinizden bir topluluk bulunsun. İşte kurtulanlar bu kimselerdir.”

   Asr suresinde ise şöyle buyruluyor: “Asra yemin olsun ki bütün insanlar hüsrandadır. İman edenler, salih amel işleyenler ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

   Bu sure İslâmın emrini bir cümleyle özetleyen bir suredir. Dolayısıyla bir Müslüman iman edecek, Allah’ın rızası için çalışacak, salih ameller işleyecek ve İslâmi tebliğ edecek ve bu yolda karşılaşılacak sıkıntılara karşı da sabrı tavsiye edecek.

                                                                  **

                                   

İyilik ve hizmette sıra

   Önce kendimizden sorumluyuz. Nefsin, yeme içme gibi maddi ihtiyaçlarını görmek vazifemiz olduğu gibi, onu terbiye edip manevi kirlerden temizlemek de ihmal edilmeyecek bir görevdir. Sonra, sırasıyla ailemiz, çocuklarımız, yakın akraba ve kapı komşularımız gelmektedir.

   Ailemizden sonra ilgi, iyilik ve hizmet sırası akrabalık bağımız bulunan fakirlerdedir. Yardım ve iyilik yapılacak fakir akraba olunca iki yönlü sevap vardır: Birisi sadaka sevabı, diğeri de akrabayı gözetme sevabıdır.

   Akrabadan sonra kapı komşularımız hak sahibidir. Maalesef günümüzde bu konu çok ihmal edilmektedir. Kendisiyle aynı binada oturduğu fakire ilgisiz kalıp, mahalle veya şehir dışındaki fakirlerin derdine düşen zengin hata etmektedir. Yine elinin altında çalıştırdığı işçileri zekâta muhtaç iken, onların ücretlerini düşük tutup haklarından kesen, bu parayla her sene nafile hacca veya umreye giden, dışarıdaki hayır kurumlarına bağışlarda bulunan, adını duyurmak için bir sürü israf ve masraf yapan işveren de hata içinde olup, sorumludur.

   Hz. Aişe validemiz Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e iyilik ve ikrama hangi komşudan başlayacağını sorunca, Efendimiz s.a.v. ona şu cevabı verdi:

   – Kapısı sana en yakın olan komşudan başla.” (Buharî)

   Kapı komşu demek, yüz yüze geldiğin ve sürekli halini gördüğün kimse demektir. Bunun içine her gün beraber olunan iş, yol, ders ve sohbet arkadaşları da girer.

   Hz. Rasulullah s.a.v.’in şu uyarıları çok dikkat çekicidir:

   “Komşusu aç iken kendisi tok olan kimse, kâmil (olgun) mümin değildir.” (Buharî, Hâkim)

   “Cibril bana komşu hakkında o kadar tavsiyelerde bulundu ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî,)

                                                                   **

Peygamberimizin kalbindeki merhamet ve insan sevgisi

   Uhut harbinde Müslümanlar 70 şehit verdiler. Müşriklerden öldürülenlerin sayısı 22'dir. Savaş esnasında İslâm ordusundaki kadınlar büyük fedakârlık göstermişler, askerlere su dağıtıp, yaraları sararak hizmet etmişlerdir.

   Peygamberimiz yıllar sonra Uhut Savaşı’nın yapıldığı yerden geçerken o acı günü hatırlayarak yanındakilere şöyle seslenmiştir; "Müslümanlar, bundan sonra tekrar putlara tapmanıza imkân yoktur. Bundan zerre kadar endişe etmem. Korktuğum şey sizin dünyaya tapmanızdır.”

   Bu savaşta, müşrikler galip gelmekle beraber, bekledikleri sonucu elde edemeden Uhut'tan çekildiler. Yeniden toparlanan Müslümanlar bir süre düşmanı takip ettiler. Düşman tekrar savaşmayı göze alamadı. Mekke’ye doğru yoluna devam etti. Müslümanlar da Medine'ye döndüler.

Uhut Savaşı’ndan alınacak dersler

   Savaşın başında Müslümanlar zaferi kazanmış iken, daha sonra niçin yenilgiye uğradılar?

   Bunda Müslümanlar için alınacak önemli dersler vardır;

   Büyüklerin sözünü dinlememek, kumandanlara itaatsizlik etmek, çok kutsal bir görev olan nöbeti bırakıp şahsi menfaat peşinde koşmak, bir ordunun savaşı kaybetmesine sebep olur. Ve bundan sadece bu hatayı işleyenler değil, bütün millet zarar görür.

   Uhut Savaşı’nda böyle olmuştur. Vadiye yerleştirilen okçu birliğinin Peygamberimizin emrine itaat etmemesi ve nöbet yerini bırakıp ganimet toplamaya kalkması, İslam ordusunun yenilgiye uğramasına ve Müslümanların felakete düşmesine sebep olmuştur. Bu tarihi olay Müslümanlar için bir uyarıdır.

YORUM EKLE

banner75